İran Sinemasında İnsan Ve Empati

Nida Dergisi, 163. Sayı / Mart-Nisan / 2014

Teması, konusu, türü ne olursa olsun sinema, insan eseri kültürün en önemli ürünlerindendir. Her ülkenin kendine has sosyal yapısı ve kültürü gibi sineması da büyük oranda farklıdır. Dönem dönem dünyayı etkileyen kültür sanat merkezleri, varlığını ve etkisini uzun süre devam ettiren çekim gücüne sahip olmuşlardır. Günümüzde ABD’nin bir bütün halinde söz konusu çekim gücüne sahip olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim Hollywood sineması da bu etkin merkezin markasıdır.

Peki, diğer ülkelerin sosyo-kültürel duruşları neyi ifade etmektedir? 

Genelde adı geçen çekim kuvvetleri ile uyumlu kalmayı, belki ondan yararlanmayı veya kısmî yararlanma ile beraber kendi özgünlüğünü de koruyarak varlığını sürdürmeyi ilke edinmişlerdir. Kanaatimce İran Sineması son tercihi benimseyenlerdendir. Gerek çeşitli film festivallerinden aldığı ödüllerle gerekse değişik ülkelerdeki sinema kurgusunu etkileyerek, dolayısıyla toplumlarda oluşturduğu sinerji ile kendisinden söz ettiren İran Sineması, güçlü temellerden sinema dünyasına alternatifler sunmaya devam etmektedir. İran sineması türlü gelişim veya etkileşim evrelerinden geçerek bugünkü saygın konumuna sahip oldu. Birçok ülkede sinemanın, önemli sanat birikimleri ile toplumsal hafızanın oluşumunda ve bu canlı hafızanın tarihe tanık olma rolüyle, kuşaklararası aktarımında önemli bir misyona sahip olduğuna şahitlik ediyoruz. İran benzeri ülkelerin birey ve toplum kimliği oluşumunda sanatı öncelemeleri bir tesadüf olmasa gerek…

Sanat bazen sadece bir ülkenin geçirdiği sosyo-kültürel değişimlere belge sunmayabilir. Örneğin II. Dünya Savaşı’nı konu alan bir film sadece Almanya’yı veya Yahudileri konu almayabilir. Oluşturduğu empati üzerinden, gerekçesi haklı olmadıkça, tüm savaşların insanları insanlığından çıkardığını veya dönem dönem dünyalıların insanlıktan çıktığını anlatabilir. Veya güçlü bir barış filmi de tam tersi etkiyi oluşturabilir. Kimi filmler de belki İran örneğindeki gibi bir toplumun devrim süreci ve sonrasındaki toplumsal değişimi konu edinebilir ama oluşturduğu zihin değişimi dalgasıyla sinema da insana bakışımızı önemli ölçüde değiştirebilir. İran sineması örneği, diğer dünya sinemalarından belli kesitleriyle ayrışarak, insanın somut olarak merkeze alınması ve temel, fıtri,  insanî duygu ve düşüncelerin öne çıkartılarak duygularımıza sunulmasında başarılı bir örnektir. Öyle ki izleyicide oluşturduğu empati ile topluma ve bireye bakışı İran sınırlarının dışına çıkarmıştır. Film festivallerinde aldığı ödüllerde  bunun payı ve etkisi büyüktür. 

İran Sineması Neden Başarılıdır ?

Herhangi bir konu veya alanda başarı için tesadüfe fazlaca yer yoktur ve esasen başarı, çok sayıda disiplinin  uyumlu çalışmasının ürünüdür. İran sineması için de bu geçerlidir. Eğer İran sineması için çok özel yerel hazırlayıcıları görmezden geleceksek, neredeyse tüm İran filmlerinde insan ve insanÎ olan değerler öne çıkartılmıştır diyebiliriz. Bazen de bu insan/lar; zayıf tarafı, incinmiş, yarım kalmış taraflarıyla ön plandadır. İran filmlerinde, hemen her toplumda rahatlıkla görebileceğimiz veya empati yapacağımız, bize fazlasıyla tanıdık insanların hayatı tüm doğallığıyla nakış nakış işlenmiştir. Herhangi bir İran filmini izlerken, sadece İran’ın geçirdiği gelişim süreçlerine tanık olmazsınız, empati yapmaya sizi zorlayan ve sizdeki benzer halleri güçlü bir dille yaşatan kurgusal dile aslında sizin de sahip olduğunuzu düşünürsünüz. Çünkü oradaki kadın, erkek, çocuk rolleri sizden hatıralar devşirmiş gibidir. Oradaki hikayede size ait unutulmaz kareler vardır. Nasıl da unutmuşsunuz? Şimdi nasıl da bir hafızanıza gün yüzüne çıkıyor vermekte unutamadığınız hadiseler… Meğerki hayat ne zalimmiş de siz unutuvermişsiniz, yazık! Veya sevinç ne kadar derinmiş de büyük bir coşku deryasında dalga dalga sizi güvenli bir sahile götürmekte!

