Milliyetçi Muhafazakar Bir Eleştirmen

ÇOCUKLAR İÇİN EDEBİYATIN BAHÇESİNDE DOLAŞIRKEN

Ulus-devletin kuruluşunda gazetelerin, edebiyatın, milli bir dil oluşturulmasının rolü, son yıllarda milliyetçilik üzerine yapılan çeşitli çalışmalarla ortaya konuldu. Ulus-devletin, tek bir para birimi saptamak, düzenli bir orduya sahip olmak gibi somut ve görünür niteliklerinin yanında “hayali”, tasavvura dayanan bir boyut da taşıdığı, hatta bir ulus-devleti kuran şeyin aslında zihinlerdeki bu imge olduğu genel bir kabul gördü.

Başlangıç dönemlerinde milli kültürün gerçekten de edebi bir doğası vardır; zira hikâyeler şeklindeki genişletilmiş anlamında da kurmaca şeklindeki özgül anlamında da edebiyatın milletin aynası olmakla kalmayıp, halkı toplumsal açıdan önemli değer ve normları edinmeye teşvik ettiği düşünülür. Bu yüzden çocuklar için edebiyat da dâhil olmak üzere edebiyatın milletlerin kuruluşundaki rolünü, kurumsallaşmasını ve sonra da bir biçim olarak estetikleştirilmesini araştırmak gerekir. Türk modernleşme sürecinde Ziya Gökalp’in masallarından başlayarak çocuklar için edebiyat çerçevesinde, kolektif Türk kimliğinin yaratımında edebiyatın temel bir yeri olduğunu söyleyebiliriz. Bu temayı Mehmet Kaplan’ın çeşitli çalışmaları üzerinden okumak mümkün.

Mehmet Kaplan (1915-1986) Sivrihisar’da dünyaya geldi.[1] İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Kaplan’ın ilk yazıları 1930’ların sonunda Gençlik, İnkılâpçı Gençlik dergilerinde görünmüştür. 1943-1946 arasında İstanbul dergisinde yayınlanan inceleme ve eleştiri yazılarıyla tanınmıştır. 1947’den sonra Hareket, Şadırvan, İstanbul, Çağrı, Hisar, Türk Edebiyatı gibi dergilerde yazmıştır. Eski ve Yeni Türk Edebiyatı üzerine önemli inceleme ve araştırma eserleri yayımlayan Kaplan, önceleri incelemelerini metnin anlatım biçimine dayandırırken; daha sonraki yıllarda sanatçının kişiliği, biyografisi, psikolojisi gibi öznel etkenlerle metin arasında bağlantılar kuran bir yaklaşımla edebiyat tarihine yönelmiştir. Akademik ilgilerinin yanında milliyetçi muhafazakâr ideolojinin en önemli eleştirmenlerinden biri olarak toplumsal ve siyasal olaylarla ilgili görüşlerini de kendisinin “düşünce temrinleri” olarak nitelediği ve Alain’den öğrendiğini sık sık tekrarladığı denemeler yoluyla ifade ederek muhafazakâr modernlik olarak anabileceğimiz düşünce geleneğinin önde gelen isimlerinden birisi haline gelmiştir. Kaplan bütün bunları yaparken hem kendi uzmanlık alanını önemsemiş hem de ‘yeni milliyetçilik’ tanımlamasına uygun bir kültür siyasetini sürdürmüştür. Yüksel Taşkın onun bu yönü hakkında haklı olarak şu değerlendirmeyi yapar: “Faaliyetlerinin ciddi bir bölümünü, bir bütün olarak milli kültürün yeniden ihyası ve bunu gerçekleştirebilecek ‘şuur ve iman sahibi bir neslin’ yetiştirilmesine ayıran etkili entelektüellerdendi. Milliyetçi muhafazakâr edebiyat geleneğinin ve eleştiri anlayışının ‘duayeni’ olarak görülen ve saygı duyulan bir isimdi.” (Taşkın; 2007, 225)

