Rutine dair hoş bir resimli kitap okumuştum yakınlarda. Kıymetli dostumun rutin övgüsü peşisıra çıkmıştı karşıma. Arkadaş sohbetlerinden tutun da, anne-baba nasihatlerine, okuldaki derslere, dini söylemlere varıncaya kadar hemen her yerde, elimizdekinin kıymetini bilmekle ilgili bir yığın şey duyuyoruz. Duyduğumuz hızla başımızdan savıp unutmasaydık iyiydi ya… Başkasının kanseri, bizim baş ağrımızdan önemsiz; evine bomba, ocağına ateş düşen diğerleri, su tesisatımızdaki sorun kadar meşgul etmiyor zihnimizi. Bu neredeyse evrensel kural gereğince sadece kendi hayatımızdaki aksamalar ahlaki bir sıçrama için yeterli besin sunmuyor bizlere. İçme suyu sorunumu az önceki telefon konuşmamla on saniyede çözmüş biri olarak, kilometrelerce yol tepip günlük mesaisini ölmeyecek kadar suya kavuşarak tamamlayan N’koulou’yu anlamam pek kolay değil. Başımı sokacağım evim var, hep vardı, buradan hareketle hep olacağını düşünüyorum ve evsizleri distopik bir öteki olarak görmezden geliyor geçiştiriyorum. Bir kitap yazısının bu çok boyutlu ahlâki dilemmaya güç yetiremeyeceğini bilerek kervanı yolda düzmeye koyuluyorum.
Çocuk edebiyatının netameli konularından biri de savaş. Savaş; açlığın, ölümün, evini kaybetmenin, en sevdiklerini ömründen çıkarmanın, uçsuz bucaksız yollara düşmenin ve bilinmezlikle sarmalanmanın sıkıştırılmış dosyası olduğundan maharetli yazarlar onu anlatmakla insani krizin hemen tamamını kuşatıyorlar. Hayatla eş anlamlı çocuğun karşısına, ölümle, hatta öldürmeyle özdeş savaşı çıkartmak için binbir hassas dengeyi gözeten bu yazarlar, dar yollardan geçerek, umut aşılayarak çocuk okuru selamete çıkarıyorlar.
Bu yazının devamı
217. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bazen bir filmin mesajını tamamen anladığımızı sanırız, oysa bu o kadar basit olamayabilir. Edward Said’in de belirttiği gibi bir metindeki örtük anlam her zaman açığa çıkarılmaz, okuyucuya ya da izleyiciye o konuda kesin bir bilgi verilmez.
Evet, tek bir çiçekle baharın bütünü hemen gelmeyecektir elbet…
Ve belki o erken açan çiçek gelecek bahar mevsimini de göremeyecektir. Ama baharın mutlak gelecek ve yaşanılacak bir gerçek olacağının umudunu aşılayacaktır; baharı bekleyenlere…
Bir kelebeğin kanat çırpışının yarattığı etkiyi bilirim… İyimserliğin, umudun boşa kürek çekişin diğer adı olmadığını da… Bir tebessümün nasıl bulaşıcı olduğunu, bir iyiliğin hiçbir zaman unutulup gitmeyeceğini ve yarattığı kalıcı eserleri bilirim…
Sen nelere kadirsin ey Umut!
Hâlâ parmaklarımda kalan boyalarla çocuklarımı uyutuyorum. Yoksa ‘Sahibi’mize ne deriz? Hala babamın resimlerinden tanıyorum renkleri.
‘Ey renklerin sahibi renklerimize acı’
Çünkü baba, yeryüzünü renklerle ayırt ettigi bir resim çizer çocuğunun zihnine .
