Acı methiyesi ya da güzellemesi değil amacım ama öte yandan acının, sancının, hüznün değerine iade-i itibar borcumuzun olduğunu düşünüyorum. Hele de yaşamanın kendisinin hazza, mutluluğa feda edildiği, ulaşılması gereken nihai amaç, en üstün erek görüldüğü bir zamanda. Acıdan bu kadar palas pandıras bir kaçışın revaçta olduğu demlerde hem de. Elbette büyük zulümlere maruz kalmak, katlanılmaz, dilsiz bırakan acılarla baş başa bırakılmak şeklindeki bir acıdan bahsetmiyorum. Bir mazoşist ya da sadistin acıya dair algısından da söz etmiyorum. Somut acıların yanında soyut acıların, bir dertlenmenin, sınanmanın, anlam arayışının, bir varoluş sancısının, bir fikrî çilenin de bahsi…
Peki, acı kelimesi yüzümüzde gülücükler açmaya neden olmasın ama hayatın gerçeği değilmiş, hiç önemi yokmuş, gereksizmiş gibi algılanmasına da itirazımız, söyleyeceklerimiz olmasın mı? O halde acı, hüzün; mutluluk, haz, bu kavramlardan ne anlıyoruz, ne anlayabiliriz ya da ne anlamalıyız? Uzunca tutmayacağım yazıyı, enine boyuna da tartışmayacağım; üzerine düşünmek için pay bırakmaya çalışacağım, bazı sorular eşliğinde.
Bu yazının devamı
217. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
“Küçüğü olmayanın büyüğü olmaz!” derler. Küçük olan birçok şey büyümeye ayarlıdır. Büyümek insanın içinde hem bir özlem hem bir kaçıştır. Büyüsen bir dert büyümesen başka bir dert… Bu gelgitleri yaşayan insan, bir zaman sonra bu gelgitlerin altından kalkamayınca da davranış bozukluğuna sürükleniyor. Çünkü o, cismi ile ruhu arasında bariz bir kopukluk yaşamaya başlıyor.
İnsanın öznel değerini kaybederek insandan insana kapital olarak bakılan bir dünyada nefes alıp vermekteyiz. Değerlerin kapital üzerinden yeniden tanımlandığı bir dünyada, kapital üzerinden üretilen itibar karşısında bocalayan insan, pek kıymetsiz şeyle değişti kendini.
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer
Bir anlam aranıyor ve bir hikmet, her şeyi yerli yerinde yapmak için; gözlerin görmediği sır perdesini değil, gözler önünde kini anlayıp kavramak için. Bir heyecan koşar adım geliyor, yetişiyor kalabalıklara, her şeyi sıradanlaştıranların içinde yerleşecek bir gönül arıyor. Bir korku recayla karışık,
Öncelikle şu bilinmelidir ki insan, kelime ve kavramları, inancı, dünya görüşü ne ise onun üzerinden tanımlar. Yanlış tanımlar yanlış ya da eksik sonuçlara, uygulamalara götürür kişiyi. Tanıları neye göre kime göre yapacağımız konusu da önemlidir.
Acılarından Filizlenir İnsan
Acı methiyesi ya da güzellemesi değil amacım ama öte yandan acının, sancının, hüznün değerine iade-i itibar borcumuzun olduğunu düşünüyorum. Hele de yaşamanın kendisinin hazza, mutluluğa feda edildiği, ulaşılması gereken nihai amaç, en üstün erek görüldüğü bir zamanda. Acıdan bu kadar palas pandıras bir kaçışın revaçta olduğu demlerde hem de. Elbette büyük zulümlere maruz kalmak, katlanılmaz, dilsiz bırakan acılarla baş başa bırakılmak şeklindeki bir acıdan bahsetmiyorum. Bir mazoşist ya da sadistin acıya dair algısından da söz etmiyorum. Somut acıların yanında soyut acıların, bir dertlenmenin, sınanmanın, anlam arayışının, bir varoluş sancısının, bir fikrî çilenin de bahsi…
Peki, acı kelimesi yüzümüzde gülücükler açmaya neden olmasın ama hayatın gerçeği değilmiş, hiç önemi yokmuş, gereksizmiş gibi algılanmasına da itirazımız, söyleyeceklerimiz olmasın mı? O halde acı, hüzün; mutluluk, haz, bu kavramlardan ne anlıyoruz, ne anlayabiliriz ya da ne anlamalıyız? Uzunca tutmayacağım yazıyı, enine boyuna da tartışmayacağım; üzerine düşünmek için pay bırakmaya çalışacağım, bazı sorular eşliğinde.
Bu yazının devamı 217. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Büyüklerdeki Çocukluk
“Küçüğü olmayanın büyüğü olmaz!” derler. Küçük olan birçok şey büyümeye ayarlıdır. Büyümek insanın içinde hem bir özlem hem bir kaçıştır. Büyüsen bir dert büyümesen başka bir dert… Bu gelgitleri yaşayan insan, bir zaman sonra bu gelgitlerin altından kalkamayınca da davranış bozukluğuna sürükleniyor. Çünkü o, cismi ile ruhu arasında bariz bir kopukluk yaşamaya başlıyor.
Çocuk Hayatın Nesnesi mi?
İnsanın öznel değerini kaybederek insandan insana kapital olarak bakılan bir dünyada nefes alıp vermekteyiz. Değerlerin kapital üzerinden yeniden tanımlandığı bir dünyada, kapital üzerinden üretilen itibar karşısında bocalayan insan, pek kıymetsiz şeyle değişti kendini.
Kitabın Sosyal Medya ile İmtihanı
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer
Akıbet Muttakilerindir
Bir anlam aranıyor ve bir hikmet, her şeyi yerli yerinde yapmak için; gözlerin görmediği sır perdesini değil, gözler önünde kini anlayıp kavramak için. Bir heyecan koşar adım geliyor, yetişiyor kalabalıklara, her şeyi sıradanlaştıranların içinde yerleşecek bir gönül arıyor. Bir korku recayla karışık,
Güzel ile Çirkini Ayırt Etme Becerisi
Öncelikle şu bilinmelidir ki insan, kelime ve kavramları, inancı, dünya görüşü ne ise onun üzerinden tanımlar. Yanlış tanımlar yanlış ya da eksik sonuçlara, uygulamalara götürür kişiyi. Tanıları neye göre kime göre yapacağımız konusu da önemlidir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.