Bütün yarattıklarını bildiği gibi, insanı da en iyi bilen yaratıcısı Allah’tır. Allah’ın insanlığı dosdoğru yola iletmesi için gönderdiği vahyin insanın iç dünyasına yabancı kalması da beklenemez. Mülk suresi bunu retorik bir soruyla dile getirir: ‘O yaratan, (yarattıklarını) hiç bilmez mi? Çünkü O her şeyi inceden inceye bilen, her şeyden haberdar olandır’(Mülk:14)“Kesin olarak inananlar için yerde de deliller vardır, kendinizde de. Görmüyor musunuz?” (Zariyat:20-21) ayetinde de Kur’an, insanın gözlerini, zihninikendisine döndürmesini, kendisini düşünmesini istemektedir.Kendini bilmeyi bir anlamda Allah’ı bilmekle eşdeğer tutan Kur’an insanı, kendini, yaratılışını ve hassas oluşumunu düşünmeye teşvik etmektedir.Kur’an’da, psikolojinin inceleme alanı olan insanın iç dünyası ile ilgili olarak, bazen direkt bazen de dolaylı birçok ayetin bulunması da vahyin insanın iç dünyasını teşhis etmesini doğrular niteliktedir. Kur’an mesajları, bu manada psikolojik bir yaklaşımla ele alınıp anlamlandırılmaya elverişlidir.
Kur’an ile psikoloji arasındaki ilişki, özellikle son yıllarda giderek daha fazla ilgi gören konulardan biridir. Ancak bu ilişkiyi kurarken iki farklı yaklaşımın birbirine indirgenmemesi dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Kur’an’ı bir psikoloji kitabı olarak okumak ne kadar problemliyse, psikolojinin insan hakkındaki bulgularını dinî metinlerden bağımsız ve bütünüyle seküler bir insan tasavvurunun ürünü olarak görmek de tartışmaya açıktır. Özellikle bu konu birçok psikolog ve psikoterapi kuramcısı tarafından hala tartışılmaktadır. Kanaatimce daha anlamlı olan, Kur’an’ın insanı tasvir etme biçimi ile psikolojinin insan davranışını, duygularını ve ilişkilerini açıklama çabası arasındaki kesişme alanlarını araştırmaktır.
Kur’an’ın dikkat çekici özelliklerinden biri, insanı yalnızca dışarıdan gözlemlenebilen davranışları üzerinden ele almamasıdır. Kur’an’a göre insan; halife olan, ahsen-i takvim olan, vicdan sahibi olan üstünlüklere sahip olarak anlatıldığı gibi arzu eden, acele eden, hırslı, kibirlenen, cimri olan, korkan, öfkelenen, unutan, yanılan, kıskanan, kendisini kandırabilen, üstünlük arayabilen gibi de birtakım zaaflara sahip olan bir varlık olarak anlatılır. Ama bu varlığın, üstün ve zaaflı yanlarının, zamanla değişebileceği de anlatılır. Bu bakımdan Kur’an’ın insan tasavvuru, insan davranışının arkasında bulunan içsel süreçlere yönelik güçlü bir ilgi barındırır.
Modern psikolojinin ortaya koyduğu insan modeli de davranışın görünen yüzüyle yetinmez. Özellikle psikanalitik gelenek, insan davranışlarının her zaman bilinçli niyetlerle açıklanamayacağını ileri sürmüş; bastırma, savunma, çatışma ve bilinçdışı süreçler üzerinden insanın kendisine dahi kapalı olabilecek yönlerine dikkat çekmiştir. Bağlanma kuramı, erken dönem ilişkilerin sonraki kişilerarası ilişkiler üzerindeki etkisini araştırmış; kendilikpsikolojisi ve nesne ilişkileri kuramları ise insanın kendilik değerini, ilişkilerini ve diğer insanları zihninde nasıl temsil ettiğini incelemiş, bir öteki ile ilişkisinin kendi iç dünyasına yansımalarını değerlendirmiştir. Böylece psikoloji, insanın yalnızca “ne yaptığı” sorusundan“bunu neden yaptığı” sorusuna yönelmiştir.
