Yapılacak şeyleri yaymışsındır daha yaşayacağını sandığın hayatına.
Kafanda hayata dair kaba taslak bir plan vardır.
Birgün aniden birşeyler oluverir.
Birden yolunun kısaldığını anlarsın.
Her an başka başka nedenlerle seni bulabilecek “son” düşüncesi daha da yakınlaşmıştır sana.
Sığdırmaya çalışırsın kısalan yoluna, uzunca gördüğün yol için düşündüklerini.
Olmaz, olamaz bir türlü… Zamanla olacaklar vardır; bazı şeyler için beklemek gereklidir.
Yolu beraber yürüyeceğini düşündüklerini yarı yolda bırakacak, elinden tutman gerekenlerin elini bırakacakmışsın gibi hissedersin.
Yolun kısaldığını sevdiklerine söylediğinde, onların üzüleceğinin hüznünü yaşarsın bir zaman.
Belki gidilecek yol hâlâ uzundur ama, senin desteksiz gidebilecek gücün yoktur artık.
Beraber yürüyeceklerine dayanır, elinden tutacaklarının elini tutarsın.
Kısalan yolda “ne yapsam daha iyi olur”da tıkanır kalırsın bazen.
Dua edersin:
“Yapabileceklerimin en hayırlısını yapma gücü ver Rabbim!” der ve içine doğacak ilhamları, önüne çıkacak imkanları beklersin umutla.
“Yol kısaldı” düşüncesiyle hayatında apar topar birşeyleri değiştirmenin, son anda aklını başına almanın mahcubiyetini yaşamamak rahatlatır seni.
Ama verilen bu kadar nimetlere karşılık şükrünün azlığına üzülürsün. Ve şükredecek zamanın kısaldığına…
“Son namaz gibi” kılamadığın namazlarına, son namazın yaklaştığı düşüncesiyle daha bir özen göstermeye çalışırsın. Sayılarını artıramasan da kalitesini artırmaya gayret edersin.
Geriye dönüp bakarsın; “zamanında” yaptıklarına sevinir, “ertelemenin” ne kadar yanlış olduğunu yaşayarak anlarsın.
Çevrendekilere “her şeyin zamanında” yapılması gerektiğini, yapmaları gerekenleri ertelememelerini ve geciktirmemelerini salık verirsin.
Herşeyi “iman” ile “Allah’a teslimiyet” ile çözmenin verdiği ayrıcalık ve lütufla “keşke”siz bir hayatın mutmainliğini yaşarsın.
“Ölümü hatırlattığı için hastalığı,
Rabbime kavuşma arzumdan dolayı ölümü seviyorum” sözü tercüman olur duygularına.
Akıl ve duygularının karmaşıklaştığı zor bir dönemeçte bilgin yol gösterir imanına.
Artık yaşama vaktidir anladıklarını, anlattıklarını…
Duaların daha bir içten, duyguların daha bir derinden olur:
“Dünya musibetlerini küçük gösterecek sağlam bir iman ver Rabbim!
Sabır ve rahmetini yağdır üzerimize!”
Eyüp (as)’ı ilk defa bu kadar yakın hissedersin. Onun duası ilk defa bu kadar senin olur:
“Bana gerçekten bir hastalık isabet etti. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.” (Enbiya, 83)
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”
İki Dil Bir Bavul (2008), iki yönetmenin elinden çıkmış, hem belgesel yönü hem de dramatik unsurları harmanlayan kurmaca özelliğiyle öne çıkan bir yapımdır. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde (Demirci Köyü) yapılan film, Anadolu’nun doğusunda bir köye atanmış genç bir öğretmenin yaşadığı deneyimleri konu edinir.
Bir yerler karışıyor ve birileri yollara düşüyor, insanlar doğdukları ülkelerde değil de, rüyalarında bile görmedikleri ülkelerde doyuyor, çoğalıyor ve ölüyor. Rûmi’ye Rûmi dediğim için beni milliyetçi olmakla suçlamıştı Şiraz’da Hafız’ın mezarı başındaki İranlı insandaşım. Belhî, Belhî diye düzeltmişti hatamı. Hassasiyetleri anlayabiliyorum ama gene de anlı şanlı Cibran’a Bostonlı denmesinin onun Lübnan’daki köklerine halel getirmeyeceğine, birilerinin daha sahiplenmesinin dünya adına büyük bir kazanım olacağına inanıyorum.
Ben Rachel kırk üç yaşında
Aklımın sivri kalbinse yeğnik
Olacağı belliymiş önceden
Çıtalardan uçurtmalar yontarak
Rüzgâra karşı duracağım
Sınırları cetvelsiz çizeceğim
Nöbet yerini çocuklara bırakacağım
Nasılsın? diye sormadım ama sen cevap vermediğin içindir, belki de soruyu yük etmeyeyim diyedir. Bazı cevapsız sorular sorunları besleyebilir diye düşünüyorum ben, şahit oldum çünkü. Birine sordun diyelim, “beni seviyor musun?” diye, öyle ya anlayamadın varsayalım halinden-hareketlerinden, iki türlü yorumlanmaya müsait hâli ve tavrı, o da cevap vermiyor ya. Dön-dolaş beyninde bu sorunun cevabının kalabalığı. Bu sadece sevgi konusunda değil tabii, birçok konuda böyle. Nasılsın? En ciddi sorulardan biridir, cevabı hak eder. Sadece kimin ilgilendiği, kime cevap vereceğinle ilgili ufak tefek kısıtlamalar yapılır cevapta. Nasılsın? denildiğinde kendini kontrol etmen gerekir, nasılsın gerçekten, nasılsın gerçeklerle…
Yolun Sonu Görününce!
Yol bazen çok uzunmuş gibi gelir insana.
