Bir soylu öfke biriktiriyorum..Ağlamıyor neden diye sormuyorum…
Bu zalim kanlı yürüyüsün ayak sahipleri nasıl engellenir…
Nasıl durdurulur gökten sıcım sicim yere düsen bu melanet?… Onun için zihin ve yürek teri döküyorum…
Gözyaslarımı biriktiriyorum… Bir tufana dönüşsün ve müslüman aklıyla istihza eden soysuzlar boğulsun istiyorum…Soylu direnisin ardında ki nefesleri hissediyorum…
Biliyorum bu his bu düşünce , düstüğümüz yerden bizi kaldıracak ve onurlu bir hayatın parçası kılacak…
Hergün, ölen bebeklerin yasını tutamayan anne ve babaların öfkelerine ortak oluyorum. Onlardan bir hisse alıp öfkeyi zamana yayıyorum…
Öyle ki basit bir duygusallıktan uzak, kalıcı ve sahici bir değişim ve dönüşüme dönüşsün istiyorum.. Bir özgürlük yürüyüsünün parçası olsun istiyorum…Bu yakılan öfke meşalesi bir bilinç ve istkrarlı bir duruşa ön ayak olsun istiyorum…
Vietnam savaşından sonra bir babanın çocuğuna Vietnam savası’nı anlatırken çocuğun sorduğu soru karşısında bir mahçubiyet yaşamamak için «Baba sen o savaşta neredeydin ve ne yapıyordun?!›.
Evet bugün de çocuklarımız gözümüzün içine bakıp ’Neden dünya bu soykırıma müdahale etmiyor?’ Sorusuna cevap bulamıyor, anlatmakta zorlanıyoruz..
Belki siyası, politik ve benzeri cevaplar verebiliriz ama bunların hiç biri doğru değil. Bu, bir hak batıl savaşı yavrum ve biz ellerimizi güçsüz bıraktığımızdan, şimdi bu ellerin bize yaşattiğı çaresizlikle imtihan oluyoruz. Çaresizliğimizle çok acı bir şekilde yüzleşiyoruz..
Bir boy aynası oluyor Gazze; bize bizi gösteriyor… Bize ne kadar anlamsız ve basit şeyler için bir ömrü tükketiğimizin yansıması oluyor Gazze… Hal ilminin kalıcı ve sahici taraflarını nasılda dünayay haykırıyorlar. Sadece inandıkları gibi yaşayarak bunu yapıyorlar…Milenyum çağının agresif cocuklarına; Asrı saadeti tekrar yaşatıyorlar…Ciddi tefekkürlere anahtar oluyorlar… Mütevekkil, metanetli ve bir o kadar şükredici , teslimiyetçi ruhlaruyla bir toplumun nasıl yozlaşmayacağının göstergesi olarak..
Ölümün o soğuk yüzünü nasıl da sıcak tutuyor Gazzede ki çocuklar… Koca koca adamların, iddia sahiplerinin, amalarla ,şartlar, konjoktürler bilmem daha hangi sebepler diye başladıkları ve arkasına sığındıkları cümleleri birer birer nasıl da anlamsızlaştırdılar.. Korkak liderlerin, şecaat, onur, şahsiyet ve izzet nedir bilmez iktidar sahiplerine; asıl iktidarın nasıl olması gerektiğini cesaret ve ölümsüz hayatlarıyla nasılda haykırdılar.. ‹Hayat, yılların sayısına göre değil, bilincin derinliğine göre yaşanır’. Seyyid Kutup
Açık bir zindan konumunda olan Gazze, asrın umudu, Yusufu, Musası, Meryemleriyle bize tekrar uzun soluk sahiplerinin sıratı müstakimde sabit kalabildiğini, günü birlik yaşamların içinde asıl gaye ve hedeflerinden kopmadan yaşayanların; ölümü nasıl şehadet ve arkalarında nasıl bir ihtida bıraktıklarına bizi şahit tuttular…