İran Sinemasındaki insan figürlerinin güçlü karakterler olarak izleyicide oluşturduğu empatinin başarıda rolü olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kısa sürede adından ve tarzından bahsettiren İran sinemasındaki başarının yönü sürekli yukarı olan bir başarı eğrisine sahiptir. 

Batı sinemasının, başrol oluştururken, aramızda dolaşan veya her gün karşılaştığımız insanlardan tamamen farklı, insanüstü güçler ile donanmış, bu güçleri de bilimsel veya teknolojik destek arayışlarına ihtiyaç duyarak sürdürmeleri yani sanal kahramanlar olmaları artık empati oluşturmuyor… Oysaki İran sinemasındaki doğal ve güçlü karakterler, örneğin çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve erkekler nasıl da bize tanıdıklar! Onların hayatın içinden gelen o doğal yaşantıları nasıldı gurur vericidir! Büyük bütçeli Hollywood sinemasının kahramanlarına kıyasla nasıl da içten ve sıcak kanlıdırlar. Onları izlerken benzeri iyilik ve erdemleri bizlerin de rahatlıkla yapabileceğine dair nasıl da özgüven sahibi oluruz! 

Batı sinemasına insani değerler zemininde meydan okuyan İran Sineması, hayatın içinden süzülerek gelen gerçek insan hikayelerini izleyiciye sunarken; izleyici daha filmi izlerken bile çevresinde, her yerde rahatlıkla rastlayabileceği benzer kahramanları hatırlamaya başlar. Onları neden şimdiye kadar görüp takdir etmediği hususunda da belki kendisini kınar. Denilebilir ki İran filmlerinde vicdana seslenen, bilinçaltını harekete geçiren yani empati kurulmasına imkan ve izin veren o inkâr edilemez büyüsü birçok başarının anahtarı konumundadır. İran Sineması başarısını bir süre daha sürdüreceğe benziyor… 

İran Sineması’nın tarihi gelişim süreçlerini değerlendirmek belki başka bir yazının konusu olabilir. Ortadoğu ülke ve halklarının sinema ile tanışmasında, ülkeyi yönetenlerin batı dünyası ile ilişkileri, batıda sinemanın sahip olduğu etkin rolden etkilenme, belki II. Dünya Savaşı’na kadar veya savaş yıllarında savaşan tarafların Ortadoğu’yu sinemayla nasıl etkiledikleri de ayrı bir çalışma konusu olabilir. Burada denilebilir ki İran’da kitlenin sinema ile tanışması ve açık hava toplantıları şeklinde halk sinema teması daha çok fakir halkın yaşadığı kenar semtlerde başlamıştır. Her ne kadar yerli film sektörü II. Dünya Savaşı sonrasında elitlerin öncülüğünde başlamışsa da Müslüman yapımcıların İran’da sinema sektörüne girişleri, bu ülkedeki Yahudi ve Hıristiyan öncülerden sonradır. Bu yüzden İran sineması Müslümanların bu alanda artan etkileri ile beraber gerçek manada yerelleşmiş, yerel figürler ve sosyal yaşantı olarak yerel kendini daha etkin hissettirmiştir. İran’da halkın içinden bireylerin bir anda sinemadaki güçlü başrol oyuncu olarak karşımıza çıkmaları hiç de şaşırtıcı gelmemelidir. İnsan, çevre, sanat etkileşiminde fakir yaşantının öne çıkmasını doğru okumak için İslamî devrime giden süreçte iktidara karşı protest bakış açısı eşliğinde yükselen, bir süre sonra da toplumu olduğu gibi yansıtarak derinlemesine etkisini bugün de devam ettiren algıyı görmek gerekmektedir. İran filmlerinde periferinin yani kırsalın, varoşun ve fakir insanların işlenmesi, onların modern hayata ayak uyduramamış devinimlerinin öne çıkması belki Batı dünyasına İran aleyhinde  kimi malzemeler veriyor olabilir. Değişik bir ifade ile İran’da sinemaya karşıtlık yükleyen temel çıkış bugün kendisine yöneltilmiş bir karşılığı hissedebilir ancak İran Sineması İran dışında ödüller almayı sürdürmektedir ve ele aldığı konular sadece İran’da değil tüm dünyada saf, temiz ama reel hayata ayak uydurmada zorlanan insanların hayatını konu edinen, aslında her yerdeki nötr insan fıtratı ve yaşantısı üzerinde empatiler oluşturmaya güçlü bir şekilde devam etmektedir. Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede benzerî tarz filmlerin de festivallerde ödül almaya başlaması bunun göstergesidir. Dolayısıyla fakir insan hayatlarının anlatılması ülke imajlarının dışarıda  zedelendiği şeklindeki ön yargının da giderildiğine görebiliyoruz. 

