Arap edebiyatının önemli ekollerinden biri olan Mehcer Edebiyatına değinmeden evvel “Mehcer” kelimesini tanımlamakta fayda görüyorum. Mehcer; Arapça bir kelime olup hicret edilen yer manasına gelir.Bugün artık Türkçede sıklıkla duyduğumuz göç kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Hicret (göç) ve muhacir (göç eden kimse) kelimeleri ile de aynı kökten gelmektedir. Hicretin bildiğimiz üzere İslamiyet’te de yeri hayli büyük. Genellikle ilk olarak aklımıza İslâm peygamberi Muhammed’in (a.s) Mekke’den Medine’ye göçü gelir. Ancak bildiğimiz üzere göç olgusu, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana varlığını canlılıkla sürdürmüş, dünyada toplumların kültürel, sosyal, iktisadi, hukuki vb. birçok alanda ciddi dönüşümlerine sebep olmuştur. Mehcer edebiyatını oluşturan zihni ve psikolojik arka plan da tam olarak bu olguya yaslanmaktadır.Bu bağlamda Mehcer Edebiyatının köklerini Osmanlı’nın son dönemlerinde aramak gerekir. Osmanlı İmparatorluğunun hâkimiyetinde Birinci Dünya savaşı arifesinde Ortadoğu’da yaşanan ekonomik sıkıntılar, kültürel buhranlar ve mezhep çatışmaları (Marunî-Dürzi çatışması) gibi faktörlerin etkisiyle Doğu’dan Batı’ya ekseriyetini Suriye, Ürdün ve Filistinlilerin oluşturduğu büyük göç dalgaları yaşandı. Göçmenlerin ekseriyetini Lübnanlı Hristiyanlar oluşuyordu. (O yıllarda Lübnan,Büyük Suriye yani Filistin, Lübnan ve Suriye üçlemesinin bir parçasıdır).
11 Eylül’ün yıldönümü zamanlarında kaleme aldığımız bu yazıda, Mahsun Kırmızıgül’ün New York’ta Beş Minare (2010) adlı filmine yer ayırdık ve filmdeki iki farklı kavrama (Ilımlı İslam-Radikal İslam) nasıl bir vurgu yapıldığı, biz ve öteki katmanlarının nasıl kurgulandığı üzerinde düşündük. Bu sebeple ki yazıya, düşünce dünyamızda yer edinmemiş Batılı aklın öne sürdüğü Ilımlı İslam (Moderate Islam) ve Radikal İslam (Radical Islam) tanımlarını açmakla başlayalım.
İyisin umarım diyerek başlayayım söze… Aslında “söze başlamak” alışkanlıkla söylenen bir ifade, bildiğin gibi söz varlığımızın sürekliliğinin bir parçasıdır. Ya sesimizde ya beynimizde ya kalemimizde ya da klavyemizde varlık gösterir. Hele kulağımızda, daha önce söylenen ve yüreğimizi inciten bir cümle nasıl da döner durur; hani bizi sevindiren, kendimize güvenmemize zemin hazırlayan o sözler, nasıl da yüreğimizi serinletir ve harekete geçmemize yardım eder. Ah bir de önden gidenlerin, dâr-ı fenâdan dâr-ı bekâya göçenlerin sözleri, tekrar tekrar gelir beynimize ve döner dolaşır dilimizde…
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”
Yaşlı teyzemizi ziyarete gittik.O da oradaydı.Seksen üç yaşında, görmüş geçirmiş bir teyze. Temiz, onurlu bir yüzü vardı.Yaşlılar ilgilenilmeyi, konuşmayı severler.Sorular sorarak onu konuşturmak istedim. Niyetim sadece hoşbeş etmekti.Kısaca hayatını özetledi. Etkilenmemek elde değil. Neler yaşıyor insanlar da hâlâ ayaktalar.“İnsan her acıya katlanabiliyor demek ki” demekten kendimi alamadım. Bu yazının devamı 184. sayıda. Devamını okumak için …
“Savaş her zaman davetsiz gelir. Hoşlanmadığı şeylerin listesini de beraberinde getirir.” Yavuz hırsızdır, ev sahibini bastırır savaş. “Bundan böyleeeeeeee…” diye çirkin naralar atar. Binlerce yılın yaşanmışlığını, birikimini hiçe sayar; sevgi köprülerini hiçbiri kalmayacak şekilde imha eder.
Mehcerde Bir Hayat Ozanı Cibran Halil Cibran
Mehcer Edebiyatı Nedir ?
