Başı bağlı olmak… Başını bağlamak…
Sahipli, aidiyetli ve sözlü kılmak…
Anadolu’da evlendirelim de evini, yolunu bilsin. Yanlışa gönlü gözü kaymasın denir. İlk bakışta özgürlüğü elinden alınmak kastediliyor gibi; evet, doğru aslında bir bakıma öyle. Hayat konusunda zihni durulsun, hercaî gezmesin, hayatı tanısın ve sorumluluklarla mukayyet yaşasın diyedir baş bağlama…
İnsan başı boş değil.
Her şeyden evvel bedeninin engelleriyle sınırlı, sonrasında arzuları ve sonrasında çevresi ve sonrasında yaşamın bir sonu olmasıyla…
Bedeniyle sınırlı… ‘Niçin küçülüyor eşya uzakta? / Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?’ Görmesi sınırlı, işitmesi, temâsı, hareket kabiliyeti…
Arzularıyla sınırlı… ‘Ateşten zehrini tattım bu okun, / Bir anda kül etti can elmasımı. / Sanki burnum, değdi burnuna “yok”un, / Kustum öz ağzımdan kafatasımı.’ İnsan, tüm doyumlarında bir ‘dur!‘a muhtaç…
Çevresiyle sınırlı… ‘ Bu nasıl bir dünyâ, hikâyesi zor; / Mekânı bir satıh, zamânı vehim. / Bütün bir kâinat muşamba dekor, / Bütün bir insanlık yalana teslim.’ İnsana büyük gelen dünya, neye ve kime göre büyük… Ve nereden baktığında büyük. İnsanın tüm ihtiyaçlarına cevap verecek güçte olmayan bir dünya. Kendi ışığı için güneşe muhtaç bir dünya…










Henüz değerlendirme yapılmadı.