Yapılacak şeyleri yaymışsındır daha yaşayacağını sandığın hayatına.
Kafanda hayata dair kaba taslak bir plan vardır.
Birgün aniden birşeyler oluverir.
Birden yolunun kısaldığını anlarsın.
Her an başka başka nedenlerle seni bulabilecek “son” düşüncesi daha da yakınlaşmıştır sana.
Sığdırmaya çalışırsın kısalan yoluna, uzunca gördüğün yol için düşündüklerini.
Olmaz, olamaz bir türlü… Zamanla olacaklar vardır; bazı şeyler için beklemek gereklidir.
Yolu beraber yürüyeceğini düşündüklerini yarı yolda bırakacak, elinden tutman gerekenlerin elini bırakacakmışsın gibi hissedersin.
Yolun kısaldığını sevdiklerine söylediğinde, onların üzüleceğinin hüznünü yaşarsın bir zaman.
Belki gidilecek yol hâlâ uzundur ama, senin desteksiz gidebilecek gücün yoktur artık.
Beraber yürüyeceklerine dayanır, elinden tutacaklarının elini tutarsın.
Kısalan yolda “ne yapsam daha iyi olur”da tıkanır kalırsın bazen.
Dua edersin:
“Yapabileceklerimin en hayırlısını yapma gücü ver Rabbim!” der ve içine doğacak ilhamları, önüne çıkacak imkanları beklersin umutla.
“Yol kısaldı” düşüncesiyle hayatında apar topar birşeyleri değiştirmenin, son anda aklını başına almanın mahcubiyetini yaşamamak rahatlatır seni.
Ama verilen bu kadar nimetlere karşılık şükrünün azlığına üzülürsün. Ve şükredecek zamanın kısaldığına…
Geriye dönüp bakarsın; “zamanında” yaptıklarına sevinir, “ertelemenin” ne kadar yanlış olduğunu yaşayarak anlarsın.
Çevrendekilere “her şeyin zamanında” yapılması gerektiğini, yapmaları gerekenleri ertelememelerini ve geciktirmemelerini salık verirsin.
Herşeyi “iman” ile “Allah’a teslimiyet” ile çözmenin verdiği ayrıcalık ve lütufla “keşke”siz bir hayatın mutmainliğini yaşarsın.
“Ölümü hatırlattığı için hastalığı,
Rabbime kavuşma arzumdan dolayı ölümü seviyorum” sözü tercüman olur duygularına.
Akıl ve duygularının karmaşıklaştığı zor bir dönemeçte bilgin yol gösterir imanına.
Artık yaşama vaktidir anladıklarını, anlattıklarını…
Duaların daha bir içten, duyguların daha bir derinden olur:
“Dünya musibetlerini küçük gösterecek sağlam bir iman ver Rabbim!
Sabır ve rahmetini yağdır üzerimize!”
Eyüp (as)’ı ilk defa bu kadar yakın hissedersin. Onun duası ilk defa bu kadar senin olur:
“Bana gerçekten bir hastalık isabet etti. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.” (Enbiya, 83)
İlgili Yazılar
Yoldan Öyküler
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”
Doğu’da Eğitime ve Eğitimciye Bakmak: İki Dil Bir Bavul’dan Okul Tıraşı’na Bir Okuma
İki Dil Bir Bavul (2008), iki yönetmenin elinden çıkmış, hem belgesel yönü hem de dramatik unsurları harmanlayan kurmaca özelliğiyle öne çıkan bir yapımdır. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde (Demirci Köyü) yapılan film, Anadolu’nun doğusunda bir köye atanmış genç bir öğretmenin yaşadığı deneyimleri konu edinir.
Yine Yoldayız: İnsanlık Ne Zaman Çıkıyor Yola?
Bir yerler karışıyor ve birileri yollara düşüyor, insanlar doğdukları ülkelerde değil de, rüyalarında bile görmedikleri ülkelerde doyuyor, çoğalıyor ve ölüyor. Rûmi’ye Rûmi dediğim için beni milliyetçi olmakla suçlamıştı Şiraz’da Hafız’ın mezarı başındaki İranlı insandaşım. Belhî, Belhî diye düzeltmişti hatamı. Hassasiyetleri anlayabiliyorum ama gene de anlı şanlı Cibran’a Bostonlı denmesinin onun Lübnan’daki köklerine halel getirmeyeceğine, birilerinin daha sahiplenmesinin dünya adına büyük bir kazanım olacağına inanıyorum.
Rachel’lere
Ben Rachel kırk üç yaşında
Aklımın sivri kalbinse yeğnik
Olacağı belliymiş önceden
Çıtalardan uçurtmalar yontarak
Rüzgâra karşı duracağım
Sınırları cetvelsiz çizeceğim
Nöbet yerini çocuklara bırakacağım
Mektup VII
Nasılsın? diye sormadım ama sen cevap vermediğin içindir, belki de soruyu yük etmeyeyim diyedir. Bazı cevapsız sorular sorunları besleyebilir diye düşünüyorum ben, şahit oldum çünkü. Birine sordun diyelim, “beni seviyor musun?” diye, öyle ya anlayamadın varsayalım halinden-hareketlerinden, iki türlü yorumlanmaya müsait hâli ve tavrı, o da cevap vermiyor ya. Dön-dolaş beyninde bu sorunun cevabının kalabalığı. Bu sadece sevgi konusunda değil tabii, birçok konuda böyle. Nasılsın? En ciddi sorulardan biridir, cevabı hak eder. Sadece kimin ilgilendiği, kime cevap vereceğinle ilgili ufak tefek kısıtlamalar yapılır cevapta. Nasılsın? denildiğinde kendini kontrol etmen gerekir, nasılsın gerçekten, nasılsın gerçeklerle…