İran sinemasında bizler moderniteye, hatta kapitalizme karşı direnen hayatlar üzerinden sanatsal kimlikler kazanan özlemlerimizi de gideriyoruz dersek sanırım abartılı olmayacaktır. Sanatın kapitalist etkileşimden korunarak yardımlaşma, hayatın her hali karşısında bireyin, ailenin veya sosyal çevrenin sahiplenilmesini bu sinemadaki hüzünlü insanlar üzerinden okumak ve empatiler oluşturmak cidden büyük bir etki dalgası oluşturmaktadır. Bu manada, bize birey ve toplumun temiz yüzünü, olumsuz değişime fıtri zeminlerde direnen kararlı duruşunu gösterdiği için aslında İran Sinemasına teşekkür borçluyuz. Hollywood’un ruhtan yoksun, görsel efektlerle abartılmış yapay ve hastalık kokan hayat tarzlarına karşı; oldukça dramatik, oldukça insanî mesajlar veren bu sinema, güçlü bir alternatif sanat duruşu ortaya koyarak bu teşekkürü çoktan hak ediyor. İyi ki insanda rûhî uyanışlar başlatan, insan olmanın, doğal olmanın tüm zaman ve mekanlarda mümkün olduğunu anlatan bu başarılı sinema varlığını devam ettirerek bizleri etkilemeye devam ediyor. 

İran devriminden sonra yapılan tarihi veya dini-filmlerde de temiz, kirlenmeye karşı direnen peygamberler ve onların arkadaşlarının hayat hikayelerini görebiliyoruz. Bu filmlerdeki tasvirlerde güçlü şekilde dosdoğru olmak, bireysel ve toplumsal bozulmalara karşı direnmek, seçilen konu ve insan tiplemeleri ile başarılı bir şekilde duygusal harmoni eşliğinde verilmektedir. Yineleyecek olursak, empatiler kurarak insan ruhunu derinlemesine etkileyen bu filmlerde fıtratı dejenere etmekten uzak temaların işlenmesi kayda değerdir. 

İran Sineması izleyicinin ruh dünyasında yakaladığı derinliklerde sadece empati bağları örmüyor, toplumda biraz dışlanmış, belki ihmal edilmiş ama insanî erdem ve hassasiyetleri hala gururla taşıyan insanlardan önümüze model koymada başarıyla zirveye tırmanmayı da ihmal etmiyor. Hollywood Sineması ne kadar ruhsuz veya metalikse İran Sineması da tam aksine o kadar insani ve doğaldır. Kıyas yapıldığında ibrenin İran Sinemasından yana kayması da, halen insanı temel değerlerin yok olmadığına işarettir ve sevindiricidir doğrusu…  İzleyiciye yüreğinin sesine kulak vermesi yönünde telkinlerde bulunmasının bunda payı büyüktür. Ailede, sokakta, kardeş ilişkilerinde, sosyal çevrede, her yaş insanla ilgili o denli doğal ve gerçek ile birebir uyumlu film karelerine rastlarız ki İran Sinemasının hayatı olduğu gibi sunmada üzerine düşeni yaptığını, bu konuda borcunu ödediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Gişe derdi taşımadığından, CD veya DVD endişesi taşımadığından, toplumu veya izleyiciyi germek, hararetli dolantılar arasında izleyiciyi sürüklemek şeklindeki komplekslerden olabildiğince uzak kalmaktadır.