Kimi zaman güçlü bir ağaca benzetir kendini. Kabuğu sert, ama güçlü . Karıncalar dolaşır üzerinde. Bazı resimlerde dalgalı bir denizdir, kağıttan gemileri yüzdürür. Bazen de bir çocuğun sürekli silgi tozlarının biriktirdiği silinmiş bir sayfasıdır. Cocuk silgi tozlarına bile kıyamaz, avucuna alır, şekiller çıkarır, oyunlar kurar… boş sayfayı uçak yapar da gökyüzüne uçurur. Gözü kuşlara takılır, düşer çocuk. Ama yine de uçurur. Renkleri çok sonra tanır ve düştükçe dizi hep aynı yerden kanar durur…
Nasılsın? diye sormadım ama sen cevap vermediğin içindir, belki de soruyu yük etmeyeyim diyedir. Bazı cevapsız sorular sorunları besleyebilir diye düşünüyorum ben, şahit oldum çünkü. Birine sordun diyelim, “beni seviyor musun?” diye, öyle ya anlayamadın varsayalım halinden-hareketlerinden, iki türlü yorumlanmaya müsait hâli ve tavrı, o da cevap vermiyor ya. Dön-dolaş beyninde bu sorunun cevabının kalabalığı. Bu sadece sevgi konusunda değil tabii, birçok konuda böyle. Nasılsın? En ciddi sorulardan biridir, cevabı hak eder. Sadece kimin ilgilendiği, kime cevap vereceğinle ilgili ufak tefek kısıtlamalar yapılır cevapta. Nasılsın? denildiğinde kendini kontrol etmen gerekir, nasılsın gerçekten, nasılsın gerçeklerle…
“Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” (Şuara, 84) İnsan sosyal bir varlık, kendi başına yaşayamaz, ihtiyacı olan şeyleri kendi başına karşılayamaz. Mutlaka başka insanlarla birlikte yaşaması, onlarla bir şekilde iletişime girmesi gerekir. Eğer insan başka kimselerle iletişime geçmiyorsa normal/tabii olmayan bir durum söz konusudur. İlk temasımız ailemizle olur, mecburi bir ilişkidir bu. Anne, baba, …
Bir Rutinbozar ve Çocuksavar Olarak Savaş
Rutine dair hoş bir resimli kitap okumuştum yakınlarda. Kıymetli dostumun rutin övgüsü peşisıra çıkmıştı karşıma. Arkadaş sohbetlerinden tutun da, anne-baba nasihatlerine, okuldaki derslere, dini söylemlere varıncaya kadar hemen her yerde, elimizdekinin kıymetini bilmekle ilgili bir yığın şey duyuyoruz. Duyduğumuz hızla başımızdan savıp unutmasaydık iyiydi ya… Başkasının kanseri, bizim baş ağrımızdan önemsiz; evine bomba, ocağına ateş düşen diğerleri, su tesisatımızdaki sorun kadar meşgul etmiyor zihnimizi. Bu neredeyse evrensel kural gereğince sadece kendi hayatımızdaki aksamalar ahlaki bir sıçrama için yeterli besin sunmuyor bizlere. İçme suyu sorunumu az önceki telefon konuşmamla on saniyede çözmüş biri olarak, kilometrelerce yol tepip günlük mesaisini ölmeyecek kadar suya kavuşarak tamamlayan N’koulou’yu anlamam pek kolay değil. Başımı sokacağım evim var, hep vardı, buradan hareketle hep olacağını düşünüyorum ve evsizleri distopik bir öteki olarak görmezden geliyor geçiştiriyorum. Bir kitap yazısının bu çok boyutlu ahlâki dilemmaya güç yetiremeyeceğini bilerek kervanı yolda düzmeye koyuluyorum.
Çocuk edebiyatının netameli konularından biri de savaş. Savaş; açlığın, ölümün, evini kaybetmenin, en sevdiklerini ömründen çıkarmanın, uçsuz bucaksız yollara düşmenin ve bilinmezlikle sarmalanmanın sıkıştırılmış dosyası olduğundan maharetli yazarlar onu anlatmakla insani krizin hemen tamamını kuşatıyorlar. Hayatla eş anlamlı çocuğun karşısına, ölümle, hatta öldürmeyle özdeş savaşı çıkartmak için binbir hassas dengeyi gözeten bu yazarlar, dar yollardan geçerek, umut aşılayarak çocuk okuru selamete çıkarıyorlar.
