Çocuk dünyasında öylesine dolaşabilirsiniz fakat çocuk dünyasında yolunuzu bulabildiğiniz an yeni topraklar keşfedersiniz. Öylesine dolaşmak ile keşfedilmiş bir yürüyüş arasında fark vardır. Öylesine dolaşmak defalarca izlenen çizgi filmin bir kere daha izlenmesi gibidir.
Çocuk toprağında yalın ayak yürümek! İşte asıl mesele bu…
“Karanlık bir at istiyorum” demişti oğlum. Siyah renkli bir at oyuncağı yani.
Kardeşinin yanaklarını silerken de “üzgünlük damlalarını sildim.”
Karanlık bir at
Ve üzgünlük damlaları…
Bir sabah uyandığında ise;
Uyansam da rüyam devam ediyor.
Ben küçükken devdim.
Hele ilkokula başladığında söylediği;
Aklımda oyun başlıyor
Dersi kaçırıyorum.
Ve okumayı söktüğünde;
Kalın sayfalar ve küçük yazılar moralimi bozuyor.
Ve tüm bu sözler, şiir değil de neydi?
Çocuk dünyasında yürüyorsanız şiir okuyorsunuz demektir. Eğer çocuğun adımlarına ortak iseniz yazdığınız bir şiirdir.
Çocuk şiirlerini anneler ve şairler tutar. Şairler ve anneler susturmaz çocukları.
Bana şiir içinde olduğumu hatırlatmaktan ziyade öğreten kıymetli şair Mustafa Ökkeş Evren hocam, gönlünüz, gözünüz en son ne ile aydınlandı? Nasılsınız?
Hayır hayır, biz yine ona “öğreten” değil; “hatırlatan” diyelim. Öğretmek fazla iddialı olur. Hem hatır, hatıra, hatırlama ve hatırlatma kelimelerinin latif çağrışımlarını da ıskalamamış oluruz. En son kim bana “gözün aydın” dedi hatırlamıyorum doğrusu. Bu söz bile gözümün ve gönlümün aydınlanmasına yeter. Göz aydınlıklarımın ikisi yanımdalar. Biri uzakta olsa da sesi yetiyor gönlümü aydınlatmaya… Bazen gözüm kararsa da gönlümün kararmasına müsaade etmem. Gönlüm daraldığında onun neyle genişleyeceğini bilirim. Doyumsuz bir çağda “Hamdolsun” demeyi seviyorum ve “çok şükür” demeyi de… Hamdolsun iyiyim, iyi olmaya ve iyilerle beraber olmaya çalışıyorum. Keşke hep hamd makamında olabilsem…
Evinizi nasıl tarif edersiniz?
Ev deyince aklıma önce anne gelir, annem gelir. Anne, ışığı sönmeyen, kapısı kapanmayan bir evdir benim için. Evin kökü, temeli ve direği de babadır. Baba, dallı budaklı bir ağaçtır zihnimde.
Ev, yalızca dört duvardan ve bir çatıdan oluşan bir beton yığını değildir. İçinde güneşin, ayın ve yıldızların bulunduğu, çok özel hayatın yaşandığı bir evrendir ev. Elli dört yıl boyunca yaşadığım iki evim oldu. Birincisi çocukluğumun geçtiği, ikincisi çocuklarımla geçirdiğim ev. Her iki evin de ortak özelliği; eşyaların az, hikâyelerin çok olmasıdır. Üçüncü evimiz nasıl olacak bilmiyorum.
Çocuklarınızın ad hikâyeleri var mıdır?
Lise son sınıftayken, Murat Sertoğlu’nun kaleme aldığı Şeyh Şamil’in hayatını anlatan bir roman okumuş ve çok etkilenmiştim. Ve edebiyat defterimin arka sayfasına, ileride evlenir ve bir çocuğum olursa adını “Ahmet Şamil” koyacağım diye not düşmüştüm.
Nasıl bir çocuktunuz?
Oyun oynamayı bilen ve seven “düşünceli” bir çocuk olduğumu söyleyebilirim. Daha detaylı cevap için çocukluğuma şahit olanlardan bilgi almam gerekiyor.
Çocuk ve şiir hakkında ne söylersiniz?
“Yalızca
Çocukluğum şiirdi,
Gerisi hikâye…” derim.
Çocuk ve şiir, ne kadar güzel bir ikili değil mi? Şiirimin beslendiği en önemli membadır çocuk. Her ikisi de içtendir. Burada Çocuk Dil isimli şiirim eşlik etsin bana.
Çocuk dili diyorum
Riyasız bir dil
Yağmurun
Denizin
Rüzgârın sesi gibi
Ne dediğini bilen
Abartısız ve içten
Kaç zamandır
Çocuk diline çevirmek istiyorum
Kaba ve hoyrat dilimi
Konuşmak istiyorum
Ağaçla, kuşla, yağmurla…
En çok seninle
Fakat bir vızıltı
Bir uğultu
Bir inilti
Bir homurtu
Bir gürültü ki
Tırmalıyor kulaklarımı Allah’ım
Sen konuşur musun benimle?
Asude olduğunda her yer.
Çocuklar hangi mevsime benzer?
Bir yetişkin olarak kendimi şöyle tanımlarım: Bir yanım hüzün bir yanım çocuk. Hüzün benim sonbahar ve kış halim, çocuk yanım ise ilkbahar ve yazdır. Çocuklar “çocuk mevsimine” benzer en çok. Çocuk ve çocukluk dört mevsimdir aslında; her mevsimin ayrı güzelliğini yaşatırlar bizlere.
Şehrinizdeki çocuklar nasıllar? Birlikte yaptığınız etkinlikler var mıdır?
Keşke yaşadığım şehirde ve diğer şehirlerde yaşayan çocuklar bu kadar “yorgun” olmasalardı. Elbette var. Çocuklarla kurduğum bütün ilişki kendimi, onları ve dünyayı yeniden anlama ve anlamlandırma çabası içindir.
En sevdiğiniz eşyanız?
Eşyaların eş(kı)yalaşmalarından, beni ve çocukları esir almalarından korkarım. Hediye edilmiş eşyalara kıymet veririm. El emeğim, göz nurum ve alın terim olan eşyalarım var onları da sever ve sevdiklerime hediye etmeyi de severim.
Hafızanızda yer eden bir koku var mıdır?
Babamın elbiselerine sinen tren kokusunu hiç unutmam. Çocuklarımın bebeklik kokularını özlerim. Yağmur sonrası toprak kokusuna aşinayım. Eski kitapların kokusu bilirim. Bir de çocukken namaz kıldığım ahşap bir camiinin huzur veren kokusunu hatırlarım.
Çocuğun kendisi bir sevinçtir. Çocuk bir sevinç yumağı olarak ailenin içine doğar. Aile yoksa, aile dağılırsa sevinç yarım kalır. Beraberlik olduğunda sevinç olur. Kavganın, gürültünün olmadığı zamanlarda sevinç olur. Sevginin, saygının, merhametin olduğu ortamlarda sevinç olur. Fakat sevinç bazen üzüntüye dönüşebilir.
Sık kullandığınız kelamlar?
Çok kelam eden biri olduğumu düşünmüyorum. Çenebaz değilim yani. Ya hayır konuşmayı yahut susmayı tercih ederim. Bu soruyu hanıma sordum, şöyle cevap verdi: “Yok, o öyle değil.” Sorduğuma pişman oldum. Bundan sonra bunu da kullanmayacağım.
Çocuklara verilecek en güzel hediye nedir?
Değer.
Bir çocuğun rüyasına girecek olsaydınız, kim veya ne olarak girmek isterdiniz?
Bir Şairden Bir Anneye Mektup Mustafa Ökkeş Evren ile Hasbihal
Çocuk dünyasında öylesine dolaşabilirsiniz fakat çocuk dünyasında yolunuzu bulabildiğiniz an yeni topraklar keşfedersiniz. Öylesine dolaşmak ile keşfedilmiş bir yürüyüş arasında fark vardır. Öylesine dolaşmak defalarca izlenen çizgi filmin bir kere daha izlenmesi gibidir.
Çocuk toprağında yalın ayak yürümek! İşte asıl mesele bu…
“Karanlık bir at istiyorum” demişti oğlum. Siyah renkli bir at oyuncağı yani.
Kardeşinin yanaklarını silerken de “üzgünlük damlalarını sildim.”
Karanlık bir at
Ve üzgünlük damlaları…
Bir sabah uyandığında ise;
Uyansam da rüyam devam ediyor.
Ben küçükken devdim.
Hele ilkokula başladığında söylediği;
Aklımda oyun başlıyor
Dersi kaçırıyorum.
Ve okumayı söktüğünde;
Kalın sayfalar ve küçük yazılar moralimi bozuyor.
Ve tüm bu sözler, şiir değil de neydi?
Çocuk dünyasında yürüyorsanız şiir okuyorsunuz demektir. Eğer çocuğun adımlarına ortak iseniz yazdığınız bir şiirdir.
Çocuk şiirlerini anneler ve şairler tutar. Şairler ve anneler susturmaz çocukları.
Bana şiir içinde olduğumu hatırlatmaktan ziyade öğreten kıymetli şair Mustafa Ökkeş Evren hocam, gönlünüz, gözünüz en son ne ile aydınlandı? Nasılsınız?
Hayır hayır, biz yine ona “öğreten” değil; “hatırlatan” diyelim. Öğretmek fazla iddialı olur. Hem hatır, hatıra, hatırlama ve hatırlatma kelimelerinin latif çağrışımlarını da ıskalamamış oluruz. En son kim bana “gözün aydın” dedi hatırlamıyorum doğrusu. Bu söz bile gözümün ve gönlümün aydınlanmasına yeter. Göz aydınlıklarımın ikisi yanımdalar. Biri uzakta olsa da sesi yetiyor gönlümü aydınlatmaya… Bazen gözüm kararsa da gönlümün kararmasına müsaade etmem. Gönlüm daraldığında onun neyle genişleyeceğini bilirim. Doyumsuz bir çağda “Hamdolsun” demeyi seviyorum ve “çok şükür” demeyi de… Hamdolsun iyiyim, iyi olmaya ve iyilerle beraber olmaya çalışıyorum. Keşke hep hamd makamında olabilsem…
Evinizi nasıl tarif edersiniz?
Ev deyince aklıma önce anne gelir, annem gelir. Anne, ışığı sönmeyen, kapısı kapanmayan bir evdir benim için. Evin kökü, temeli ve direği de babadır. Baba, dallı budaklı bir ağaçtır zihnimde.
Ev, yalızca dört duvardan ve bir çatıdan oluşan bir beton yığını değildir. İçinde güneşin, ayın ve yıldızların bulunduğu, çok özel hayatın yaşandığı bir evrendir ev. Elli dört yıl boyunca yaşadığım iki evim oldu. Birincisi çocukluğumun geçtiği, ikincisi çocuklarımla geçirdiğim ev. Her iki evin de ortak özelliği; eşyaların az, hikâyelerin çok olmasıdır. Üçüncü evimiz nasıl olacak bilmiyorum.
Çocuklarınızın ad hikâyeleri var mıdır?
Lise son sınıftayken, Murat Sertoğlu’nun kaleme aldığı Şeyh Şamil’in hayatını anlatan bir roman okumuş ve çok etkilenmiştim. Ve edebiyat defterimin arka sayfasına, ileride evlenir ve bir çocuğum olursa adını “Ahmet Şamil” koyacağım diye not düşmüştüm.
Nasıl bir çocuktunuz?
Oyun oynamayı bilen ve seven “düşünceli” bir çocuk olduğumu söyleyebilirim. Daha detaylı cevap için çocukluğuma şahit olanlardan bilgi almam gerekiyor.
Çocuk ve şiir hakkında ne söylersiniz?
“Yalızca
Çocukluğum şiirdi,
Gerisi hikâye…” derim.
Çocuk ve şiir, ne kadar güzel bir ikili değil mi? Şiirimin beslendiği en önemli membadır çocuk. Her ikisi de içtendir. Burada Çocuk Dil isimli şiirim eşlik etsin bana.
Çocuk dili diyorum
Riyasız bir dil
Yağmurun
Denizin
Rüzgârın sesi gibi
Ne dediğini bilen
Abartısız ve içten
Kaç zamandır
Çocuk diline çevirmek istiyorum
Kaba ve hoyrat dilimi
Konuşmak istiyorum
Ağaçla, kuşla, yağmurla…
En çok seninle
Fakat bir vızıltı
Bir uğultu
Bir inilti
Bir homurtu
Bir gürültü ki
Tırmalıyor kulaklarımı Allah’ım
Sen konuşur musun benimle?
Asude olduğunda her yer.
Çocuklar hangi mevsime benzer?
Bir yetişkin olarak kendimi şöyle tanımlarım: Bir yanım hüzün bir yanım çocuk. Hüzün benim sonbahar ve kış halim, çocuk yanım ise ilkbahar ve yazdır. Çocuklar “çocuk mevsimine” benzer en çok. Çocuk ve çocukluk dört mevsimdir aslında; her mevsimin ayrı güzelliğini yaşatırlar bizlere.
Şehrinizdeki çocuklar nasıllar? Birlikte yaptığınız etkinlikler var mıdır?
Keşke yaşadığım şehirde ve diğer şehirlerde yaşayan çocuklar bu kadar “yorgun” olmasalardı. Elbette var. Çocuklarla kurduğum bütün ilişki kendimi, onları ve dünyayı yeniden anlama ve anlamlandırma çabası içindir.
En sevdiğiniz eşyanız?
Eşyaların eş(kı)yalaşmalarından, beni ve çocukları esir almalarından korkarım. Hediye edilmiş eşyalara kıymet veririm. El emeğim, göz nurum ve alın terim olan eşyalarım var onları da sever ve sevdiklerime hediye etmeyi de severim.
Hafızanızda yer eden bir koku var mıdır?
Babamın elbiselerine sinen tren kokusunu hiç unutmam. Çocuklarımın bebeklik kokularını özlerim. Yağmur sonrası toprak kokusuna aşinayım. Eski kitapların kokusu bilirim. Bir de çocukken namaz kıldığım ahşap bir camiinin huzur veren kokusunu hatırlarım.
Çocuklar neden çok kolay korkarlar?
Sanırım bilmediklerinden, tanımadıklarından…
Sevinç nedir?
İçinizdeki çiçeklerin açması, kuşların kanatlanmasıdır sevinç.
Ailesinde bir çocuk ne zaman sevinç olur?
Çocuğun kendisi bir sevinçtir. Çocuk bir sevinç yumağı olarak ailenin içine doğar. Aile yoksa, aile dağılırsa sevinç yarım kalır. Beraberlik olduğunda sevinç olur. Kavganın, gürültünün olmadığı zamanlarda sevinç olur. Sevginin, saygının, merhametin olduğu ortamlarda sevinç olur. Fakat sevinç bazen üzüntüye dönüşebilir.
Sık kullandığınız kelamlar?
Çok kelam eden biri olduğumu düşünmüyorum. Çenebaz değilim yani. Ya hayır konuşmayı yahut susmayı tercih ederim. Bu soruyu hanıma sordum, şöyle cevap verdi: “Yok, o öyle değil.” Sorduğuma pişman oldum. Bundan sonra bunu da kullanmayacağım.
Çocuklara verilecek en güzel hediye nedir?
Değer.
Bir çocuğun rüyasına girecek olsaydınız, kim veya ne olarak girmek isterdiniz?
Onlarla oyun oynayan biri olarak girmek isterdim.
Yazar