On dokuzuncu yüzyıl İsveç kırsalına uzanmadan önce otuz beş yıl öncesinin Bayburt’una uzanmalıyız. İsveç’le Bayburt arasındaki göbek bağını hemen herkes bilir. Selma Lagerlöf ile dedemin tanış olduğunu da söylersem ve Nils Holgersson’un, kıymalı pideyle tatlandırılmış dede-nine-torun pazar sabahı resitalinin gizli kahramanı olduğunu da eklersem beni kovalamayın, olmayan arabamın egzozuna gazoz kutuları bağlamayın lütfen.
Nobel ödüllü ilk kadın yazar Selma Lagerlöf’ün ismini duymama daha yıllar varken, TRT’de yayınlanan Uçan Kaz çizgi filminin meftunuyduk maaile. Dedemle çarşıya iner pidelerin siparişini verip pişmelerini bekler, heyecanla eve gelir, kıymalıdan öte çizgi filmli pideye dönüşen ziyafete kaptırırdık kendimizi. İsveç kırsalında bir parmak boyunda, kukuletalı Nils’in alabildiğine pastoral tonlar taşıyan maceraları çocukluğuma böyle güzelce damga vurmuş, otuz sene sonra, planlayıp tasarlamadığım, aniden huda-yı nabit gibi içimden fışkıran çocuk edebiyatı tutkumla birleşip çemberi tamamlamıştı. Epeyce okuduğum ve hâkim olmaya çalıştığım çocuk edebiyatında ilk kez aynı ülkenin üç kuşak yazarıyla ve birbirinden güzel kitaplarıyla 120 yıla yakın bir hat çekiyor, anlatım olanaklarının çeşitlenmesini ve üslubun güncellenmesini bir kenara bırakırsak hep aynı harika İsveç kır hayatının çocuk gözüyle onaylanmasının hoş şaşkınlığını yaşıyordum.
Bu yazının devamı
204. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Nuri Bilge Ceylan, filmografisine Ahlat Ağacı filmini de katarak insanın hikayesine, bu topraklarda olan bitene ve bu coğrafyanın yaşam kültürüne; yerleşik karakterler ve alışılmış ilişki biçimleri üzerinden bakmaya, düşünmeye ve göstermeye çalışıyor.
Güneş başıma geçmiş olmalı, baksanıza ne de çok saçmalamışım. Gerçeğe sırtımı dönmüş, hayatta çuvallamışım. Ne şişkin banka hesaplarından ne kocaman villadan ne de sen, ben, sen dalaşından söz açmışım. Oysa hayat böyle mi?
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana ya Rabbi
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbel alemin
tütmesi gereken ocak nerde?
Sinemanın, sadece bir eğlence aracı olmanın ötesinde, anlam üreten, toplumsal gerçekliği yansıtan ve yeniden inşa eden bir sanat dalı olduğunu anlamakla başlayabiliriz. Bu alanda derinlemesine bir kavrayış geliştirmek için bazen hem teknik estetik katmanlara,
“Kader! Değiştirilmesi ve önceden bilinmesi mümkün olmayan bir hakikat. Alın yazısı dedikleri herkes için büyük bir sır. Yaşanır, yaşarken de öğrenilir. Kader de insanın kaderidir. Dünyanın yaratıldığı andan, Âdem ile Havva’nın cennetten çıkarıldığından beri bu hep böyledir. Aslında kaderin sır olması bile bir kaderdir. Ta o andan itibaren asırlar boyu, günden güne, her dakika ve her an bir sır olan kader, herkes için sonsuza dek gizemini korumaya devam edecektir…”
Nils Holgersson Dedemin Nesi Olur? Bayburt-İsveç Hattında Bir Çocuk Edebiyatı Kanonunun Öyküsü
Dedeme…
On dokuzuncu yüzyıl İsveç kırsalına uzanmadan önce otuz beş yıl öncesinin Bayburt’una uzanmalıyız. İsveç’le Bayburt arasındaki göbek bağını hemen herkes bilir. Selma Lagerlöf ile dedemin tanış olduğunu da söylersem ve Nils Holgersson’un, kıymalı pideyle tatlandırılmış dede-nine-torun pazar sabahı resitalinin gizli kahramanı olduğunu da eklersem beni kovalamayın, olmayan arabamın egzozuna gazoz kutuları bağlamayın lütfen.
Nobel ödüllü ilk kadın yazar Selma Lagerlöf’ün ismini duymama daha yıllar varken, TRT’de yayınlanan Uçan Kaz çizgi filminin meftunuyduk maaile. Dedemle çarşıya iner pidelerin siparişini verip pişmelerini bekler, heyecanla eve gelir, kıymalıdan öte çizgi filmli pideye dönüşen ziyafete kaptırırdık kendimizi. İsveç kırsalında bir parmak boyunda, kukuletalı Nils’in alabildiğine pastoral tonlar taşıyan maceraları çocukluğuma böyle güzelce damga vurmuş, otuz sene sonra, planlayıp tasarlamadığım, aniden huda-yı nabit gibi içimden fışkıran çocuk edebiyatı tutkumla birleşip çemberi tamamlamıştı. Epeyce okuduğum ve hâkim olmaya çalıştığım çocuk edebiyatında ilk kez aynı ülkenin üç kuşak yazarıyla ve birbirinden güzel kitaplarıyla 120 yıla yakın bir hat çekiyor, anlatım olanaklarının çeşitlenmesini ve üslubun güncellenmesini bir kenara bırakırsak hep aynı harika İsveç kır hayatının çocuk gözüyle onaylanmasının hoş şaşkınlığını yaşıyordum.
Bu yazının devamı 204. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Ahlat Ağacı
Nuri Bilge Ceylan, filmografisine Ahlat Ağacı filmini de katarak insanın hikayesine, bu topraklarda olan bitene ve bu coğrafyanın yaşam kültürüne; yerleşik karakterler ve alışılmış ilişki biçimleri üzerinden bakmaya, düşünmeye ve göstermeye çalışıyor.
Anlam Dolu Hayatın Harika Anları: Jacominus’nün Hayırlı Ömrü
Güneş başıma geçmiş olmalı, baksanıza ne de çok saçmalamışım. Gerçeğe sırtımı dönmüş, hayatta çuvallamışım. Ne şişkin banka hesaplarından ne kocaman villadan ne de sen, ben, sen dalaşından söz açmışım. Oysa hayat böyle mi?
Üzerimde Kalan Yaşamak Suçu mu?
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana ya Rabbi
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbel alemin
tütmesi gereken ocak nerde?
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Wall-E& Kutu
Sinemanın, sadece bir eğlence aracı olmanın ötesinde, anlam üreten, toplumsal gerçekliği yansıtan ve yeniden inşa eden bir sanat dalı olduğunu anlamakla başlayabiliriz. Bu alanda derinlemesine bir kavrayış geliştirmek için bazen hem teknik estetik katmanlara,
“Eller Ne Derse Desin, Kullar Kader Yazamaz”
“Kader! Değiştirilmesi ve önceden bilinmesi mümkün olmayan bir hakikat. Alın yazısı dedikleri herkes için büyük bir sır. Yaşanır, yaşarken de öğrenilir. Kader de insanın kaderidir. Dünyanın yaratıldığı andan, Âdem ile Havva’nın cennetten çıkarıldığından beri bu hep böyledir. Aslında kaderin sır olması bile bir kaderdir. Ta o andan itibaren asırlar boyu, günden güne, her dakika ve her an bir sır olan kader, herkes için sonsuza dek gizemini korumaya devam edecektir…”
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.