İlk insan Âdem ve eşi, ilk ve tek din ise İslam’dı. Âdem ve eşinin zamanla çocukları ve torunları oldu; insanlar çoğalıp yeryüzüne dağıldılar.Hakikate iman ettikleri için muvahhit, fıtratlarına uygun bir hayat tarzını sürdürdükleri için Müslümandılar. Kendilerini yaratanın ne üstünde ve nede yanında başka bir yaratanın, iradenin, gücün, bilenin, yönetenin… olmadığına kuşkusuz bir şekilde inanıyorlar, O’nun kendileri için belirlediği ilke ve kurallara uyarlarsa hem dünyada ve hem de ahirette gerçek esenliğe sahip olacaklarını biliyorlar ve bu bilgilerinin gereklerini de yerine getirmekte tereddüt etmiyorlardı. Böyle oldukları için de birbirlerine olan güvenlerini sarsacak, dostluklarını bozacak, onurlarını lekeleyecek, kişiliklerini tahrip edecek şeyler ne zihinlerinde ve ne de hayatlarında yer buluyordu.Allah’ın hakikati bildirmek ve gereklerini açıklamakla görevlendirdiği babaları Âdem ile kendilerine bildirilmiş olan hakikate iman ediyor, batıl olan şeylerle herhangi bir ilgileri bulunmuyordu. Zulüm, haksızlık, kötülük, yalan, aldatma, ahlaksızlık gibi tüm olumsuz şeyler bilmedikleri şeylerdi. Her şeyi ile ve her haliyle güvenli, doğru, iyi, ahlaklı, adaletli… bir hayatın mensubuydular. Birbirlerine dost ve kardeştiler. Gerçek anlamda mutlu ve huzurluydular. Asıl Cennet’te değildiler ama dünya şartları içerisinde adeta cennette yaşıyorlardı. Tüm bu özellikleri sebebiyle de Allah’ın razı olduğu bir ümmettiler; yaratılış amacına uygun hayat süren, yaratılış amaçlarıyla çatışmayan bir ümmet.
Yol Ayrımı
Bu yazının devamı
205. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Türkiye’de, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, dinin kültürel, sosyal, sınıfsal, ekonomik birçok görüngülerine hayatın giriftliği ve karmaşası içinde tanıklık etmeyi sürdürmekteyiz. Zaten evrensel düzeyde “hayat”la ilintisini tüm geri çektirme çabalarına rağmen ısrarla vurgulayan din, değişimin çok farklı boyutlarında adından söz ettirdiği gibi, bundan sonra da hayattan geri dönen tüm yanlışların müracaat edeceği yegane adres olarak …
Postmodern nihilist çağda kimlikler üzerinde pek çok tartışma yapıldı. Etimolojik kökenin uzantıları üzerinden yeni kurgular inşa edildi. Kimlik, ulus ve millet kavramı üzerinden ele alındığı gibi dinsel veya felsefi kökleri açısından da yeniden inşa edildi.
Yabancı ile olan ilişkilerin pamuk ipliğine bağlı doğası onun aidiyetsizliğinden gelir. Aidiyetsizlik vurgusu yabancının kökeninedir. Yabancının kökleri, yerlinin mekânsal sınırları dışında olduğundan doğası gereği belirsiz ve öngörülemezdir. Bu nedenle yabancı, bireysel olarak değil belli bir tipte yabancı olarak algılanır.