Kaplan, bir edebiyat eleştirmeni olarak ama aynı zamanda milliyetçi muhafazakâr zihin dünyasına sahip oluşun getirdiği karşı söylem kurma amacına dönük olarak zaman zaman çocuklar için edebiyatın çeşitli boyutlarına değinme gereği duymuştur. Ancak onun karşı söylem kurma edimi Batılılaşma sürecinin reddine dönük değildir. Aksine o Batılılaşmanın zorunluluğuna ve onun geri döndürülemez bir süreç olduğuna inanır. Muhafazakâr değişme dinamiğine inanmasının getirdiği düşünce yapısı ile milletlerin yaşamında devam eden unsurları yıktığını düşündüğü sol dünya görüşünün sertleşmesine ilişkin bir karşı söylem kurma sürecidir bu. Bu süreçte çoğu zaman ait olduğu düşünce geleneğinin eksikliklerine de değinen Kaplan; milli değerleri hamasetten uzak bir biçimde evrensel ölçülerle yansıtan sanat ve edebiyat eserlerinin yaygınlık kazanması sürecinde örgütlü bir kültür milliyetçiliği siyasetinin yürütülmesi gerektiğine de vurgu yapar. Bu süreçte eğitim, öğretim, okul ve okuma gibi unsurları denemelerinde yoğun olarak ele alan Mehmet Kaplan kimi yazı ve konuşmalarında doğrudan çocuklar için edebiyatın değişik boyutlarına değinir. Bu boyutlardan ikisi hem kavramlaştırma hem de bir tür yoksunluk olarak üzerinde durulmayı hak etmektedir. Bu unsurlar çocuklar için şiir düşüncesi ve çocuklar için edebiyatta eleştiri yokluğudur.

Mehmet Kaplan’ın 1943 yılında sunduğu doçentlik tezi olan Tevfik Fikret adlı eserin ilk baskısı 1946’da yapılmış; 1971’de ise genişletilerek ikinci baskısı yayımlanmıştır. Bu eser bağlamında Şermin dolayısıyla Tevfik Fikret’in çocuklar için kaleme aldığı şiirlere değinen Kaplan, çocuklar için şiir konusundaki nihai olarak görebileceğimiz yargısını İstanbul dergisinin 44. sayısında 15 Eylül 1945 yılında yayımlanan, Sevgi ve İlim kitabında yer alan Çocuklar İçin Şiir başlıklı yazısında ortaya koyar. Kaplan, bu yazısına çocuklar için şiir düşüncesini “Bundan abes bir şey olmaz!” diyerek yok saymaktadır. Öte yandan çocuk(luk)la şiir arasında olan derin bağlılığa da dikkat çeker. Bu bağlılığın bizi düşündürerek utandırması gerektiğine vurgu yaptıktan sonra şöyle devam eder: “Şiiri bütün dünya görüşü harikulâde bir efsaneden ibaret olan çocuk değil de hayat tecrübeleri ve ölü bilgi ile dimağı katılaşmış, gözünde dünya bir çöl kadar kuru olan yaşlı adam mı tadacak? Şairin çocuk kalması üzerinde çok söz söylenmiştir. Fakat şiiri tanımak isteyen ruhların da çocuk safvetini muhafaza etmesi lâzım gelmez mi? Edebiyatın ilk kaynakları olan efsane ve masal, insanlığın çocukluğuna hitap eden eserlerdir. Bununla beraber burada alabildiğine derinlik olduğu da inkâr götürmez. Yalnız çocuk ruhlar kâinatın sırrını araştırırlar. Dar görüşlüler ise ‘iki kere iki dört; dünya dönüyor; bunu pekiyi biliyoruz’ derler.” (Kaplan; 2002, 246)

Çocukluğu romantize eden bu bakış açısı devamında çocuğun sanat terbiyesinde tutulması gerektiğini düşündüğü yol ve yordam hakkında açıklamalarda bulunur. Bir yandan çocuk ruhlu olmanın gereğine ve önemine diğer yandan çocuğun büyüklerin dünyasına özenişine vurgu yapan bu değerlendirme şöyle devam eder: “Bir öğretmen tanıyorum. Ortaokul talebesine, büyük şiirleri, âdeta zorla ezberlettiriyordu. Onun en mükemmel sanat terbiyesi yolunu bulduğuna kaniim. Çünkü çocuk, büyüğe harikuladeye, güzele hayrandır. Ancak bu yüksek eserler vasıtasıyla onun ruhu asıl gayelere doğru uçurulabilir. Kafamızda okul sıralarından kalma ne kötü mısralar vardır ki, ömrümüzün sonuna kadar onları, ezelî bir günah gibi taşırız. Öğrenmek unutmaktan çok kolaydır. Hafızanın en taze, en alıcı olduğu bir çağda, çocuğa kötü şiir, küçük şiir ezberletmek, onu bütün hayatı boyunca mahkûm etmek demektir. Çocuğa telkin yapan, bütün bir hayatın temelini atma mesuliyetini duymalıdır.” (Kaplan; 2002, 246) Türk Edebiyatı dergisinin 1983 tarihli Çocuk Edebiyatı dosyasında yer alan “Nasıl Bir Çocuk Edebiyatı?” başlıklı soruşturmasında, üzerinde durduğu konulardan biri de edebiyatın duygu eğitimine katkılarıdır. (Kaplan; 1983:19) Burada bir edebi eserin duygusal etki yapabilmesi için mutlaka estetik değerinin olması gerektiğini söyleyen Kaplan, bir başka yazısında çocuklar ve şiir ilişkisi bakımından da oldukça önemli olan şu karşılaştırmayı yapar: “Sınıfta bir Ziya Gökalp’in didaktik şiirlerini bir de Yahya Kemal’in lirik şiirlerini okuyalım, sınıf mutlaka ikinci şiiri sevecektir, beğenecektir. Bundan dolayı sınıfa etki gücü olmayan, estetik yönden zayıf eserlerin girmesi faydalı değildir.” (Enigün-Kerman; 1988) Buradan anlıyoruz ki Mehmet Kaplan tamamen didaktizme dönük, milli eğitim ideolojisinin söz dağarcığını aşamadığı için genel olarak klişe yapıya sahip olan okul şiirleri ile çocuklar için şiiri karıştırmaktadır. Yazının yayınlandığı yıllar açısından bu mazur görülebilir. Çünkü çocuklar için şiir 1960’lı yıllardan sonra esas ürünlerini ortaya koymuş, 70’li ve 80’li yıllarda bağımsız bir alt tür olarak varlığını kanıtlamıştır.

