Bir şeyi korumak, zarar verecek şeylerden sakınmak, bir şeyi başka bir şeyle tehlikelere karşı koruma altına almak anlamındaki ”hikaye” kökünden gelen “ittika” sözlükte; kuvvetli bir himayeye girerek korunmak, sakınmak, kendini muhafaza altına almak anlamlarına gelir. (Dini. Kav. söz. sh. 347) İttikanın isim şekline ise “takva” denilmektedir.
Cahiliye döneminde de kullanılan bu kelimeler, ‘bir tehlikeyi önlemek üzere konulmuş engel ve siperi ifade ediyordu’ (Diyanet. Tef. Kur. Yolu. Cilt-1 sf. 210). Kur’an’ın nuzülünden sonra da yine sözlük anlamı itibariyle değişmemiş, belki kapsamı genişleyerek İslami bir mahiyet kazanmıştır.
Ragıp El İsfehani müfredatında; “takva sözcüğü şeri dilde, günaha girmeye neden olacak şeylerden nefsini korumak… yasak olan şeyi terk etmek…” diye tanımlamıştır.
Terim anlamı itibariyle de “takva”; bir müminin Allah’ın sınırlarına uyma konusunda ihlasla gösterdiği hassasiyetin, titizlik ve itinanın adıdır denebilir.
Tabi, netice itibariyle aynı kapıya çıkan farklı tanımlar yapmak da mümkündür…
İslâmcılık’a ve İslâmcılara ne olduğu tartışması büyük bir kitleyi çoktan beridir usandırmış olsa da bilhassa bu fikriyata emek ve gönül vermiş olanlar, yılgınlık, endişe ve ümit gel-gitleri arasında konuyu tartışmaktan yüksünmüyor. 1990’lardan beri izleyenleri bıktırırcasına sürdürülen iflas ve inkıraz, ölüm ve dirim anlatıları, tartışmaları başlatan kimilerinin başlarına -zindan dâhil- gelen her türlü akıbetten sonra dahi …
; “adalete yönelmek”, “toplumsal yaşam” ve “toplumsal düzen” olmak üzere hukukun üç fonksiyonu ön plana alınmıştır. Burayı biraz açacak olursak; hukuk, adalete yönelmek gibi bir temenni ile inşâ edilmeye çalışılmıştır. Dünya ölçeğindeki her devlet hukukunu adalete yönelme temelinde tanımlamaya ve oluşturmaya çalıştığını iddia etmiştir. Stalin’in Rusya’sı da, Hitler’in Almanya’sı da hukuku adalete yönelen bir olgu olarak tanımlamıştır. Sonuç olarak bakıldığında, yapılan eylemler bu söylemin sadece sözde kaldığını göstermektedir.
Klasik insanın bilincinden ve hayatından kovalamak yerine beklediği ölüm, modern insanda kovalanası tedirgin edici bir düzlem olmuştur. Ölümden korkmak yerine onu hafife veya alaya alarak ölüme yaklaşmaktadır. Ölümü “hakiki haysiyet” olarak gören Adorno, ölümün çağdaş insan bilincinden kovulma nedenini; insanın öteki dünyaya olan umudunun kesilmesi ve şimdi ve burada olanın umutsuz sefaleti olarak açıklanmasıdır.
İslam, bireysel hayattan toplumsal hayata, inançtan ibadete, ahlâktan siyasete, sanattan iktisada kadar hayatın her yönünü bütünüyle ele alan bir dindir. İslam’ın diğer alanlarının öğrenilmesi, uygulanması ne kadar önemliyse iktisada ait hükümlerin öğrenilmesi, uygulanması da o kadar önemlidir.Bazı Müslüman âlimler tarafından 1970’lerin başlarında, sömürge sonrası, Müslümanların inancına uygun iktisadi alanda bir sistem oluşturma amacıyla çalışmalar başlatılmıştır. …
Bugün zamanın ruhu hâline gelmiş olan değerler daha çok modern Batıda üretilmiş değerlerdir. Tüm dünyayı bir şekilde etkileyen bu değerler ise kapitalizmi üretmiştir. Kapitalizm de büyük bir sömürü düzenini. Sömürü ve kapitalizm birbirini besleyip büyüten iki kardeş gibidir. Bunun sonucu tatminsiz ruhlar, bedeninden memnun olmayan insanlar, tüketimde sınır tanımayan kitlelerdir. Çalışmak, tüketmekten başka bir şey düşünmeyen, değerlerinden uzaklaşmış, eğlence ve hazzı amaç edinmiş bir nesil hep hâkim paradigmanın eseridir.
