Yönünü ve ufkunu hakikate dönmüş; kendini O’na teslim etmiş insanın tahtından olup, yalnız ve savunmasız kaldığı; hakikat, anlam ve değerin yegâne belirleyeni gibi görülmek istendiği, hakikatin vakıa karşısında hesaba çekildiği(!) çağa erdik. Aşina değiliz bu hâle.Kasım Küçükalp ile ‘İktidar’ı, felsefi, erdem ve hakikat boyutuyla konuştuk. Adalet, liyakat, sadakat gibi erdemlerin siyaset felsefesi açıdan değeri; insan, toplum ve iktidarı şekillendirmesi açısından da zorunluluğuna da değindik.Klasik ahlak ve siyaset felsefesinin dört temel kavramı olarak: Hikmet, şecaat, iffet ve adalet üzerinden şekillenen ve şekillendirilen insan, toplum ve iktidar’dan; iktidar olanların kendileri için oluşturdukları hukuka karşı muteyakkız ve mukiz ‘bilge’ ve ‘alim’in tavrını dikkat çekici bulduk. Konuyu biraz daha sündürüp hakikatin, tevhidin ve adaletin peşinde olan herbir bireye uzandığını gördük.Manipüle olmaya açık insan her...
Bu yazının devamı
188. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Kimlik, aynı olmak mı yoksa farklı olmak mı? Ne kadar bana dair ne kadar ötekine dair? Siyasal arenada çokça istismar edilen bir kavram olarak kimlik aslında nedir? Modern zamanlarda ki anlamıyla tarihte benzer bir kimlik problemi yok diyoruz peki, sorun nerede başlıyor ve nerede bitmeli? Bir ulus devlet içersinde Müslüman kimlik nasıl tanımlanır?
“Beden” müdahaleye açık, kişinin estetik zevkine göre düzenleyebileceği, istediği müdahaleyi yapabileceği, tüm kullanım hakkının kendisinin olduğunu düşündüğü bir eşya mıdır? Tarihsel süreç içerisinde beden algısı değiş midir? Değişti ise bu değişimin yönü nereye bakmaktadır? Kartezyen felsefe ile derinleşmeye başlayan ruh-beden ayrımı günümüz insanının beden algısına nasıl etki etmiştir?
İnsanoğlu, yaratıldığı andan itibaren ihtiyaçlarını gidermek için üretme ve tüketme faaliyetinin içerisinde var olagelmiştir. Ancak hiçbir dönemde ‘tüketim” denilen olgu bugün olduğu gibi toplumu belirleyen, yönlendiren bir güce dönüşmemiştir. Daha da ötesi, modern dünya ürettiği malları tüketmeye yatkın
İslamcılık bitti, İslamcılık zaten tarihin en büyük felaketi, din elden gitti, din iyi ki elden gitti, din elden gitmeli, İslam diye bir şey kalmadı vs… Bu ve benzeri söylemlerle çokça karşılaştığımız bu günlerde aklımıza ‘Din’e karşı ciddi bir yorgunluk mu oluştu? Müslümanlar bir yılgınlık mı yaşıyor? Bu ve benzeri söylemlerin asıl sebebi nedir?
İslâm siyaset düşüncesine konu olan bir külliyatla karşı karşıyayız. Bunların birçoğu gün yüzüne çıkmış, büyük bir çoğunluğuysa gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor gibi. Bu külliyat hakkında konuşalım istiyoruz.
İktidar ve Erdem Üzerine
Röportaj: Fatih Bütün
Yönünü ve ufkunu hakikate dönmüş; kendini O’na teslim etmiş insanın tahtından olup, yalnız ve savunmasız kaldığı; hakikat, anlam ve değerin yegâne belirleyeni gibi görülmek istendiği, hakikatin vakıa karşısında hesaba çekildiği(!) çağa erdik. Aşina değiliz bu hâle.Kasım Küçükalp ile ‘İktidar’ı, felsefi, erdem ve hakikat boyutuyla konuştuk. Adalet, liyakat, sadakat gibi erdemlerin siyaset felsefesi açıdan değeri; insan, toplum ve iktidarı şekillendirmesi açısından da zorunluluğuna da değindik.Klasik ahlak ve siyaset felsefesinin dört temel kavramı olarak: Hikmet, şecaat, iffet ve adalet üzerinden şekillenen ve şekillendirilen insan, toplum ve iktidar’dan; iktidar olanların kendileri için oluşturdukları hukuka karşı muteyakkız ve mukiz ‘bilge’ ve ‘alim’in tavrını dikkat çekici bulduk. Konuyu biraz daha sündürüp hakikatin, tevhidin ve adaletin peşinde olan herbir bireye uzandığını gördük.Manipüle olmaya açık insan her...
Bu yazının devamı 188. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kimlik Sorunu ve Kimliğimiz Üzerine
Kimlik, aynı olmak mı yoksa farklı olmak mı? Ne kadar bana dair ne kadar ötekine dair? Siyasal arenada çokça istismar edilen bir kavram olarak kimlik aslında nedir? Modern zamanlarda ki anlamıyla tarihte benzer bir kimlik problemi yok diyoruz peki, sorun nerede başlıyor ve nerede bitmeli? Bir ulus devlet içersinde Müslüman kimlik nasıl tanımlanır?
Beden Üzerine
“Beden” müdahaleye açık, kişinin estetik zevkine göre düzenleyebileceği, istediği müdahaleyi yapabileceği, tüm kullanım hakkının kendisinin olduğunu düşündüğü bir eşya mıdır? Tarihsel süreç içerisinde beden algısı değiş midir? Değişti ise bu değişimin yönü nereye bakmaktadır? Kartezyen felsefe ile derinleşmeye başlayan ruh-beden ayrımı günümüz insanının beden algısına nasıl etki etmiştir?
‘Tüketim’ ‘Toplum’ ‘Tüketim Toplumu’ Üzerine
İnsanoğlu, yaratıldığı andan itibaren ihtiyaçlarını gidermek için üretme ve tüketme faaliyetinin içerisinde var olagelmiştir. Ancak hiçbir dönemde ‘tüketim” denilen olgu bugün olduğu gibi toplumu belirleyen, yönlendiren bir güce dönüşmemiştir. Daha da ötesi, modern dünya ürettiği malları tüketmeye yatkın
İslamcılık ve Müslümanlar Üzerine
İslamcılık bitti, İslamcılık zaten tarihin en büyük felaketi, din elden gitti, din iyi ki elden gitti, din elden gitmeli, İslam diye bir şey kalmadı vs… Bu ve benzeri söylemlerle çokça karşılaştığımız bu günlerde aklımıza ‘Din’e karşı ciddi bir yorgunluk mu oluştu? Müslümanlar bir yılgınlık mı yaşıyor? Bu ve benzeri söylemlerin asıl sebebi nedir?
İslam Siyaset Metinleri ve Eleştirellik Üzerine
İslâm siyaset düşüncesine konu olan bir külliyatla karşı karşıyayız. Bunların birçoğu gün yüzüne çıkmış, büyük bir çoğunluğuysa gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor gibi. Bu külliyat hakkında konuşalım istiyoruz.