Suyun şırıltısı, rüzgârın ıslığı, kanarya ve bülbülün cıvıltısı, ağustos böceğinin ötüşü, yaprakların hışırtısı, (sevgi ve hüzün gibi) farklı duygu durumlarında kalbin değişen atış ritmi, bir savaş meydanındaki yiğidin meydan okuyan cesaretli nidası, bir hastanın ağrısından ötürü inlemesi vb müziğin doğasının ilahî olduğunu göstermeye yeter, duyabilene! Ne demişti şair; sazın tellerini koparabilir, davulu parçalayabilirsin lakin dalda öten bülbüle ne yapabilirsin ki?
Allah, yaratılışı bir ritim üzere yaratmıştır. Bu ritim, işitmeye çalışana kendini açtıkça açar.
Heyecanlanmış birinin derunundaki coşkunluğu duyamıyorsan, kötünün, gözleri kindar bakışlının karanlık kuyusundaki öfkesinin sesini duymuyor, duyamıyorsan gözünü ve kulaklarını ovuşturmalısın.
Güzel de çirkin de sevgi de öfke de coşkunluk da bitkinlik de müzikte kendini görünür kılar. Mantar panoya tutturulan bloknot gibi, bir şarkıyla raptiyelemek isteriz duygularımızı.






Henüz değerlendirme yapılmadı.