Takva Sahibi Birisi Allah’tan Niçin Korksun
Bir şeyi korumak, zarar verecek şeylerden sakınmak, bir şeyi başka bir şeyle tehlikelere karşı koruma altına almak anlamındaki ”hikaye” kökünden gelen “ittika” sözlükte; kuvvetli bir himayeye girerek korunmak, sakınmak, kendini muhafaza altına almak anlamlarına gelir. (Dini. Kav. söz. sh. 347) İttikanın isim şekline ise “takva” denilmektedir.
Cahiliye döneminde de kullanılan bu kelimeler, ‘bir tehlikeyi önlemek üzere konulmuş engel ve siperi ifade ediyordu’ (Diyanet. Tef. Kur. Yolu. Cilt-1 sf. 210). Kur’an’ın nuzülünden sonra da yine sözlük anlamı itibariyle değişmemiş, belki kapsamı genişleyerek İslami bir mahiyet kazanmıştır.
Ragıp El İsfehani müfredatında; “takva sözcüğü şeri dilde, günaha girmeye neden olacak şeylerden nefsini korumak… yasak olan şeyi terk etmek…” diye tanımlamıştır.
Terim anlamı itibariyle de “takva”; bir müminin Allah’ın sınırlarına uyma konusunda ihlasla gösterdiği hassasiyetin, titizlik ve itinanın adıdır denebilir.
Tabi, netice itibariyle aynı kapıya çıkan farklı tanımlar yapmak da mümkündür…
Bu yazının devamı 180. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
180. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
İslamcılığın Müslüman Pragmatizminden Ötesi Var mıdır?
İslâmcılık’a ve İslâmcılara ne olduğu tartışması büyük bir kitleyi çoktan beridir usandırmış olsa da bilhassa bu fikriyata emek ve gönül vermiş olanlar, yılgınlık, endişe ve ümit gel-gitleri arasında konuyu tartışmaktan yüksünmüyor. 1990’lardan beri izleyenleri bıktırırcasına sürdürülen iflas ve inkıraz, ölüm ve dirim anlatıları, tartışmaları başlatan kimilerinin başlarına -zindan dâhil- gelen her türlü akıbetten sonra dahi …
Hukukta Eleştirel Düşünmenin Yeri
; “adalete yönelmek”, “toplumsal yaşam” ve “toplumsal düzen” olmak üzere hukukun üç fonksiyonu ön plana alınmıştır. Burayı biraz açacak olursak; hukuk, adalete yönelmek gibi bir temenni ile inşâ edilmeye çalışılmıştır. Dünya ölçeğindeki her devlet hukukunu adalete yönelme temelinde tanımlamaya ve oluşturmaya çalıştığını iddia etmiştir. Stalin’in Rusya’sı da, Hitler’in Almanya’sı da hukuku adalete yönelen bir olgu olarak tanımlamıştır. Sonuç olarak bakıldığında, yapılan eylemler bu söylemin sadece sözde kaldığını göstermektedir.
Baudrillard ve Bir Meydan Okuma Olarak Ölümün Unutulması
Klasik insanın bilincinden ve hayatından kovalamak yerine beklediği ölüm, modern insanda kovalanası tedirgin edici bir düzlem olmuştur. Ölümden korkmak yerine onu hafife veya alaya alarak ölüme yaklaşmaktadır. Ölümü “hakiki haysiyet” olarak gören Adorno, ölümün çağdaş insan bilincinden kovulma nedenini; insanın öteki dünyaya olan umudunun kesilmesi ve şimdi ve burada olanın umutsuz sefaleti olarak açıklanmasıdır.
İslam İktisadı
İslam, bireysel hayattan toplumsal hayata, inançtan ibadete, ahlâktan siyasete, sanattan iktisada kadar hayatın her yönünü bütünüyle ele alan bir dindir. İslam’ın diğer alanlarının öğrenilmesi, uygulanması ne kadar önemliyse iktisada ait hükümlerin öğrenilmesi, uygulanması da o kadar önemlidir.Bazı Müslüman âlimler tarafından 1970’lerin başlarında, sömürge sonrası, Müslümanların inancına uygun iktisadi alanda bir sistem oluşturma amacıyla çalışmalar başlatılmıştır. …
Zamanın Ruhunu İnşa Edebilmek
Bugün zamanın ruhu hâline gelmiş olan değerler daha çok modern Batıda üretilmiş değerlerdir. Tüm dünyayı bir şekilde etkileyen bu değerler ise kapitalizmi üretmiştir. Kapitalizm de büyük bir sömürü düzenini. Sömürü ve kapitalizm birbirini besleyip büyüten iki kardeş gibidir. Bunun sonucu tatminsiz ruhlar, bedeninden memnun olmayan insanlar, tüketimde sınır tanımayan kitlelerdir. Çalışmak, tüketmekten başka bir şey düşünmeyen, değerlerinden uzaklaşmış, eğlence ve hazzı amaç edinmiş bir nesil hep hâkim paradigmanın eseridir.
Alışverişe devam et