Çaresiz bir şekilde yapılan bu melanet zulme, seyirci kalmamızın bize yaşattığı ızdırapla; büyük öfkeler biriktireceğiz ve bu öfke ufakta olsa kardeşlerimizin yanında oldğumuzu her daim sıcak tutacak eylemlerin içinde olmamıza vesile olacaktır. Bu direnişte ki kalıcı öfke, bizi daha istikrarlı ve zayıf yönlerimizi güçlü kılacak… Allah’ın verdiği Ebabil onuruve özgüneniyle bu direniş bizi yenilmez gibi görünen Ebrehe zihniyetini yenilmiş ekin gibi gösterecektir…
Tarih nice az toplulukların çok topluluklar karşısında gösterdiği zaferlerle doludur.. Ama önemli olan bu zaferin bir parçası olabilmek… Kendi direniş türkünü kendin yazabilmek… Kendi ayaklarınla kıyamda durabilmek… Hayat iman ve gayretten ibaret olduğunun fevkinde yaşayabilmek…
Yeter ki biz soylu öfkemizi haklı bir şekilde insanlık için devreye koyup zamana yayalım.Korkmayalım dünyevi endişeler yüzünden, arakada kalanlardan olmaya razı olmayalım. Hem bu çağa hem yarınlara diyecek sözümüz ve en önemlisi Rabbimize karşı yüzümüz olsun…
«Tarihi Allah yazar biz sadece nerde durduğumuza karar veririz» Aliya İzzet Begoviç
Oynamanın önünde engel var mı peki? Oyunu durduran, imha ya da iptal eden şartlar hangileri? Çatık kaşlı modern tıbbı kaale almayan Patch Adams, hastalığın son safhasına kadar oyundan faydanılabileceğini cümle aleme göstermişti.1945 doğumlu Patch Adams’ın Jip ile Janneke okuduğunu farz etmek hoşuma gidiyor. Grip olan Janneke ile oynamaması gereken Jip, pencere kenarına gelip Janneke ile iletişime geçiyor, cama burunları yaslayıp selamlaşmak bile oyun, hem de oyunun dikalası!
Hangi coğrafyada ne ölçüde insanlıktan çıkıldığını ve hangi insanlara insan olma hakkı tanınmadığını uzunca tartışmadan başka bir tuhaflığın peşine düşeceğim: Aynı beyaz adam iktisadi açıdan verimsiz bulduğu kölelik sisteminden vazgeçip öldürmeyen ama süründüren İşçi-işveren; toprak sahibi-ortakçı gibi unvanları keşfetti.
Memleketin ahvali böyleyken, oyuncak bebeklerin kırık-kopuk kafaları yollar boyunca uzanırken, küçüğümüz ilk arkadaşını buluyor. Gösterişli oyuncaklarla çevrelenmiş küçük kızın başı dönmemiş olacak ki tatlı küçük at diye sarıp sarmalıyor kahramanımızı. Öylesine duyarlı, öylesine sevgi dolu ki elli öpücük ve kâfi miktar yiyecekle uğurluyor tahta atı.
“Her şey tıpatıp aynıydı: Islık çalan sütçü, aynı at arabası… ama arabada çok fazla süt şişesi vardı ve bu kötüye işaretti. Her fazla şişe gece bir ailenin daha bombalandığı anlamına geliyordu.”
İnsan her daim yolcudur. Yavrucuğum, adımlarına dikkat et. Güdülerinin seni yönetmesine izin vermemek için dik tut bilincini ve bedenini. Aksi hâlde yolcu olduğunu unutur ve bilincini kaybedersin. Yolda olmak, sınanmaktır. Ve günahların çoğu imtihan sırasında düşülen çukurlardadır. Tehlikeyi sezemeyecek kadar bilincini kaybedip çıkmaz sokaklara saparsan zincirleme kazalara kurban gidersin.
