Sezai Karakoç, çağımızın yaşayan en önemli şair ve düşünce adamlarından biridir. Şiirde gelenekten beslenmiş, kendi üslûbunu bulmuş; düşüncede kendine özgü bir paradigma oluşturmaya çalışmış ve bunu ‘Diriliş’ adıyla mücessem hâle getirmiş çok boyutlu bir insandır. Yaklaşık elli sekiz kitabın müellifi olan Sezai Karakoç, ideolojilere alelamyâ (körü körüne) bağlanmış okuryazarlar ve entelektüeller dışındaki okuryazarlar ve entelektüeller tarafından saygıyla anılmıştır.
Sezai Karakoç’tan bahseden/alıntı yapan insanları üç kategoriye ayırıyorum:
Sezai Karakoç’u ciddiyetle okuyanlar
Sezai Karakoç’u okuyan ama duruşuna sırt çevirenler
Sezai Karakoç’u isim olarak duymuş ama eserlerinin içeriğinden habersiz olanlar
Sezai Karakoç’u ciddiyetle okuyan ve Sezai Karakoç’un duruşundan etkilenen insanlara elbette sözüm yok. Onlar zaten kimi okuduklarının farkında olan insanlar. Onlar okuma eyleminin sadece iki kapak arasındaki satırlardan ibaret olmadığını bilen insanlar. Dolayısıyla hangi nehirden/nehirlerden denize ulaşabileceklerini gören insanlar.
İkinci kategorideki insanlar için Sezai Karakoç’u okumuş ama sembolik ifadeler dışında onun derdiyle dertlenmemiş insanlar diyebiliriz.
Bu yazının devamı
197. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İnsanlık tüketmeyi öğrendiğinden beri huzura kavuşamadı. Çünkü tüketmeyi öğrenen insanın kodlarına yok etmenin temel hazları işlendi. Temel sorun yok edilenin de evrende bir yer kaplayacağını düşünmemekti. Sonsuzluk algısında meydana gelen dönüşüm de bu konuda etkili.
Hikâyeye göre bir bilgenin iki köpeği varmış. Köpeklerden birinin adı “kötü”; diğerinin adı “iyi” imiş. Bir gün kendisini ziyarete gelen genç misafirlerinden biri, köpeklerin birbirleriyle oynadıklarını görünce: “Ne de güzel oynuyorlar!” demiş.
“Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” (Şuara, 84) İnsan sosyal bir varlık, kendi başına yaşayamaz, ihtiyacı olan şeyleri kendi başına karşılayamaz. Mutlaka başka insanlarla birlikte yaşaması, onlarla bir şekilde iletişime girmesi gerekir. Eğer insan başka kimselerle iletişime geçmiyorsa normal/tabii olmayan bir durum söz konusudur. İlk temasımız ailemizle olur, mecburi bir ilişkidir bu. Anne, baba, …
“Çok okuyan mı, yoksa çok gezen mi daha çok bilir?” diye meşhur bir söz vardır. Doğrusu ben bu sözü çok gerekli bir söz olarak görmüyorum. Çünkü ‘bilmek’ tek başına bir anlam ifade etmeye yetmez. Zira aslolan bilmek değil, anlamaktır. Dolayısıyla âlemin bilmek üzerine değil, anlamak üzerine inşâ edildiğini düşünüyorum. Anlamak, zihnin bilgi üzerinde arayış hamlesiyle takla atmasıdır.
Popüler Sezai Karakoç Versus Gerçek Sezai Karakoç
Sezai Karakoç, çağımızın yaşayan en önemli şair ve düşünce adamlarından biridir. Şiirde gelenekten beslenmiş, kendi üslûbunu bulmuş; düşüncede kendine özgü bir paradigma oluşturmaya çalışmış ve bunu ‘Diriliş’ adıyla mücessem hâle getirmiş çok boyutlu bir insandır. Yaklaşık elli sekiz kitabın müellifi olan Sezai Karakoç, ideolojilere alelamyâ (körü körüne) bağlanmış okuryazarlar ve entelektüeller dışındaki okuryazarlar ve entelektüeller tarafından saygıyla anılmıştır.
Sezai Karakoç’tan bahseden/alıntı yapan insanları üç kategoriye ayırıyorum:
Sezai Karakoç’u ciddiyetle okuyan ve Sezai Karakoç’un duruşundan etkilenen insanlara elbette sözüm yok. Onlar zaten kimi okuduklarının farkında olan insanlar. Onlar okuma eyleminin sadece iki kapak arasındaki satırlardan ibaret olmadığını bilen insanlar. Dolayısıyla hangi nehirden/nehirlerden denize ulaşabileceklerini gören insanlar.
İkinci kategorideki insanlar için Sezai Karakoç’u okumuş ama sembolik ifadeler dışında onun derdiyle dertlenmemiş insanlar diyebiliriz.
Bu yazının devamı 197. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Baumanın Iskarta Hayatlar Kavramı Üzerinden ‘İsraf Atık Ve Getto’
İnsanlık tüketmeyi öğrendiğinden beri huzura kavuşamadı. Çünkü tüketmeyi öğrenen insanın kodlarına yok etmenin temel hazları işlendi. Temel sorun yok edilenin de evrende bir yer kaplayacağını düşünmemekti. Sonsuzluk algısında meydana gelen dönüşüm de bu konuda etkili.
Günahın Tâlimi
Hikâyeye göre bir bilgenin iki köpeği varmış. Köpeklerden birinin adı “kötü”; diğerinin adı “iyi” imiş. Bir gün kendisini ziyarete gelen genç misafirlerinden biri, köpeklerin birbirleriyle oynadıklarını görünce: “Ne de güzel oynuyorlar!” demiş.
Tuz Basılan
ellerimi bağlayan rüzgâr
-bağdaş kurup oturdum sana karşı
Salınıyor yoğunluğu sudan büyük deniz
Asil İlişkiler
“Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” (Şuara, 84) İnsan sosyal bir varlık, kendi başına yaşayamaz, ihtiyacı olan şeyleri kendi başına karşılayamaz. Mutlaka başka insanlarla birlikte yaşaması, onlarla bir şekilde iletişime girmesi gerekir. Eğer insan başka kimselerle iletişime geçmiyorsa normal/tabii olmayan bir durum söz konusudur. İlk temasımız ailemizle olur, mecburi bir ilişkidir bu. Anne, baba, …
Entelektüel Bir Haslet Olarak Eleştirellik
“Çok okuyan mı, yoksa çok gezen mi daha çok bilir?” diye meşhur bir söz vardır. Doğrusu ben bu sözü çok gerekli bir söz olarak görmüyorum. Çünkü ‘bilmek’ tek başına bir anlam ifade etmeye yetmez. Zira aslolan bilmek değil, anlamaktır. Dolayısıyla âlemin bilmek üzerine değil, anlamak üzerine inşâ edildiğini düşünüyorum. Anlamak, zihnin bilgi üzerinde arayış hamlesiyle takla atmasıdır.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.