İran Sineması’nda  insan faktörü devinimi hatırlatır. Herkes hayata değer katmak için aktif özne konumundadır. Başka bir deyişle filmdeki herkesin kendi rolü üzerinden dolu dolu mesajları vardır. Hayatın zorluklarına kendi cephesinden direnen bir kadın, bilinçaltımızda, kadının İran’da sosyal hayatta yerini daha çok almak istediğini hatırlatır. Ailesinin geçimini teminde zorlanan bir baba, helal kazancı önemseyen ve ne kadar yorulursa yorulsun, tüm yorgunluğu eve gelince geçiveren babadır aynı zamanda. Eşinden gördüğü güleryüz ve destek sadece filmde değil, reelde de örnek bir aile pratiği sunma iddiasındadır. Belki fakirliğin yol açtığı bir sebepten tartışan veya kavga eden iki kardeş hemencecik barışıvermişse ailede esasen hiçbir kötü rüzgarın uzun süreli esmediği, esmemesi gerektiği mesajını bilinçaltımızda başarılı bir şekilde sunar. Tertemiz aşklar, sadece filmin konusu değil, ahlaklı toplum özlemini gerçek hayata taşımak isteyen bir misyona sahiptir. Siyasi veya dini bir filmde fikrin dayandığı verilerin ne kadar sağlam olması gerektiğinin mesajı rahatça okunur. Zıt fikirlerin çatıştığı bir İran filminde, en güçlü delile sahip olanın aynı zamanda en merhametli, en yapıcı insan olduğu izlenimi de başarılı verilmiştir. Eğer inandığınız düşüncenin iyi bir savunucusu olmak istiyorsanız, düşüncenizin dinamiklerinden, temellerinden veya felsefesinden emin olmalısınız… Tıpkı bir peygamberin kendinden eminliği gibi!… Örneğin yalnızca erkeklerin girebildiği dinsel bir alana girerek eğitimini tamamlayan Hz. Meryem figürü ile sadece protest bir direngenliği değil, aynı zamanda kadın erkek herkese farz olan ilim öğrenmenin kadın sembolü üzerindeki tüm yasakları delerek, İran’da veya İslam dünyasında geri kalmışlığın kadının eğitimi ile doğrudan alakalı olduğu mesajı çok başarılı olarak verilmiştir. Kadını eğitim alanlarından mahrum eden zihniyet, kendi toplumsal sonunu da hazırlar. Aksi durumda, insanlığı değiştirip dönüştüren İsa (a.s.) prototipleri topluma ruh katar ve anlarız ki her kadın aslında bir Meryem’dir. Kadın, tüm gayrimeşru yasakları delercesine, eğitilen toplumda yerini almalıdır. İran’da kadının sosyal hayatta gittikçe artan ağırlığı münasebeti ile kültürün, sanatın, edebiyatın her alanında varlığını hissettiren kadın, örneğin sinema yönetmeni olarak da başarılara imza atmaya devam etmektedir. İran’da okuyan, üniversitelerde akademisyen olarak kariyerini tırmandıran kadın sadece filmlerde değil, gerçek İran toplumunda da bariz olarak batı hayat tarzlarının özellikle demokrasinin kavramları üzerinden kendisine köle arayan dayatmacı tarafına karşıdır. İşi kolay mıdır? Batı dünyasının, başta Ortadoğu toplumlarında olmak üzere tüm İslam topraklarında dozunu arttırdığı etkisine bakılırsa işinin hiç de kolay olmadığı görülecektir. 

İran sineması, belki ilk gelişim evrelerinde bir ihtimal, Rus yönetmen Andrey Tarkovski insan ve empati ağırlıklı filmlerinden etkilenmiş olabilir ama bugünün dünyasında birçok ülkede ödül alan filmler üzerinde ciddi bir etki oluşturmuş durumdadır. Son zamanlarda Türkiye’den ödül alan neredeyse tüm yönetmenlerin filmlerine bakarsanız bariz bir İran Sineması etkisinin varlığını görürsünüz. Ayrıca bu filmlerin hepsi sosyal gerçekçidir. Hepsinde toplumdan bir kesit vardır ve toplumun eksik bir tarafını onarır gibidir. Dostluk, aile, aşk, sadakat, erdemler, belki yoksulluk, umut, geleceğin daha da iyi olacağı beklentisi, dürüst insan karakteri gibi temaların çok başarılı işlendiği ve bu temalar üzerinden ödüller alan son dönem Türk Sineması, yüzünü gerçek hayata ve iyi insan tiplemesine döndüğü oranda başarılarını sürdürecek gibi gözükmektedir. Sonuç olarak İran Sinemasına, tüm dünya sinemalarında olduğu gibi, soyut Batı sinemalarından etkilenmeye açık, gizli bir gişe endişesi taşımakla beraber bize kendi kadim ve saygın değerlerimizi hatırlattığı için müteşekkiriz. Umuyoruz ki İran sineması beslendiği damarı daha belirgin halde güçlendirerek varlığını koruyacaktır. Belki bizler de her bir İran filmini daha yakın mesafede değerlendirme imkanı bulacağız. Başarılı kadın ve erkek İran yönetmenlerini tek tek ele alarak, başarılarının altındaki en temel sebepleri bir bütün halinde görmeye çalışacağız.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir