Yardımlaşma denince aklınıza ne geliyor? Yardımı ve yardımlaşmayı ne kadar somut veya ne kadar soyut algılıyorsunuz? Yardım neyden, nereden ve nereye yapılır?
Yardım denilince aklıma, kişinin veya bir topluluğun elindekini, gönlündekini bir başka kişi ya da kişilerle paylaşması geliyor. Sanırım gönlündeki derken neyi kastettiğimi biraz açmam gerekiyor. Kişinin gönlünde iman, sevgi, merhamet, cömertlik gibi iyi veya güzel olarak nitelendirebileceğimiz hasletleri paylaşmasını kast ediyorum. Peki, bu paylaşım somut mudur, nasıl yapılır sorularını da beraberinde getiriyor. Örneğin meslek sahibi birisinin ücret almadan ve zaman ayırarak yani hem bilgisinden hem ekonomik olarak yaptığı yardımlar somut mudur? Soyut diye bir şey var mıdır sorusu geliyor aklıma. Bir gülümsemen ile değişen hayata tutunan insanların olduğunu görünce bu gülümseme soyut mu diyorum ya da maddi olandan daha mı az! Mesleğim icabı son dönemlerde daha fazla yoğunlaştığım psikoloji alanında aslında yardımın çok başka ve duygusal bir boyutunu yakından görmüş oldum diyebilirim. İnsanların beklediği yardım türünün de içeriği değişiklik gösterdiği için yardım kelimesini ve eylemini her alanda her türden kullanabiliriz gibi bir sonuç çıkıyor ortaya.
Bu yazının devamı
186. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Yabancı korkusu, bir tür yerinden, mülkünden olma ve hatta istila edilme korkusu olarak oldukça arkaik bir korku. Günümüzde ise buna bir de işinden ve konforundan edilme korkusu ve yabancılardan nefret duygusu eklense de bu, oldukça akıldışı ve insaniyete aykırı bir
Özel alanı bugün biz kendimize ait bir kavram olarak değil de işte bu tercemeten ahvalde yeniden inşa ederek anlamaya çalışıyoruz. Bu, Müslümanlar olarak farklı bir uzaya taşınmamızdan kaynaklanıyor ve en kötüsü de bugün ne kendi uzayımızı
Bu tarz kitlesel cinnet hallerinin tek bir sebebi yoktur. Tek bir sebebe indirgendiğinde ise anlamaktan, anlaşılır hale getirilmekten ziyade vakıa ya saptırılmış ya da bütüncül izahını ıskalanmış oluyor. İktisatta Ceteris Paribus kavramsallaştırılması vardır.
Bir kekemeliktir gidiyor, Dillerimiz mi kekeme yoksa akıl-fikirlerimiz mi? Yoksa ikisi mi? Bizce ikisi birbiriyle ilintili. Kekemelik derken, bir şeyler ‘der gibi’ vapıp dememek, diyecekmiş gibi ümitlendirmek ama ‘diyemeyip’ hakikatin arkasında-çevresinde dolanıp
İnsan, kelimeler ve kavramlarla konuşur ve düşünür. Hele İlahi Vahyin okuyucusu ve mü’mini ise bu sahadaki hassasiyetini, kendisiyle konuşan Rabbinin kelimelerine, hususi bir itina göstererek yapar. Ben, okuryazarlık hayatım boyunca, daima İlahi Kelam’ı,
Gönüllü Fakirlik!
Soruşturma: Ferhat Koç, Merve Çil, Haluk Polat
FERHAT KOÇ
Yasin Ağırbaş, Uludağ Üniv. PDR mezunu, Psikolojik Danışman
Yardımlaşma denince aklınıza ne geliyor? Yardımı ve yardımlaşmayı ne kadar somut veya ne kadar soyut algılıyorsunuz? Yardım neyden, nereden ve nereye yapılır?
Yardım denilince aklıma, kişinin veya bir topluluğun elindekini, gönlündekini bir başka kişi ya da kişilerle paylaşması geliyor. Sanırım gönlündeki derken neyi kastettiğimi biraz açmam gerekiyor. Kişinin gönlünde iman, sevgi, merhamet, cömertlik gibi iyi veya güzel olarak nitelendirebileceğimiz hasletleri paylaşmasını kast ediyorum. Peki, bu paylaşım somut mudur, nasıl yapılır sorularını da beraberinde getiriyor. Örneğin meslek sahibi birisinin ücret almadan ve zaman ayırarak yani hem bilgisinden hem ekonomik olarak yaptığı yardımlar somut mudur? Soyut diye bir şey var mıdır sorusu geliyor aklıma. Bir gülümsemen ile değişen hayata tutunan insanların olduğunu görünce bu gülümseme soyut mu diyorum ya da maddi olandan daha mı az! Mesleğim icabı son dönemlerde daha fazla yoğunlaştığım psikoloji alanında aslında yardımın çok başka ve duygusal bir boyutunu yakından görmüş oldum diyebilirim. İnsanların beklediği yardım türünün de içeriği değişiklik gösterdiği için yardım kelimesini ve eylemini her alanda her türden kullanabiliriz gibi bir sonuç çıkıyor ortaya.
Bu yazının devamı 186. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Göç ve Zenofobi Kim Yerli, Kim Yabancı?
Yabancı korkusu, bir tür yerinden, mülkünden olma ve hatta istila edilme korkusu olarak oldukça arkaik bir korku. Günümüzde ise buna bir de işinden ve konforundan edilme korkusu ve yabancılardan nefret duygusu eklense de bu, oldukça akıldışı ve insaniyete aykırı bir
Kamusal ve Özel Alan’dan Bütünlüklü Ahlaki Bir Yaşama
Özel alanı bugün biz kendimize ait bir kavram olarak değil de işte bu tercemeten ahvalde yeniden inşa ederek anlamaya çalışıyoruz. Bu, Müslümanlar olarak farklı bir uzaya taşınmamızdan kaynaklanıyor ve en kötüsü de bugün ne kendi uzayımızı
Göç ve Zenofobi Kim Yerli, Kim Yabancı?
Bu tarz kitlesel cinnet hallerinin tek bir sebebi yoktur. Tek bir sebebe indirgendiğinde ise anlamaktan, anlaşılır hale getirilmekten ziyade vakıa ya saptırılmış ya da bütüncül izahını ıskalanmış oluyor. İktisatta Ceteris Paribus kavramsallaştırılması vardır.
Kekemelik Zihinde ve Kalptedir
Bir kekemeliktir gidiyor, Dillerimiz mi kekeme yoksa akıl-fikirlerimiz mi? Yoksa ikisi mi? Bizce ikisi birbiriyle ilintili. Kekemelik derken, bir şeyler ‘der gibi’ vapıp dememek, diyecekmiş gibi ümitlendirmek ama ‘diyemeyip’ hakikatin arkasında-çevresinde dolanıp
“İnsan Hakları” Hakk’a Baş Kaldırmış Egemenin Hakkı
İnsan, kelimeler ve kavramlarla konuşur ve düşünür. Hele İlahi Vahyin okuyucusu ve mü’mini ise bu sahadaki hassasiyetini, kendisiyle konuşan Rabbinin kelimelerine, hususi bir itina göstererek yapar. Ben, okuryazarlık hayatım boyunca, daima İlahi Kelam’ı,
Alışverişe devam et