İlk insan Âdem ve eşi, ilk ve tek din ise İslam’dı. Âdem ve eşinin zamanla çocukları ve torunları oldu; insanlar çoğalıp yeryüzüne dağıldılar.Hakikate iman ettikleri için muvahhit, fıtratlarına uygun bir hayat tarzını sürdürdükleri için Müslümandılar. Kendilerini yaratanın ne üstünde ve nede yanında başka bir yaratanın, iradenin, gücün, bilenin, yönetenin… olmadığına kuşkusuz bir şekilde inanıyorlar, O’nun kendileri için belirlediği ilke ve kurallara uyarlarsa hem dünyada ve hem de ahirette gerçek esenliğe sahip olacaklarını biliyorlar ve bu bilgilerinin gereklerini de yerine getirmekte tereddüt etmiyorlardı. Böyle oldukları için de birbirlerine olan güvenlerini sarsacak, dostluklarını bozacak, onurlarını lekeleyecek, kişiliklerini tahrip edecek şeyler ne zihinlerinde ve ne de hayatlarında yer buluyordu.Allah’ın hakikati bildirmek ve gereklerini açıklamakla görevlendirdiği babaları Âdem ile kendilerine bildirilmiş olan hakikate iman ediyor, batıl olan şeylerle herhangi bir ilgileri bulunmuyordu. Zulüm, haksızlık, kötülük, yalan, aldatma, ahlaksızlık gibi tüm olumsuz şeyler bilmedikleri şeylerdi. Her şeyi ile ve her haliyle güvenli, doğru, iyi, ahlaklı, adaletli… bir hayatın mensubuydular. Birbirlerine dost ve kardeştiler. Gerçek anlamda mutlu ve huzurluydular. Asıl Cennet’te değildiler ama dünya şartları içerisinde adeta cennette yaşıyorlardı. Tüm bu özellikleri sebebiyle de Allah’ın razı olduğu bir ümmettiler; yaratılış amacına uygun hayat süren, yaratılış amaçlarıyla çatışmayan bir ümmet.
Ahvalimiz; karanlıkta can havliyle girdiği eczaneden el yordamıyla ilaçlar toparlayıp içen ve bundan da şifa uman adamın halini andırıyor. Hasta, daha hastalığının tam olarak ne olduğunu bilmiyor; iyileşmek istiyor fakat kullandığı ilaçların neye iyi geldiğiyle ilgilenmiyor. Hastalığa mı üzülmeli, acıdan kıvranan hastanın nâdânlığına mı?
Yüce Allah insanı yaratmış, değer vermiş ve yaratıkların birçoğundan farklı kılmıştır. “Biz, gerçekten insanları değerli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik, yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan üstün yaptık.” (17 İsra/70) Yüce Allah, insanı birey olarak muhatap almakta, ona bağımsız bir kişilik tanımakta ve öğretilerini kendisine yöneltmektedir. Bağımsız birey olarak vereceği kararlardan …
Genel olarak aç kalmak ve özel olarak Allah’ın rızasını kazanmak için oruç tutmak; insanın, duygularını kontrol altına almasını, böylece eğitilmesini sağlayan bir irade eğitimidir. Onun için geçmiş ümmetlere farz olduğu gibi Müslümanlara da farz olmuştur. Yüce Allah “Ramazan, insanlara rehberlik yapmak, bilgilendirmek ve yanlıştan doğruya yönelten bir ölçü olmak üzere içinde Kur’ân’ın indiği aydır” buyurarak …
Geçen gün bir tv kanalında sevdiğim bir doçent kardeşimiz İslam’ın korkulacak bir din olmadığını, aksine barış ve esenlik dini olduğunu, İslamafobyanın insanları ürkütüp İslam’dan uzak tutmak için İslam ve Müslüman sevmez emperyalist güçler tarafından kasıtlı olarak oluşturulduğunu anlatıyordu. Şüphesiz barış ve esenlik olan İslam’ı öcü gibi görmenin ve göstermenin haksızlık olduğu bir gerçek. Ancak kültürde …
Gazze’de yaşananlar, halihazırda Batı hegemonyasının (veya ABD’nin) belirleyici olduğu bir küresel düzende yaşadığımızı bize bir kez daha hatırlatmıştır. Malum olduğu üzere, bir küresel düzen varsa, burada “güçler dengesi” süpergücün (veya güçlerin) belirlediği sınırlar çerçevesinde kurulur. Lokal iktidarlar, ancak bu denge sistemi içerisinde kendilerine yer bulabilirler. Sisteme itiraz ettiklerinde ise te’dip edilirler. Süpergücün konumu değişmediği sürece de bu düzen varlığını bu şekilde sürdürür.