Kur’an ve psikoloji ilişkisi açısından daha verimli yaklaşım, Kur’an’daki insan tasavvurunu modern psikolojik teorilerle en baştan anlamak, yeniden anlamlandırmak olmamalıdır.İki farklı bilgi alanının insan hakkında ortaya koyduğu soruları karşılaştırmaktır. Psikoloji insanın korku, bağlanma, saldırganlık, benlik, savunma ve ilişki örüntülerini açıklamaya çalışırken Kur’an, bu insan gerçekliğini aynı zamanda ahlaki bir bağlam içerisinde ele alır. Kur’an’a göre insan yalnızca anlaşılması gereken bir varlık değil, kendi iç dünyası, toplum ve Allah karşısında sorumluluk taşıyan bir varlıktır.
Dolayısıyla Kur’an ile psikolojinin kesiştiği temel nokta, insanın yüzeyde görünen davranışından daha karmaşık bir iç dünyaya sahip olduğunun kabulüdür. Ayrıştıkları temel nokta ise bu insan bilgisinin hangi amaçla kullanıldığıdır. Psikoloji açıklamaya, anlamaya ve gerektiğinde değiştirmeye çalışırken, Kur’an insanın kendisiyle ilişkisini aynı zamanda ahlaki bir dönüşüm meselesi olarak ele alır.
Bu açıdan Kur’an’ın psikolojiye katkısı, onda modern psikoloji teorilerinin önceden bulunduğunu göstermek değildir. Daha çok üzerinde çalıştığım ve düşündüğüm konu; Kur’an, insanın iç dünyasına ilişkin özgün ve kapsamlı bir tasavvur ortaya koyar; modern psikoloji ise farklı yöntemlerle insanın benzer varoluşsal ve davranışsal alanlarını araştırır. Bu iki alanın kesişmesi, Kur’an’ı psikolojiye indirgemeden ve psikolojiyi Kur’an’ın doğrulayıcısı haline getirmeden, insanı anlamaya yönelik disiplinlerarası bir düşünme imkânı sunmaktadır.
Sonuç
Kuran’ı psikolojik bir bakış açısıyla okumak/değerlendirmek, vahyi bilime indirgemek değil; insanı anlamaya çalışan her çabanın, insanı en iyi bilenin sözüyle de hatırlanabileceğini göstermektir. Zira Kur’an bir takım akademik ve bilimsel bilgiler ortaya koyan bir kitap değildir. O bir hidayet kitabıdır ve ana eksenini tevhid oluşturmaktadır. Vahyin insan psikolojisine önem vermesi bir tesadüf değil, metnin mantığının gereğidir. İnsanı yaratan, onun acelesini, korkusunu, nankörlüğünü ve huzur arayışını bilir; bu yüzden gösterdiği yol, insanın tabiatına karşı değil, onunla uyum içinde bir yoldur. Biz de yazımızda bahsettiğimiz konuları gözönünde bulundurarak, modern bir disiplin olan psikolojiyi incelemek ve onun vasıtasıyla Kur’an yorumuna yeni ufuklar açmak için böyle bir konuyu çalışmaya gayret ettik. Gayret bizden tevfik Allah’tandır.
Bir çocuğun dünyaya söyleyecek fazla sözü olmamalıdır. Çocuk, dünyanın henüz bütün kötülüklerini öğrenmediği zamandır. Ev onun için sığınaktır, sokak oyundur, gökyüzü hayrettir, yarın ise henüz korkuyla tanışmamış bir ihtimaldir.
Bir anlatıda, anlatanın kim olduğu, anlatılan şeyin kaderini belirler. Conrad’ın “Karanlığın Yüreği” romanı ile Achebe’nin “Parçalanma” romanını yan yana ya da karşı
Müslüm Gürses’ in Mühim Meselem şarkısını dinlerken aklıma geldi ‘mühim meselelerimiz’. Sanırım çağdaş insanın ilgisini ve dikkatini en fazla çeken dünya meselesi; insanların hayatlarını nasıl bir sistemin düzelteceği meselesidir.
Bir rap müziği süperstarı milyonlarca dolarlık turnenin dışında kalmayı göze alabiliyor, bir film yıldızı, hayatının projesinden sökülüp atılmasına aldırmıyor,
“Hız çağında yaşıyoruz” sözü artık o kadar sık kullanılıyor ki, ne anlama geldiğini çoğu zaman düşünmeden söylüyoruz. İnternet hızlı, iletişim hızlı, ulaşım hızlı, üretim ve tüketim hızlı.
