Bir yerler karışıyor ve birileri yollara düşüyor, insanlar doğdukları ülkelerde değil de, rüyalarında bile görmedikleri ülkelerde doyuyor, çoğalıyor ve ölüyor. Rûmi’ye Rûmi dediğim için beni milliyetçi olmakla suçlamıştı Şiraz’da Hafız’ın mezarı başındaki İranlı insandaşım. Belhî, Belhî diye düzeltmişti hatamı. Hassasiyetleri anlayabiliyorum ama gene de anlı şanlı Cibran’a Bostonlı denmesinin onun Lübnan’daki köklerine halel getirmeyeceğine, birilerinin daha sahiplenmesinin dünya adına büyük bir kazanım olacağına inanıyorum.
Suriye’deki tuhaf şeye ne diyeceğiz? Bin yıllarca medeniyetin kalesi olan diyarların başına gelenleri anlayamadık ki, anlatalım, kavramsal çatılarını çatıp, mantık örgüsünde konuştukça konuşalım. Bir gece vakti yol bilmez, iz bilmez, Arapça bilmez halimle arşınlamıştım Şam ve Halep sokaklarını. Kasiyyun tepesine çıkmış, tepelerde top oynamıştım evvelce tanımadığım arkadaşlarımla. Evinde misafir olmuş, yeğeni hastalandığında hastanede zaman geçirmiş ve kimliksizliğini paylaşmıştım Kürt Şükrü ile. Anlayamadık ama anlamaya çalışıyoruz, yola çoktan çıktık varamasak da istikamette kalırız.
Bu yazının devamı
200. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Otuz beş senelik sıçramayla bugünün okuma kültürüne baktığımızda tür, başlık, biçim, tasarım vb. birimlerin, aşırılaşan ve baş döndüren seçenekleri arasında okuru ürküttüğünü düşünebiliriz. Çocuk kolayca seçiyor aslında, ürken anası babası. Birçok şey gibi okumanın da güncellenmesi gereken temel bir beceri olduğunu gözden kaçıran taş devri okuru;
Medeniyet yüzyıllar boyu güneydeydi, sıcağa yakın ılıklık ve soğuktan uzak serinlik zihinlerin olduğu gibi tarımın, ticaretin bereketli ve selamette kalmasını sağlıyordu. Kuzey bilinmeyendi, sertlikti, barbarlıktı, öcüler diyarıydı, ilkesizlik, ölçüsüzlüktü.
Rutine dair hoş bir resimli kitap okumuştum yakınlarda. Kıymetli dostumun rutin övgüsü peşisıra çıkmıştı karşıma. Arkadaş sohbetlerinden tutun da, anne-baba nasihatlerine, okuldaki derslere, dini söylemlere varıncaya kadar hemen her yerde,
On dokuzuncu yüzyıl İsveç kırsalına uzanmadan önce otuz beş yıl öncesinin Bayburt’una uzanmalıyız. İsveç’le Bayburt arasındaki göbek bağını hemen herkes bilir. Selma Lagerlöf ile dedemin tanış olduğunu da söylersem ve Nils Holgersson’un
Kehanet nedir, gerçekten nerede ayrılır, bugünle gelecek arasındaki muhayyel gerilim nasıl dindirilir? Bilimkurgucular kadrosuz bilim insanları mıdır? Fantastik edebiyat menkıbeler mi anlatır? Bilim, sözünü nasıl dinletir? Olmayan şey ciddiye alınır mı?
Yine Yoldayız: İnsanlık Ne Zaman Çıkıyor Yola?
Bir yerler karışıyor ve birileri yollara düşüyor, insanlar doğdukları ülkelerde değil de, rüyalarında bile görmedikleri ülkelerde doyuyor, çoğalıyor ve ölüyor. Rûmi’ye Rûmi dediğim için beni milliyetçi olmakla suçlamıştı Şiraz’da Hafız’ın mezarı başındaki İranlı insandaşım. Belhî, Belhî diye düzeltmişti hatamı. Hassasiyetleri anlayabiliyorum ama gene de anlı şanlı Cibran’a Bostonlı denmesinin onun Lübnan’daki köklerine halel getirmeyeceğine, birilerinin daha sahiplenmesinin dünya adına büyük bir kazanım olacağına inanıyorum.
Suriye’deki tuhaf şeye ne diyeceğiz? Bin yıllarca medeniyetin kalesi olan diyarların başına gelenleri anlayamadık ki, anlatalım, kavramsal çatılarını çatıp, mantık örgüsünde konuştukça konuşalım. Bir gece vakti yol bilmez, iz bilmez, Arapça bilmez halimle arşınlamıştım Şam ve Halep sokaklarını. Kasiyyun tepesine çıkmış, tepelerde top oynamıştım evvelce tanımadığım arkadaşlarımla. Evinde misafir olmuş, yeğeni hastalandığında hastanede zaman geçirmiş ve kimliksizliğini paylaşmıştım Kürt Şükrü ile. Anlayamadık ama anlamaya çalışıyoruz, yola çoktan çıktık varamasak da istikamette kalırız.
Bu yazının devamı 200. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Yıldızların Özüne İşlenmiş Hikâyeler
Otuz beş senelik sıçramayla bugünün okuma kültürüne baktığımızda tür, başlık, biçim, tasarım vb. birimlerin, aşırılaşan ve baş döndüren seçenekleri arasında okuru ürküttüğünü düşünebiliriz. Çocuk kolayca seçiyor aslında, ürken anası babası. Birçok şey gibi okumanın da güncellenmesi gereken temel bir beceri olduğunu gözden kaçıran taş devri okuru;
Çocuk Özerkliği Olarak Makul Medeniyet
Medeniyet yüzyıllar boyu güneydeydi, sıcağa yakın ılıklık ve soğuktan uzak serinlik zihinlerin olduğu gibi tarımın, ticaretin bereketli ve selamette kalmasını sağlıyordu. Kuzey bilinmeyendi, sertlikti, barbarlıktı, öcüler diyarıydı, ilkesizlik, ölçüsüzlüktü.
Bir Rutinbozar ve Çocuksavar Olarak Savaş
Rutine dair hoş bir resimli kitap okumuştum yakınlarda. Kıymetli dostumun rutin övgüsü peşisıra çıkmıştı karşıma. Arkadaş sohbetlerinden tutun da, anne-baba nasihatlerine, okuldaki derslere, dini söylemlere varıncaya kadar hemen her yerde,
Nils Holgersson Dedemin Nesi Olur? Bayburt-İsveç Hattında Bir Çocuk Edebiyatı Kanonunun Öyküsü
On dokuzuncu yüzyıl İsveç kırsalına uzanmadan önce otuz beş yıl öncesinin Bayburt’una uzanmalıyız. İsveç’le Bayburt arasındaki göbek bağını hemen herkes bilir. Selma Lagerlöf ile dedemin tanış olduğunu da söylersem ve Nils Holgersson’un
Sözümü Özümü Tartın Öyle Yargılayın Beni
Kehanet nedir, gerçekten nerede ayrılır, bugünle gelecek arasındaki muhayyel gerilim nasıl dindirilir? Bilimkurgucular kadrosuz bilim insanları mıdır? Fantastik edebiyat menkıbeler mi anlatır? Bilim, sözünü nasıl dinletir? Olmayan şey ciddiye alınır mı?
Alışverişe devam et