Arap edebiyatının önemli ekollerinden biri olan Mehcer Edebiyatına değinmeden evvel “Mehcer” kelimesini tanımlamakta fayda görüyorum. Mehcer; Arapça bir kelime olup hicret edilen yer manasına gelir.Bugün artık Türkçede sıklıkla duyduğumuz göç kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Hicret (göç) ve muhacir (göç eden kimse) kelimeleri ile de aynı kökten gelmektedir. Hicretin bildiğimiz üzere İslamiyet’te de yeri hayli büyük. Genellikle ilk olarak aklımıza İslâm peygamberi Muhammed’in (a.s) Mekke’den Medine’ye göçü gelir. Ancak bildiğimiz üzere göç olgusu, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana varlığını canlılıkla sürdürmüş, dünyada toplumların kültürel, sosyal, iktisadi, hukuki vb. birçok alanda ciddi dönüşümlerine sebep olmuştur. Mehcer edebiyatını oluşturan zihni ve psikolojik arka plan da tam olarak bu olguya yaslanmaktadır.Bu bağlamda Mehcer Edebiyatının köklerini Osmanlı’nın son dönemlerinde aramak gerekir. Osmanlı İmparatorluğunun hâkimiyetinde Birinci Dünya savaşı arifesinde Ortadoğu’da yaşanan ekonomik sıkıntılar, kültürel buhranlar ve mezhep çatışmaları (Marunî-Dürzi çatışması) gibi faktörlerin etkisiyle Doğu’dan Batı’ya ekseriyetini Suriye, Ürdün ve Filistinlilerin oluşturduğu büyük göç dalgaları yaşandı. Göçmenlerin ekseriyetini Lübnanlı Hristiyanlar oluşuyordu. (O yıllarda Lübnan,Büyük Suriye yani Filistin, Lübnan ve Suriye üçlemesinin bir parçasıdır).
Gece gün değildir. İki gün arasında sınırlanır, belirsiz bir form olarak gözükür. Yönetilemez bir zaman, belki de gayri-zaman olarak dünyayı örter. Postmodern söylem ağında “duyumsanamaz bir karanlık öncü” anlayışının yeniden gündeme gelmesi veya getirilmesiyle gece, iki gün arasında iletişimi temin eden o eski, çağlar öncesine uzanan karmaşıklığını tekrar kazandı
Yalnızlık içinde olup huzura erememekten söz ediyorum – ama bir ressamın ücra bir bölgede herkes tarafından bir kaçık, bir katil, bir serseri vs. vs. olarak görüldüğünde karşılaştığı türden yalnızlık. Evet, ufak bir sıkıntı olabilir ama sonuçta bir sıkıntı. Bir yabancı, üstelik garip ve sevimsiz biri sayılıyorsun – kırsal alan ne kadar ilham verici ve güzel olursa olsun
Bazı filmler vardır kitap gibi, bazı kitaplar vardır film gibidir. Ne okunması bitsin, ne finali son bulsun dediğiniz sanatsal çalışmalar açıkça gösterir ki, değerli olan buharlaşıp uçmaz. Her gönülde, her sinede kendine bir yer bulur kıymetli işler. Mick Jackson tarafından 1999’da sinemaya uyarlanan film, hayatın anlamını anlamaya, hayatın öğrenmeye ve öğretmeye dayalı olduğuna parmak basan bir yapım. Morrie ile Her Salı adlı film (Tuesdays With Morrie) öğretip öğrendiğimiz, verip aldığımız sürece hayatın güzelliklerle dolu olduğunu zihinlere kazır. Bunun için yapılması gereken aslında çok basit: Etrafa bakmak, gözlemlemek, temaşa etmek.
Daha birkaç saat önce toprağı terk eden çiçekler. Daha birkaç saat önce hayatın yabanıl yanında umut diye haykıran! Vurdumduymaz bir insanın elinde; bu uzun bardağın içinde, duyguları adına terkedilen çiçekler. Kimi bir kadının ruhuna ruh oluyor, kimi dinlediği müziği yaşıyordu. Kimisi de rüzgârın özlemiyle gözyaşı döküyordu.
Zayıf, güçlüye; aciz, kuvvetliye; eksik, mükemmele; çirkin, güzele; küçük, büyüğe özenir, benzemek ister. İnsanlar da böyledir, toplumlar da… Edebiyatta da çoğunlukla benzetme (teşbih) sanatının kuralı budur. Güçlü zayıfa benzetilmez; zayıf güçlüye benzetilir. Sosyal, siyasi ve ekonomik hayatta da bunu görmek mümkündür. Ancak bazen de bir hastalık olarak, güçlü olduğu halde kendini zayıf görenler; mükemmel olduğu …
Mehcerde Bir Hayat Ozanı Cibran Halil Cibran
Mehcer Edebiyatı Nedir ?