İnsan ve İslam
İlk insan Âdem ve eşi, ilk ve tek din ise İslam’dı. Âdem ve eşinin zamanla çocukları ve torunları oldu; insanlar çoğalıp yeryüzüne dağıldılar.Hakikate iman ettikleri için muvahhit, fıtratlarına uygun bir hayat tarzını sürdürdükleri için Müslümandılar. Kendilerini yaratanın ne üstünde ve nede yanında başka bir yaratanın, iradenin, gücün, bilenin, yönetenin… olmadığına kuşkusuz bir şekilde inanıyorlar, O’nun kendileri için belirlediği ilke ve kurallara uyarlarsa hem dünyada ve hem de ahirette gerçek esenliğe sahip olacaklarını biliyorlar ve bu bilgilerinin gereklerini de yerine getirmekte tereddüt etmiyorlardı. Böyle oldukları için de birbirlerine olan güvenlerini sarsacak, dostluklarını bozacak, onurlarını lekeleyecek, kişiliklerini tahrip edecek şeyler ne zihinlerinde ve ne de hayatlarında yer buluyordu.Allah’ın hakikati bildirmek ve gereklerini açıklamakla görevlendirdiği babaları Âdem ile kendilerine bildirilmiş olan hakikate iman ediyor, batıl olan şeylerle herhangi bir ilgileri bulunmuyordu. Zulüm, haksızlık, kötülük, yalan, aldatma, ahlaksızlık gibi tüm olumsuz şeyler bilmedikleri şeylerdi. Her şeyi ile ve her haliyle güvenli, doğru, iyi, ahlaklı, adaletli… bir hayatın mensubuydular. Birbirlerine dost ve kardeştiler. Gerçek anlamda mutlu ve huzurluydular. Asıl Cennet’te değildiler ama dünya şartları içerisinde adeta cennette yaşıyorlardı. Tüm bu özellikleri sebebiyle de Allah’ın razı olduğu bir ümmettiler; yaratılış amacına uygun hayat süren, yaratılış amaçlarıyla çatışmayan bir ümmet.
Yol Ayrımı
Bu yazının devamı 205. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
205. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
İnsan Haklarını Konuşmak ‘Kışkırtılmış İnsan’dan ‘Yaratılmış İnsana’
Ahvalimiz; karanlıkta can havliyle girdiği eczaneden el yordamıyla ilaçlar toparlayıp içen ve bundan da şifa uman adamın halini andırıyor. Hasta, daha hastalığının tam olarak ne olduğunu bilmiyor; iyileşmek istiyor fakat kullandığı ilaçların neye iyi geldiğiyle ilgilenmiyor. Hastalığa mı üzülmeli, acıdan kıvranan hastanın nâdânlığına mı?
İslam Toplumu, Kur’an Eğitimli Ve Peygamber Örnekli Bir Toplumdur
Yüce Allah insanı yaratmış, değer vermiş ve yaratıkların birçoğundan farklı kılmıştır. “Biz, gerçekten insanları değerli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik, yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan üstün yaptık.” (17 İsra/70) Yüce Allah, insanı birey olarak muhatap almakta, ona bağımsız bir kişilik tanımakta ve öğretilerini kendisine yöneltmektedir. Bağımsız birey olarak vereceği kararlardan …
Kur’an ve Cihad Ayı Ramazan
Genel olarak aç kalmak ve özel olarak Allah’ın rızasını kazanmak için oruç tutmak; insanın, duygularını kontrol altına almasını, böylece eğitilmesini sağlayan bir irade eğitimidir. Onun için geçmiş ümmetlere farz olduğu gibi Müslümanlara da farz olmuştur. Yüce Allah “Ramazan, insanlara rehberlik yapmak, bilgilendirmek ve yanlıştan doğruya yönelten bir ölçü olmak üzere içinde Kur’ân’ın indiği aydır” buyurarak …
İslam’dan Değil, Ama Müslümanlardan Korkulur
Geçen gün bir tv kanalında sevdiğim bir doçent kardeşimiz İslam’ın korkulacak bir din olmadığını, aksine barış ve esenlik dini olduğunu, İslamafobyanın insanları ürkütüp İslam’dan uzak tutmak için İslam ve Müslüman sevmez emperyalist güçler tarafından kasıtlı olarak oluşturulduğunu anlatıyordu. Şüphesiz barış ve esenlik olan İslam’ı öcü gibi görmenin ve göstermenin haksızlık olduğu bir gerçek. Ancak kültürde …
Gazze’nin Hatırlattıkları ve Gösterdikleri
Gazze’de yaşananlar, halihazırda Batı hegemonyasının (veya ABD’nin) belirleyici olduğu bir küresel düzende yaşadığımızı bize bir kez daha hatırlatmıştır. Malum olduğu üzere, bir küresel düzen varsa, burada “güçler dengesi” süpergücün (veya güçlerin) belirlediği sınırlar çerçevesinde kurulur. Lokal iktidarlar, ancak bu denge sistemi içerisinde kendilerine yer bulabilirler. Sisteme itiraz ettiklerinde ise te’dip edilirler. Süpergücün konumu değişmediği sürece de bu düzen varlığını bu şekilde sürdürür.
Alışverişe devam et