Arap edebiyatının önemli ekollerinden biri olan Mehcer Edebiyatına değinmeden evvel “Mehcer” kelimesini tanımlamakta fayda görüyorum. Mehcer; Arapça bir kelime olup hicret edilen yer manasına gelir.Bugün artık Türkçede sıklıkla duyduğumuz göç kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Hicret (göç) ve muhacir (göç eden kimse) kelimeleri ile de aynı kökten gelmektedir. Hicretin bildiğimiz üzere İslamiyet’te de yeri hayli büyük. Genellikle ilk olarak aklımıza İslâm peygamberi Muhammed’in (a.s) Mekke’den Medine’ye göçü gelir. Ancak bildiğimiz üzere göç olgusu, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana varlığını canlılıkla sürdürmüş, dünyada toplumların kültürel, sosyal, iktisadi, hukuki vb. birçok alanda ciddi dönüşümlerine sebep olmuştur. Mehcer edebiyatını oluşturan zihni ve psikolojik arka plan da tam olarak bu olguya yaslanmaktadır.Bu bağlamda Mehcer Edebiyatının köklerini Osmanlı’nın son dönemlerinde aramak gerekir. Osmanlı İmparatorluğunun hâkimiyetinde Birinci Dünya savaşı arifesinde Ortadoğu’da yaşanan ekonomik sıkıntılar, kültürel buhranlar ve mezhep çatışmaları (Marunî-Dürzi çatışması) gibi faktörlerin etkisiyle Doğu’dan Batı’ya ekseriyetini Suriye, Ürdün ve Filistinlilerin oluşturduğu büyük göç dalgaları yaşandı. Göçmenlerin ekseriyetini Lübnanlı Hristiyanlar oluşuyordu. (O yıllarda Lübnan,Büyük Suriye yani Filistin, Lübnan ve Suriye üçlemesinin bir parçasıdır).
Bu yazının devamı 205. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
205. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
New York’ta Beş Minare’de Yükselen Ilımlı-Radikal İslam Sesleri
11 Eylül’ün yıldönümü zamanlarında kaleme aldığımız bu yazıda, Mahsun Kırmızıgül’ün New York’ta Beş Minare (2010) adlı filmine yer ayırdık ve filmdeki iki farklı kavrama (Ilımlı İslam-Radikal İslam) nasıl bir vurgu yapıldığı, biz ve öteki katmanlarının nasıl kurgulandığı üzerinde düşündük. Bu sebeple ki yazıya, düşünce dünyamızda yer edinmemiş Batılı aklın öne sürdüğü Ilımlı İslam (Moderate Islam) ve Radikal İslam (Radical Islam) tanımlarını açmakla başlayalım.
Mektup IX
İyisin umarım diyerek başlayayım söze… Aslında “söze başlamak” alışkanlıkla söylenen bir ifade, bildiğin gibi söz varlığımızın sürekliliğinin bir parçasıdır. Ya sesimizde ya beynimizde ya kalemimizde ya da klavyemizde varlık gösterir. Hele kulağımızda, daha önce söylenen ve yüreğimizi inciten bir cümle nasıl da döner durur; hani bizi sevindiren, kendimize güvenmemize zemin hazırlayan o sözler, nasıl da yüreğimizi serinletir ve harekete geçmemize yardım eder. Ah bir de önden gidenlerin, dâr-ı fenâdan dâr-ı bekâya göçenlerin sözleri, tekrar tekrar gelir beynimize ve döner dolaşır dilimizde…
Yoldan Öyküler
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”
İnsan Her Acıya Katlanabilir mi
Yaşlı teyzemizi ziyarete gittik.O da oradaydı.Seksen üç yaşında, görmüş geçirmiş bir teyze. Temiz, onurlu bir yüzü vardı.Yaşlılar ilgilenilmeyi, konuşmayı severler.Sorular sorarak onu konuşturmak istedim. Niyetim sadece hoşbeş etmekti.Kısaca hayatını özetledi. Etkilenmemek elde değil. Neler yaşıyor insanlar da hâlâ ayaktalar.“İnsan her acıya katlanabiliyor demek ki” demekten kendimi alamadım. Bu yazının devamı 184. sayıda. Devamını okumak için …
Benim Sadık Yarim Işıl Işıl Barış
“Savaş her zaman davetsiz gelir. Hoşlanmadığı şeylerin listesini de beraberinde getirir.” Yavuz hırsızdır, ev sahibini bastırır savaş. “Bundan böyleeeeeeee…” diye çirkin naralar atar. Binlerce yılın yaşanmışlığını, birikimini hiçe sayar; sevgi köprülerini hiçbiri kalmayacak şekilde imha eder.
Alışverişe devam et