Bir Soylu Öfke Biriktiriyorum…
Bir soylu öfke biriktiriyorum..Ağlamıyor neden diye sormuyorum…
Bu zalim kanlı yürüyüsün ayak sahipleri nasıl engellenir…
Nasıl durdurulur gökten sıcım sicim yere düsen bu melanet?… Onun için zihin ve yürek teri döküyorum…
Gözyaslarımı biriktiriyorum… Bir tufana dönüşsün ve müslüman aklıyla istihza eden soysuzlar boğulsun istiyorum…Soylu direnisin ardında ki nefesleri hissediyorum…
Biliyorum bu his bu düşünce , düstüğümüz yerden bizi kaldıracak ve onurlu bir hayatın parçası kılacak…
Hergün, ölen bebeklerin yasını tutamayan anne ve babaların öfkelerine ortak oluyorum. Onlardan bir hisse alıp öfkeyi zamana yayıyorum…
Öyle ki basit bir duygusallıktan uzak, kalıcı ve sahici bir değişim ve dönüşüme dönüşsün istiyorum.. Bir özgürlük yürüyüsünün parçası olsun istiyorum…Bu yakılan öfke meşalesi bir bilinç ve istkrarlı bir duruşa ön ayak olsun istiyorum…
Vietnam savaşından sonra bir babanın çocuğuna Vietnam savası’nı anlatırken çocuğun sorduğu soru karşısında bir mahçubiyet yaşamamak için «Baba sen o savaşta neredeydin ve ne yapıyordun?!›.
Evet bugün de çocuklarımız gözümüzün içine bakıp ’Neden dünya bu soykırıma müdahale etmiyor?’ Sorusuna cevap bulamıyor, anlatmakta zorlanıyoruz..
Belki siyası, politik ve benzeri cevaplar verebiliriz ama bunların hiç biri doğru değil. Bu, bir hak batıl savaşı yavrum ve biz ellerimizi güçsüz bıraktığımızdan, şimdi bu ellerin bize yaşattiğı çaresizlikle imtihan oluyoruz. Çaresizliğimizle çok acı bir şekilde yüzleşiyoruz..
Bir boy aynası oluyor Gazze; bize bizi gösteriyor… Bize ne kadar anlamsız ve basit şeyler için bir ömrü tükketiğimizin yansıması oluyor Gazze… Hal ilminin kalıcı ve sahici taraflarını nasılda dünayay haykırıyorlar. Sadece inandıkları gibi yaşayarak bunu yapıyorlar…Milenyum çağının agresif cocuklarına; Asrı saadeti tekrar yaşatıyorlar…Ciddi tefekkürlere anahtar oluyorlar… Mütevekkil, metanetli ve bir o kadar şükredici , teslimiyetçi ruhlaruyla bir toplumun nasıl yozlaşmayacağının göstergesi olarak..
Ölümün o soğuk yüzünü nasıl da sıcak tutuyor Gazzede ki çocuklar… Koca koca adamların, iddia sahiplerinin, amalarla ,şartlar, konjoktürler bilmem daha hangi sebepler diye başladıkları ve arkasına sığındıkları cümleleri birer birer nasıl da anlamsızlaştırdılar.. Korkak liderlerin, şecaat, onur, şahsiyet ve izzet nedir bilmez iktidar sahiplerine; asıl iktidarın nasıl olması gerektiğini cesaret ve ölümsüz hayatlarıyla nasılda haykırdılar.. ‹Hayat, yılların sayısına göre değil, bilincin derinliğine göre yaşanır’. Seyyid Kutup
Açık bir zindan konumunda olan Gazze, asrın umudu, Yusufu, Musası, Meryemleriyle bize tekrar uzun soluk sahiplerinin sıratı müstakimde sabit kalabildiğini, günü birlik yaşamların içinde asıl gaye ve hedeflerinden kopmadan yaşayanların; ölümü nasıl şehadet ve arkalarında nasıl bir ihtida bıraktıklarına bizi şahit tuttular…
Çaresiz bir şekilde yapılan bu melanet zulme, seyirci kalmamızın bize yaşattığı ızdırapla; büyük öfkeler biriktireceğiz ve bu öfke ufakta olsa kardeşlerimizin yanında oldğumuzu her daim sıcak tutacak eylemlerin içinde olmamıza vesile olacaktır. Bu direnişte ki kalıcı öfke, bizi daha istikrarlı ve zayıf yönlerimizi güçlü kılacak… Allah’ın verdiği Ebabil onuruve özgüneniyle bu direniş bizi yenilmez gibi görünen Ebrehe zihniyetini yenilmiş ekin gibi gösterecektir…
Tarih nice az toplulukların çok topluluklar karşısında gösterdiği zaferlerle doludur.. Ama önemli olan bu zaferin bir parçası olabilmek… Kendi direniş türkünü kendin yazabilmek… Kendi ayaklarınla kıyamda durabilmek… Hayat iman ve gayretten ibaret olduğunun fevkinde yaşayabilmek…
Yeter ki biz soylu öfkemizi haklı bir şekilde insanlık için devreye koyup zamana yayalım.Korkmayalım dünyevi endişeler yüzünden, arakada kalanlardan olmaya razı olmayalım. Hem bu çağa hem yarınlara diyecek sözümüz ve en önemlisi Rabbimize karşı yüzümüz olsun…
«Tarihi Allah yazar biz sadece nerde durduğumuza karar veririz» Aliya İzzet Begoviç
İlgili Yazılar
Jip ile Janneke: Arkadaşlık ve Oyunla Güzelleşen Dünyanın Belgesi
Oynamanın önünde engel var mı peki? Oyunu durduran, imha ya da iptal eden şartlar hangileri? Çatık kaşlı modern tıbbı kaale almayan Patch Adams, hastalığın son safhasına kadar oyundan faydanılabileceğini cümle aleme göstermişti.1945 doğumlu Patch Adams’ın Jip ile Janneke okuduğunu farz etmek hoşuma gidiyor. Grip olan Janneke ile oynamaması gereken Jip, pencere kenarına gelip Janneke ile iletişime geçiyor, cama burunları yaslayıp selamlaşmak bile oyun, hem de oyunun dikalası!
Beyaz Adama Aldırma, Umudunu Kaybetme
Hangi coğrafyada ne ölçüde insanlıktan çıkıldığını ve hangi insanlara insan olma hakkı tanınmadığını uzunca tartışmadan başka bir tuhaflığın peşine düşeceğim: Aynı beyaz adam iktisadi açıdan verimsiz bulduğu kölelik sisteminden vazgeçip öldürmeyen ama süründüren İşçi-işveren; toprak sahibi-ortakçı gibi unvanları keşfetti.
Bir Çocuğun Karakutusu Olarak Oyuncak ve Dünyanın Türlü Türlü Halleri
Memleketin ahvali böyleyken, oyuncak bebeklerin kırık-kopuk kafaları yollar boyunca uzanırken, küçüğümüz ilk arkadaşını buluyor. Gösterişli oyuncaklarla çevrelenmiş küçük kızın başı dönmemiş olacak ki tatlı küçük at diye sarıp sarmalıyor kahramanımızı. Öylesine duyarlı, öylesine sevgi dolu ki elli öpücük ve kâfi miktar yiyecekle uğurluyor tahta atı.
Bir Rutinbozar ve Çocuksavar Olarak Savaş
“Her şey tıpatıp aynıydı: Islık çalan sütçü, aynı at arabası… ama arabada çok fazla süt şişesi vardı ve bu kötüye işaretti. Her fazla şişe gece bir ailenin daha bombalandığı anlamına geliyordu.”
Tevbe Hayat Yolunun Neresindedir?
İnsan her daim yolcudur. Yavrucuğum, adımlarına dikkat et. Güdülerinin seni yönetmesine izin vermemek için dik tut bilincini ve bedenini. Aksi hâlde yolcu olduğunu unutur ve bilincini kaybedersin. Yolda olmak, sınanmaktır. Ve günahların çoğu imtihan sırasında düşülen çukurlardadır. Tehlikeyi sezemeyecek kadar bilincini kaybedip çıkmaz sokaklara saparsan zincirleme kazalara kurban gidersin.