Bu yazının devamı 217. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Uçurtma Avcısı’nda Av Ve Avcılar
Bazen bir filmin mesajını tamamen anladığımızı sanırız, oysa bu o kadar basit olamayabilir. Edward Said’in de belirttiği gibi bir metindeki örtük anlam her zaman açığa çıkarılmaz, okuyucuya ya da izleyiciye o konuda kesin bir bilgi verilmez.
Bir Çiçekle Bahar Gelmez Bilirim…
Evet, tek bir çiçekle baharın bütünü hemen gelmeyecektir elbet…
Ve belki o erken açan çiçek gelecek bahar mevsimini de göremeyecektir. Ama baharın mutlak gelecek ve yaşanılacak bir gerçek olacağının umudunu aşılayacaktır; baharı bekleyenlere…
Bir kelebeğin kanat çırpışının yarattığı etkiyi bilirim… İyimserliğin, umudun boşa kürek çekişin diğer adı olmadığını da… Bir tebessümün nasıl bulaşıcı olduğunu, bir iyiliğin hiçbir zaman unutulup gitmeyeceğini ve yarattığı kalıcı eserleri bilirim…
Sen nelere kadirsin ey Umut!
Baba
Hâlâ parmaklarımda kalan boyalarla çocuklarımı uyutuyorum. Yoksa ‘Sahibi’mize ne deriz? Hala babamın resimlerinden tanıyorum renkleri.
‘Ey renklerin sahibi renklerimize acı’
Çünkü baba, yeryüzünü renklerle ayırt ettigi bir resim çizer çocuğunun zihnine .
Kimi zaman güçlü bir ağaca benzetir kendini. Kabuğu sert, ama güçlü . Karıncalar dolaşır üzerinde. Bazı resimlerde dalgalı bir denizdir, kağıttan gemileri yüzdürür. Bazen de bir çocuğun sürekli silgi tozlarının biriktirdiği silinmiş bir sayfasıdır. Cocuk silgi tozlarına bile kıyamaz, avucuna alır, şekiller çıkarır, oyunlar kurar… boş sayfayı uçak yapar da gökyüzüne uçurur. Gözü kuşlara takılır, düşer çocuk. Ama yine de uçurur. Renkleri çok sonra tanır ve düştükçe dizi hep aynı yerden kanar durur…
Mektup VII
Nasılsın? diye sormadım ama sen cevap vermediğin içindir, belki de soruyu yük etmeyeyim diyedir. Bazı cevapsız sorular sorunları besleyebilir diye düşünüyorum ben, şahit oldum çünkü. Birine sordun diyelim, “beni seviyor musun?” diye, öyle ya anlayamadın varsayalım halinden-hareketlerinden, iki türlü yorumlanmaya müsait hâli ve tavrı, o da cevap vermiyor ya. Dön-dolaş beyninde bu sorunun cevabının kalabalığı. Bu sadece sevgi konusunda değil tabii, birçok konuda böyle. Nasılsın? En ciddi sorulardan biridir, cevabı hak eder. Sadece kimin ilgilendiği, kime cevap vereceğinle ilgili ufak tefek kısıtlamalar yapılır cevapta. Nasılsın? denildiğinde kendini kontrol etmen gerekir, nasılsın gerçekten, nasılsın gerçeklerle…
Asil İlişkiler
“Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.” (Şuara, 84) İnsan sosyal bir varlık, kendi başına yaşayamaz, ihtiyacı olan şeyleri kendi başına karşılayamaz. Mutlaka başka insanlarla birlikte yaşaması, onlarla bir şekilde iletişime girmesi gerekir. Eğer insan başka kimselerle iletişime geçmiyorsa normal/tabii olmayan bir durum söz konusudur. İlk temasımız ailemizle olur, mecburi bir ilişkidir bu. Anne, baba, …
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.