Toplumsal değişme dediğimiz şey aslında nötr bir kavram. Herhangi bir değer ifade etmiyor. Ona bir teori yüklemeniz gerekir. Bir değer yüklemeniz gerekir. Bu anlamda toplumsal değişme özellikle sosyolojinin merkezi bir konusu olmak ile birlikte tarih felsefi adı altında felsefenin de önemli bir konusudur. Yani toplumsal değişme, sosyolojide toplumsal değişme olarak geçer. Antropolojide daha çok kültürel değişim olarak söz konusu olur. Felsefede ise tarih felsefesi başlığı altında ele alınır. Dolayısıyla toplumsal değişme derken bunun farklı disiplinlerdeki farklı karşılıkları söz konusu.
Toplumsal değişme tarih boyunca zaman ve mekânla kayıtlı insanoğlunun kendisinden bir türlü kaçamadığı bir olgudur. Onun için ilkçağ filozoflarından Aristoteles bu içinde yaşadığımız zaman ve mekânla kayıtlı dünyayı “oluş ve bozuluş dünyası” olarak nitelendirir. Burada bir sabitlik, değişmemezlik yoktur. Her şey ya oluş halindedir, ya da bozuluş halindedir. Bitkiler, hayvanlar, dağlar, taşlar, hem tabiat hem insan hem de diğer canlılara baktığımızda yegâne gerçeklik oluş ve bozuluştur.
Bu yazının devamı
191. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Toplumsal Değişme ve Değerlerimiz
Toplumsal değişme dediğimiz şey aslında nötr bir kavram. Herhangi bir değer ifade etmiyor. Ona bir teori yüklemeniz gerekir. Bir değer yüklemeniz gerekir. Bu anlamda toplumsal değişme özellikle sosyolojinin merkezi bir konusu olmak ile birlikte tarih felsefi adı altında felsefenin de önemli bir konusudur. Yani toplumsal değişme, sosyolojide toplumsal değişme olarak geçer. Antropolojide daha çok kültürel değişim olarak söz konusu olur. Felsefede ise tarih felsefesi başlığı altında ele alınır. Dolayısıyla toplumsal değişme derken bunun farklı disiplinlerdeki farklı karşılıkları söz konusu.
Toplumsal değişme tarih boyunca zaman ve mekânla kayıtlı insanoğlunun kendisinden bir türlü kaçamadığı bir olgudur. Onun için ilkçağ filozoflarından Aristoteles bu içinde yaşadığımız zaman ve mekânla kayıtlı dünyayı “oluş ve bozuluş dünyası” olarak nitelendirir. Burada bir sabitlik, değişmemezlik yoktur. Her şey ya oluş halindedir, ya da bozuluş halindedir. Bitkiler, hayvanlar, dağlar, taşlar, hem tabiat hem insan hem de diğer canlılara baktığımızda yegâne gerçeklik oluş ve bozuluştur.
Bu yazının devamı 191. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Alışverişe devam et