Tevfik Fikret kitabında, Fikret’in hayatının son yıllarında hece vezni ve yalın bir dille çocuklar için yazdığı şiirlerden oluşan Şermin‘i değerlendirirken bu eserde yer alan şiirlerin yeni insan tipini yetiştirmeyi hedeflediğine, bunun da uygulamaya dönük bir eğitim anlayışı doğrultusunda olduğuna vurgu yapar. Şermin‘deki şiirlerin birçoğunu bu bakış açısıyla çözümleyen Kaplan, bu eserle ilgili nihai yargılarını şöyle ifade eder: “Şermin’deki manzumeler üzerinde yapılan bu kısa tahlil, işaret ve örnekler gösteriyor ki, Fikret bu manzumeleri çocuklar için yazmakla beraber, birçoklarının yaptığı gibi gelişigüzel hareket etmemiş, onlarla çocuklara bazı de ğer ve fikirleri aşılama gayesi gütmüş, bundan da önemlisi, onların dil, şekil ve tasvir bakımından güzel olmalarına büyük ehemmiyet vermiştir. Fikret’in elinde hece vezni ve Türkçe olgun bir vasıta haline gelmiştir.” (Kaplan; 2004, 189) Şermin‘deki şiirler için manzume ifadesini kullanan Kaplan’ın bu adlandırma seçimi, onun çocuklar için şiire mesafeli durduğunun göstergesi olarak da okunabilir.

Kaplan’ın, şiirin kişiliğin inşasındaki rolüne değinerek kaleme aldığı “Çocuklar için küçük şiir… Hayır, hayır! Çocuklar için büyük şiir. Çünkü bir İngiliz şairin dediği gibi “Çocuk; insanın babasıdır.” (Kaplan; 2002, 247) ifadeleri önemli bir hassasiyeti de dile getirmektedir. Öte yandan gerek yazının başlığında gerekse yazının içeriğinde çocuklar için şiir deyimini kullanmış olması nedeniyle daha sonraları bu konuda yapılacak olan çocuk şiiri, çocuklar için şiir kavramsallaştırmaları için sahih bir kavramsal tercihte bulunmuştur.

Kültürlü insanın, insanlığın yüzyıllar boyunca oluşturmuş olduğu klasik eserleri tekrar tekrar okuyan insan olduğunu bir söyleşisinde ifade eden Kaplan, çocuk klasikleri üzerine ayrıca durmamıştır. Klasikler konusunda da sahip olduğu edebiyat eleştirmeni kimliğinin temelini oluşturan milliyetçi muhafazakâr düşünce ile “İnsan önce kendi klasiklerini okumalıdır.” der. (Yazıcı; 2007, 37) 1985 yılında Türkiye gazetesinde yayınlanmış olan bu söyleşinin devamında Türkçe edebiyat dünyasında eleştirinin fazla gelişmediğini vurgular Kaplan. Eleştiriyi, eserler üzerine düşünmek olarak tanımlayan Kaplan, eleştirinin Batı’da çok gelişmiş olduğunu vurguladıktan sonra çocuk kitapları eleştirisine de değinir. “Bilhassa benim üzüldüğüm, çocuk kitapları hiç tetkik edilmiyor. Aileler de çocuklarına aldığı kitapları okumuyor. Bunlar cicili bicili kitaplar. Alınıp çocuklara veriliyor. Hâlbuki bunlar zehirli kitaplar. (…) Çocuğun da, kendi başına kitaplar hakkında hüküm vermesi mümkün değil. Bir hayır sahibinin inandığı yazarlara Batı’da olduğu gibi para vererek, bu çocuk kitaplarını dikkatli bir şekilde inceletmesi lâzım… Ben çocuk kitapları üzerine, birkaç tez yaptırdım. Hayretler içerisinde kaldım. Çocuk edebiyatı çok gelişmiş bir piyasa. Belki on milyon çocuk var. Bunların hepsi okuyor. Dikkat ederseniz çocuk kitapları yazanlar, hiçbir değeri olmayan kitaplarla zengin oluyorlar. Yazılan eserleri okuyorsunuz, onlarda hiçbir şey yok. Fakat piyasayı tutturmuş gidiyorlar. (…) Bir boşluk var. Ondan istifade ediliyor. Tenkit maalesef yok. Tenkit biraz zor da.” (Yazıcı; 2007, 39-40)