Kur’an ve Psikoloji
Bütün yarattıklarını bildiği gibi, insanı da en iyi bilen yaratıcısı Allah’tır. Allah’ın insanlığı dosdoğru yola iletmesi için gönderdiği vahyin insanın iç dünyasına yabancı kalması da beklenemez. Mülk suresi bunu retorik bir soruyla dile getirir: ‘O yaratan, (yarattıklarını) hiç bilmez mi? Çünkü O her şeyi inceden inceye bilen, her şeyden haberdar olandır’(Mülk:14) “Kesin olarak inananlar için yerde de deliller vardır, kendinizde de. Görmüyor musunuz?” (Zariyat:20-21) ayetinde de Kur’an, insanın gözlerini, zihnini kendisine döndürmesini, kendisini düşünmesini istemektedir. Kendini bilmeyi bir anlamda Allah’ı bilmekle eşdeğer tutan Kur’an insanı, kendini, yaratılışını ve hassas oluşumunu düşünmeye teşvik etmektedir. Kur’an’da, psikolojinin inceleme alanı olan insanın iç dünyası ile ilgili olarak, bazen direkt bazen de dolaylı birçok ayetin bulunması da vahyin insanın iç dünyasını teşhis etmesini doğrular niteliktedir. Kur’an mesajları, bu manada psikolojik bir yaklaşımla ele alınıp anlamlandırılmaya elverişlidir.
Kur’an ile psikoloji arasındaki ilişki, özellikle son yıllarda giderek daha fazla ilgi gören konulardan biridir. Ancak bu ilişkiyi kurarken iki farklı yaklaşımın birbirine indirgenmemesi dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Kur’an’ı bir psikoloji kitabı olarak okumak ne kadar problemliyse, psikolojinin insan hakkındaki bulgularını dinî metinlerden bağımsız ve bütünüyle seküler bir insan tasavvurunun ürünü olarak görmek de tartışmaya açıktır. Özellikle bu konu birçok psikolog ve psikoterapi kuramcısı tarafından hala tartışılmaktadır. Kanaatimce daha anlamlı olan, Kur’an’ın insanı tasvir etme biçimi ile psikolojinin insan davranışını, duygularını ve ilişkilerini açıklama çabası arasındaki kesişme alanlarını araştırmaktır.
Kur’an’ın dikkat çekici özelliklerinden biri, insanı yalnızca dışarıdan gözlemlenebilen davranışları üzerinden ele almamasıdır. Kur’an’a göre insan; halife olan, ahsen-i takvim olan, vicdan sahibi olan üstünlüklere sahip olarak anlatıldığı gibi arzu eden, acele eden, hırslı, kibirlenen, cimri olan, korkan, öfkelenen, unutan, yanılan, kıskanan, kendisini kandırabilen, üstünlük arayabilen gibi de birtakım zaaflara sahip olan bir varlık olarak anlatılır. Ama bu varlığın, üstün ve zaaflı yanlarının, zamanla değişebileceği de anlatılır. Bu bakımdan Kur’an’ın insan tasavvuru, insan davranışının arkasında bulunan içsel süreçlere yönelik güçlü bir ilgi barındırır.
Modern psikolojinin ortaya koyduğu insan modeli de davranışın görünen yüzüyle yetinmez. Özellikle psikanalitik gelenek, insan davranışlarının her zaman bilinçli niyetlerle açıklanamayacağını ileri sürmüş; bastırma, savunma, çatışma ve bilinçdışı süreçler üzerinden insanın kendisine dahi kapalı olabilecek yönlerine dikkat çekmiştir. Bağlanma kuramı, erken dönem ilişkilerin sonraki kişilerarası ilişkiler üzerindeki etkisini araştırmış; kendilikpsikolojisi ve nesne ilişkileri kuramları ise insanın kendilik değerini, ilişkilerini ve diğer insanları zihninde nasıl temsil ettiğini incelemiş, bir öteki ile ilişkisinin kendi iç dünyasına yansımalarını değerlendirmiştir. Böylece psikoloji, insanın yalnızca “ne yaptığı” sorusundan“bunu neden yaptığı” sorusuna yönelmiştir.
Kur’an ve psikoloji ilişkisi açısından daha verimli yaklaşım, Kur’an’daki insan tasavvurunu modern psikolojik teorilerle en baştan anlamak, yeniden anlamlandırmak olmamalıdır. İki farklı bilgi alanının insan hakkında ortaya koyduğu soruları karşılaştırmaktır. Psikoloji insanın korku, bağlanma, saldırganlık, benlik, savunma ve ilişki örüntülerini açıklamaya çalışırken Kur’an, bu insan gerçekliğini aynı zamanda ahlaki bir bağlam içerisinde ele alır. Kur’an’a göre insan yalnızca anlaşılması gereken bir varlık değil, kendi iç dünyası, toplum ve Allah karşısında sorumluluk taşıyan bir varlıktır.