Arap edebiyatının önemli ekollerinden biri olan Mehcer Edebiyatına değinmeden evvel “Mehcer” kelimesini tanımlamakta fayda görüyorum. Mehcer; Arapça bir kelime olup hicret edilen yer manasına gelir.Bugün artık Türkçede sıklıkla duyduğumuz göç kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Hicret (göç) ve muhacir (göç eden kimse) kelimeleri ile de aynı kökten gelmektedir. Hicretin bildiğimiz üzere İslamiyet’te de yeri hayli büyük. Genellikle ilk olarak aklımıza İslâm peygamberi Muhammed’in (a.s) Mekke’den Medine’ye göçü gelir. Ancak bildiğimiz üzere göç olgusu, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana varlığını canlılıkla sürdürmüş, dünyada toplumların kültürel, sosyal, iktisadi, hukuki vb. birçok alanda ciddi dönüşümlerine sebep olmuştur. Mehcer edebiyatını oluşturan zihni ve psikolojik arka plan da tam olarak bu olguya yaslanmaktadır.Bu bağlamda Mehcer Edebiyatının köklerini Osmanlı’nın son dönemlerinde aramak gerekir. Osmanlı İmparatorluğunun hâkimiyetinde Birinci Dünya savaşı arifesinde Ortadoğu’da yaşanan ekonomik sıkıntılar, kültürel buhranlar ve mezhep çatışmaları (Marunî-Dürzi çatışması) gibi faktörlerin etkisiyle Doğu’dan Batı’ya ekseriyetini Suriye, Ürdün ve Filistinlilerin oluşturduğu büyük göç dalgaları yaşandı. Göçmenlerin ekseriyetini Lübnanlı Hristiyanlar oluşuyordu. (O yıllarda Lübnan,Büyük Suriye yani Filistin, Lübnan ve Suriye üçlemesinin bir parçasıdır).
Bu yazının devamı 205. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
205. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Gece`nin Yönetimi
Gece gün değildir. İki gün arasında sınırlanır, belirsiz bir form olarak gözükür. Yönetilemez bir zaman, belki de gayri-zaman olarak dünyayı örter. Postmodern söylem ağında “duyumsanamaz bir karanlık öncü” anlayışının yeniden gündeme gelmesi veya getirilmesiyle gece, iki gün arasında iletişimi temin eden o eski, çağlar öncesine uzanan karmaşıklığını tekrar kazandı
Bir Kulak Bir Jilet Bir İsyan: Van Gogh
Yalnızlık içinde olup huzura erememekten söz ediyorum – ama bir ressamın ücra bir bölgede herkes tarafından bir kaçık, bir katil, bir serseri vs. vs. olarak görüldüğünde karşılaştığı türden yalnızlık. Evet, ufak bir sıkıntı olabilir ama sonuçta bir sıkıntı. Bir yabancı, üstelik garip ve sevimsiz biri sayılıyorsun – kırsal alan ne kadar ilham verici ve güzel olursa olsun
Morrie ile Her Salı’dan Hayata ve Eğitime Dair Notlar
Bazı filmler vardır kitap gibi, bazı kitaplar vardır film gibidir. Ne okunması bitsin, ne finali son bulsun dediğiniz sanatsal çalışmalar açıkça gösterir ki, değerli olan buharlaşıp uçmaz. Her gönülde, her sinede kendine bir yer bulur kıymetli işler. Mick Jackson tarafından 1999’da sinemaya uyarlanan film, hayatın anlamını anlamaya, hayatın öğrenmeye ve öğretmeye dayalı olduğuna parmak basan bir yapım. Morrie ile Her Salı adlı film (Tuesdays With Morrie) öğretip öğrendiğimiz, verip aldığımız sürece hayatın güzelliklerle dolu olduğunu zihinlere kazır. Bunun için yapılması gereken aslında çok basit: Etrafa bakmak, gözlemlemek, temaşa etmek.
Kadının Ayağı Gül Oldu
Daha birkaç saat önce toprağı terk eden çiçekler. Daha birkaç saat önce hayatın yabanıl yanında umut diye haykıran! Vurdumduymaz bir insanın elinde; bu uzun bardağın içinde, duyguları adına terkedilen çiçekler. Kimi bir kadının ruhuna ruh oluyor, kimi dinlediği müziği yaşıyordu. Kimisi de rüzgârın özlemiyle gözyaşı döküyordu.
İslam Neyin Nesi
Zayıf, güçlüye; aciz, kuvvetliye; eksik, mükemmele; çirkin, güzele; küçük, büyüğe özenir, benzemek ister. İnsanlar da böyledir, toplumlar da… Edebiyatta da çoğunlukla benzetme (teşbih) sanatının kuralı budur. Güçlü zayıfa benzetilmez; zayıf güçlüye benzetilir. Sosyal, siyasi ve ekonomik hayatta da bunu görmek mümkündür. Ancak bazen de bir hastalık olarak, güçlü olduğu halde kendini zayıf görenler; mükemmel olduğu …
Alışverişe devam et