Her kitap okuyucuyu bilgilendirmek ve yönlendirmek için yazılır. Yüce Allah’ın tarih boyunca bütün toplumlara kendi dilleriyle gönderdiği vahiyler de insanların bilgi ve kapasitelerine göre anlayacakları kitaplar olup
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
İnsan ve İslam
İlk insan Âdem ve eşi, ilk ve tek din ise İslam’dı. Âdem ve eşinin zamanla çocukları ve torunları oldu; insanlar çoğalıp yeryüzüne dağıldılar.Hakikate iman ettikleri için muvahhit, fıtratlarına uygun bir hayat tarzını sürdürdükleri için Müslümandılar. Kendilerini yaratanın ne üstünde ve nede yanında başka bir yaratanın, iradenin, gücün, bilenin, yönetenin… olmadığına kuşkusuz bir şekilde inanıyorlar, O’nun kendileri için belirlediği ilke ve kurallara uyarlarsa hem dünyada ve hem de ahirette gerçek esenliğe sahip olacaklarını biliyorlar ve bu bilgilerinin gereklerini de yerine getirmekte tereddüt etmiyorlardı. Böyle oldukları için de birbirlerine olan güvenlerini sarsacak, dostluklarını bozacak, onurlarını lekeleyecek, kişiliklerini tahrip edecek şeyler ne zihinlerinde ve ne de hayatlarında yer buluyordu.Allah’ın hakikati bildirmek ve gereklerini açıklamakla görevlendirdiği babaları Âdem ile kendilerine bildirilmiş olan hakikate iman ediyor, batıl olan şeylerle herhangi bir ilgileri bulunmuyordu. Zulüm, haksızlık, kötülük, yalan, aldatma, ahlaksızlık gibi tüm olumsuz şeyler bilmedikleri şeylerdi. Her şeyi ile ve her haliyle güvenli, doğru, iyi, ahlaklı, adaletli… bir hayatın mensubuydular. Birbirlerine dost ve kardeştiler. Gerçek anlamda mutlu ve huzurluydular. Asıl Cennet’te değildiler ama dünya şartları içerisinde adeta cennette yaşıyorlardı. Tüm bu özellikleri sebebiyle de Allah’ın razı olduğu bir ümmettiler; yaratılış amacına uygun hayat süren, yaratılış amaçlarıyla çatışmayan bir ümmet.
Yol Ayrımı
Bu yazının devamı 205. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Zaafiyetleri “Muhafaza” Etmek
Türkiye’de, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, dinin kültürel, sosyal, sınıfsal, ekonomik birçok görüngülerine hayatın giriftliği ve karmaşası içinde tanıklık etmeyi sürdürmekteyiz. Zaten evrensel düzeyde “hayat”la ilintisini tüm geri çektirme çabalarına rağmen ısrarla vurgulayan din, değişimin çok farklı boyutlarında adından söz ettirdiği gibi, bundan sonra da hayattan geri dönen tüm yanlışların müracaat edeceği yegane adres olarak …
Felsefenin Bir Kimliği Var mı? Felsefenin Kimliği, Kimliğin Felsefesine Dair Bazı Düşünceler
Postmodern nihilist çağda kimlikler üzerinde pek çok tartışma yapıldı. Etimolojik kökenin uzantıları üzerinden yeni kurgular inşa edildi. Kimlik, ulus ve millet kavramı üzerinden ele alındığı gibi dinsel veya felsefi kökleri açısından da yeniden inşa edildi.
Yabancılarla Dolu Bir Dünyada Zenofobi ve Birlikte Yaşamının İmkânı Üzerine
Yabancı ile olan ilişkilerin pamuk ipliğine bağlı doğası onun aidiyetsizliğinden gelir. Aidiyetsizlik vurgusu yabancının kökeninedir. Yabancının kökleri, yerlinin mekânsal sınırları dışında olduğundan doğası gereği belirsiz ve öngörülemezdir. Bu nedenle yabancı, bireysel olarak değil belli bir tipte yabancı olarak algılanır.
Kur’an’ı Herkes Anlayabilir Ama Nasıl?
Her kitap okuyucuyu bilgilendirmek ve yönlendirmek için yazılır. Yüce Allah’ın tarih boyunca bütün toplumlara kendi dilleriyle gönderdiği vahiyler de insanların bilgi ve kapasitelerine göre anlayacakları kitaplar olup
Mutluluk ve Ahlâk İlişkisi
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.