Dolayısıyla Kur’an ile psikolojinin kesiştiği temel nokta, insanın yüzeyde görünen davranışından daha karmaşık bir iç dünyaya sahip olduğunun kabulüdür. Ayrıştıkları temel nokta ise bu insan bilgisinin hangi amaçla kullanıldığıdır. Psikoloji açıklamaya, anlamaya ve gerektiğinde değiştirmeye çalışırken, Kur’an insanın kendisiyle ilişkisini aynı zamanda ahlaki bir dönüşüm meselesi olarak ele alır.
Bu açıdan Kur’an’ın psikolojiye katkısı, onda modern psikoloji teorilerinin önceden bulunduğunu göstermek değildir. Daha çok üzerinde çalıştığım ve düşündüğüm konu; Kur’an, insanın iç dünyasına ilişkin özgün ve kapsamlı bir tasavvur ortaya koyar; modern psikoloji ise farklı yöntemlerle insanın benzer varoluşsal ve davranışsal alanlarını araştırır. Bu iki alanın kesişmesi, Kur’an’ı psikolojiye indirgemeden ve psikolojiyi Kur’an’ın doğrulayıcısı haline getirmeden, insanı anlamaya yönelik disiplinlerarası bir düşünme imkânı sunmaktadır.
Sonuç
Kuran’ı psikolojik bir bakış açısıyla okumak/değerlendirmek, vahyi bilime indirgemek değil; insanı anlamaya çalışan her çabanın, insanı en iyi bilenin sözüyle de hatırlanabileceğini göstermektir. Zira Kur’an bir takım akademik ve bilimsel bilgiler ortaya koyan bir kitap değildir. O bir hidayet kitabıdır ve ana eksenini tevhid oluşturmaktadır. Vahyin insan psikolojisine önem vermesi bir tesadüf değil, metnin mantığının gereğidir. İnsanı yaratan, onun acelesini, korkusunu, nankörlüğünü ve huzur arayışını bilir; bu yüzden gösterdiği yol, insanın tabiatına karşı değil, onunla uyum içinde bir yoldur. Biz de yazımızda bahsettiğimiz konuları gözönünde bulundurarak, modern bir disiplin olan psikolojiyi incelemek ve onun vasıtasıyla Kur’an yorumuna yeni ufuklar açmak için böyle bir konuyu çalışmaya gayret ettik. Gayret bizden tevfik Allah’tandır.
İlgili Yazılar
Filistin ve Çocukluk
Bir çocuğun dünyaya söyleyecek fazla sözü olmamalıdır. Çocuk, dünyanın henüz bütün kötülüklerini öğrenmediği zamandır. Ev onun için sığınaktır, sokak oyundur, gökyüzü hayrettir, yarın ise henüz korkuyla tanışmamış bir ihtimaldir.
Karanlığın Yüreği Parçalanırken
Bir anlatıda, anlatanın kim olduğu, anlatılan şeyin kaderini belirler. Conrad’ın “Karanlığın Yüreği” romanı ile Achebe’nin “Parçalanma” romanını yan yana ya da karşı
İlim Yolculuğu mu, Diploma Avcılığı mı?
Müslüm Gürses’ in Mühim Meselem şarkısını dinlerken aklıma geldi ‘mühim meselelerimiz’. Sanırım çağdaş insanın ilgisini ve dikkatini en fazla çeken dünya meselesi; insanların hayatlarını nasıl bir sistemin düzelteceği meselesidir.
Gözün Aydın İnsan Kardeş: Rim Abla Oldu!
Bir rap müziği süperstarı milyonlarca dolarlık turnenin dışında kalmayı göze alabiliyor, bir film yıldızı, hayatının projesinden sökülüp atılmasına aldırmıyor,
Hızlanırken Ne İnşa Ediyoruz?
“Hız çağında yaşıyoruz” sözü artık o kadar sık kullanılıyor ki, ne anlama geldiğini çoğu zaman düşünmeden söylüyoruz. İnternet hızlı, iletişim hızlı, ulaşım hızlı, üretim ve tüketim hızlı.