Sonuç olarak Kaplan, hem çocuklar için şiir düşüncesinin varlığı-yokluğu ve kavramsallaştırılmasında hem de çocuklar için edebiyatta eleştiri yokluğuna ve bu yokluğun giderilmesine dönük düşünceleri ve önerileri ile çocuklar için edebiyat tartışmalarında adı anılması gereken isimlerdendir. Ancak onun bu düşünceleri Cemal Süreyya ya da Cemil Meriç kadar tartışma oluşturmamış, bundan dolayı da yankısı pek olmamıştır. Öte yandan Kaplan’ın kültür siyasetinde adı anılmasa da çocuklar için edebiyatın milli kimliğin inşası sürecinde, kolektif kimliği belirleyen en önemli unsurlardan biri olduğu hissedilmektedir.

Denilebilir ki milliyetçilik söylemini derinlemesine inceleme sürecinde, bu akımın “çocukluğun inşası” denilebilecek alana yansımalarını ve etkilerini anlamak milliyetçiliğin karanlıkta bırakılan bir başka yönüne de ışık tutacaktır. Çocuklar için edebiyat bir yandan çocukların okuma deneyimini renklendirerek onları bir serüvene çıkaran dilsel bir uyaranken, öte yandan kimliğin ve kimlik inşasının aktarıldığı ve yapılandırıldığı bir alandır.

Çocuk kültürü politikalarının, milliyetçi muhafazakâr düşünce açısından milliyetçiliğin merkezi ve kurucu boyutunu oluşturan kendi başına anlamlı, işlevsel ve milliyetçi tahayyülde yaşamsal bir yere sahip olduğu söylenebilir.

Kaynakça

TAŞKIN, Yüksel (2007) Milliyetçi Muhafazakâr Entelijansiya, İletişim Yayınları, İstanbul.

1 Kaplan’dan Seçmeler II (1988) Yayına Haz: İ. Enigün – Z. Kerman, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara.

KAPLAN, Mehmet (2004) Tevfik Fikret Devir Şahsiyet-Eser, Dergâh Yayınları, Istanbul.

KAPLAN, Mehmet (2002) Sevgi ve İlim, Dergâh Yayınları, İstanbul.

YAZICI, Olcay (2007) Irmaklar Sonsuza Akar, Etkileşim Yayınları, İstanbul.

KAPLAN, Mehmet(1983) “Nasıl Bir Çocuk Edebiyatı?” Türk Edebiyatı sayı: 111

[1] Mehmet Kaplan kendi okuma kültürü hakkında şunları ifade eder. “Dedem ve babam dini kitaplarla halk hikâyelerini okurlardı. İlkokulda iken sarı kağıtlı taş basma acemi yazılı halk hikayelerini ben de okudum. Kasabamızdaki evde sözlü olarak yaşayan zengin halk kültürü vardı. Nasrettin Hoca ve Yunus Emre Sivrihisarlı oldukları için, kadınlar bile onların fıkra ve şiirlerini bilirlerdi. Ben onların dünyaca meşhur insanlar olduklarını çok sonra öğrendim. Onlar halk hikâyeleri ve şiirleriyle beraber, bizim ev ve kasaba kültürünün tanıdık simaları idiler. Çevreden gelen bu halk kültürünün bende edebiyata karşı büyük bir ilgi uyandırdığına kaniim. (Aktaran: Zeynep Kerman-İnci Enginün Mehmet Kaplan Hayatı ve Eserleri, s. 15, Dergâh Yayınları, 2006. İstanbul. )

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir