Dünyada yönetilmeye çalışılan krizler mevcuttur. Bu krizler kimi zaman eğitim kimi zaman siyasi kaynaklı olabildiği gibi kimi zaman da ekonomik, sosyal ve biyolojik olabilmektedir. Eğitim söz konusu olduğunda öğrenciye yüklenen çıkarlara hizmet eden hızlı, teknik bireyler olma misyonu, dijitalleşmeyle birlikte dünyayı anlama, öteki, başka veya yekdiğerine[1] dair kabul kapasiteleri geliştirme, sıkı dostluklar kurma becerilerini de sekteye uğratıyor görünmektedir. Bütün bu sorunlara çok daha derin düşünceler geliştirme zorunluluğu[2] en temelde ihtiyaç duyduğumuz tavır olarak belirmektedir. Aşılması gereken krizler bir tarafta, sorunları derin ele alamayışlar diğer tarafta dururken felsefeyi, felsefe tarihi olarak ele almak yerine “felsefe yapmaya” girişilen bir sürece girmiş bulunmaktayız. “Felsefe yapmak”, felsefe tarihini bilmekten başka bir şeydir. “Felsefe yapmak” söz konusu krizleri en derinde hissetmek, bu krizlere dair vicdanlarımızda sorumluluk hissetmek ve bu krizlerin aşımında aktif rol almayı gerektirmektedir.
Bu yazının devamı
206. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Gözyaslarımı biriktiriyorum… Bir tufana dönüşsün ve müslüman aklıyla istihza eden soy-suzlar boğulsun istiyorum…Soylu direnisin ardında ki nefesleri hissediyorum… Biliyorum bu his bu düşünce , düstüğümüz yerden bizi kaldıracak ve onurlu bir hayatın parçası kılacak…
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
Bir yere doğru gidiyoruz… Bunu tanımlamak, çözmek ve çözümlemek için sergilediğimiz tüm çabalar hep bir yetersizlik hissini ve karamsar belirleyicilerin tahakkümünü besliyor. İnsanın eksenini kaydıran etkenlerin yaşam tarzımızda, zaman algımızda, çalışma biçimimizde, toplumsal ve bireysel kimliklerimizde yarattığı kapsamlı değişimler, korkunun ve endişenin ortaya çıkardığı kabullere dönüşüyor. Nostalji ve kazanım örüntüleri ile tıkanan zihinlerin hayalle gerçek arasında gördüğü bağlantısızlığın doğurduğu ümitsizlik hâli, daha fazla parçayı bütünle eşleştirmesini ve idealize edilen yitirilmişlere ulaşma beklentilerini duygusallaştırmasını sağlıyor.
İktidar biçimleri tarih boyunca tesis etmeye çalıştıkları otoritelerini uzamsal boyutta da gösterme kaygısı taşımışlardır. Mekâna müdahale bu uzamsal kaygının bir tür tezahürüdür. Keza mekân ideolojiden azade bir yapı olmayıp tam tersine ideolojinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Diğer bir değişle biçimler dünyası, bilinç dünyasının bir aktarım alanıdır. Tarih sahnesinde boy göstermiş devletler, imparatorluklar veya medeniyetler mekâna büyük oranda bu şekilde yaklaşmıştır.
İnsan, sabit bir eksen etrafında dönen mekanik bir yapıdan çok, her adımda kendini yenileyen ve dönüşüm içinde olan dinamik bir varlıktır. Bu dinamizm, kimi zaman sarsıcı bir farkındalıkla, kimi zaman da sessizce ve derinden ilerler. Bu nedenle “yeniden başlamak”, basit bir karar olmaktan ziyade insanın hem içsel hem de toplumsal gerçekliğinde yaşadığı bir eşik durumudur.
Neden Atölye Ortamında Düşünmek?
Dünyada yönetilmeye çalışılan krizler mevcuttur. Bu krizler kimi zaman eğitim kimi zaman siyasi kaynaklı olabildiği gibi kimi zaman da ekonomik, sosyal ve biyolojik olabilmektedir. Eğitim söz konusu olduğunda öğrenciye yüklenen çıkarlara hizmet eden hızlı, teknik bireyler olma misyonu, dijitalleşmeyle birlikte dünyayı anlama, öteki, başka veya yekdiğerine[1] dair kabul kapasiteleri geliştirme, sıkı dostluklar kurma becerilerini de sekteye uğratıyor görünmektedir. Bütün bu sorunlara çok daha derin düşünceler geliştirme zorunluluğu[2] en temelde ihtiyaç duyduğumuz tavır olarak belirmektedir. Aşılması gereken krizler bir tarafta, sorunları derin ele alamayışlar diğer tarafta dururken felsefeyi, felsefe tarihi olarak ele almak yerine “felsefe yapmaya” girişilen bir sürece girmiş bulunmaktayız. “Felsefe yapmak”, felsefe tarihini bilmekten başka bir şeydir. “Felsefe yapmak” söz konusu krizleri en derinde hissetmek, bu krizlere dair vicdanlarımızda sorumluluk hissetmek ve bu krizlerin aşımında aktif rol almayı gerektirmektedir.
Bu yazının devamı 206. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Bir Soylu Öfke Biriktiriyorum
Gözyaslarımı biriktiriyorum… Bir tufana dönüşsün ve müslüman aklıyla istihza eden soy-suzlar boğulsun istiyorum…Soylu direnisin ardında ki nefesleri hissediyorum… Biliyorum bu his bu düşünce , düstüğümüz yerden bizi kaldıracak ve onurlu bir hayatın parçası kılacak…
Ölümü Anlayabilmek…
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
Kendine Yabancılaşmak: Çölün Kentine Sıkışmak
Bir yere doğru gidiyoruz… Bunu tanımlamak, çözmek ve çözümlemek için sergilediğimiz tüm çabalar hep bir yetersizlik hissini ve karamsar belirleyicilerin tahakkümünü besliyor. İnsanın eksenini kaydıran etkenlerin yaşam tarzımızda, zaman algımızda, çalışma biçimimizde, toplumsal ve bireysel kimliklerimizde yarattığı kapsamlı değişimler, korkunun ve endişenin ortaya çıkardığı kabullere dönüşüyor. Nostalji ve kazanım örüntüleri ile tıkanan zihinlerin hayalle gerçek arasında gördüğü bağlantısızlığın doğurduğu ümitsizlik hâli, daha fazla parçayı bütünle eşleştirmesini ve idealize edilen yitirilmişlere ulaşma beklentilerini duygusallaştırmasını sağlıyor.
Mekânın İmkânı
İktidar biçimleri tarih boyunca tesis etmeye çalıştıkları otoritelerini uzamsal boyutta da gösterme kaygısı taşımışlardır. Mekâna müdahale bu uzamsal kaygının bir tür tezahürüdür. Keza mekân ideolojiden azade bir yapı olmayıp tam tersine ideolojinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Diğer bir değişle biçimler dünyası, bilinç dünyasının bir aktarım alanıdır. Tarih sahnesinde boy göstermiş devletler, imparatorluklar veya medeniyetler mekâna büyük oranda bu şekilde yaklaşmıştır.
Yeniden Başlamak Üzerine: Varoluşsal, Psikolojik ve Toplumsal Bir İnceleme
İnsan, sabit bir eksen etrafında dönen mekanik bir yapıdan çok, her adımda kendini yenileyen ve dönüşüm içinde olan dinamik bir varlıktır. Bu dinamizm, kimi zaman sarsıcı bir farkındalıkla, kimi zaman da sessizce ve derinden ilerler. Bu nedenle “yeniden başlamak”, basit bir karar olmaktan ziyade insanın hem içsel hem de toplumsal gerçekliğinde yaşadığı bir eşik durumudur.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.