Coğrafya kaderdir sözü son zamanlarda hep olumsuz çağrışımıyla kullanılıyor. Sanki iki üç bin yıl medeniyetlerin en işlek hattı Mısır-Mezopotamya-Hindistan değilmiş gibi bugünkü trajediler hep bu söze bağlanıyor. “Avrupa kendi içindeki sınırları kaldırır elbette orası Avrupa, Ortadoğu bataklığında yaşıyoruz biz, hadi kolaysa kaldır sınırları bak ne oluyor.” diye ünlüyor bilmiş beyefendiler. İki nehir arası zarafetini bırakıp nasıl da kolay kanıksadılar Ortadoğu nitelemesini, beyaz adamın sözcüklerine konup durmak için nasıl da fırsatları heba etmediler! Oysa evet coğrafya kaderdir; yüzlerce endemik bitkinin kök saldığı Doğu Karadeniz, ekosistem açısından olağanüstü bir coğrafyadır, tabiî siz tutup her derenin suyunu kurutan Hes’lerle donatırsanız güzel bir kaderden kötü bir kadere saplanmış olursunuz. Tür zenginliği açısından dünyanın en fukarası Avrupa, birini bin sayar gözü gibi korurken, bizde sebil nasılsa deyip her yıl yok etme yarışına girersek dağı taşı ormanı; börtü böceği, coğrafya dev bir balyoz olup böğrümüze indirir darbesini.
Coğrafyanın, kaderin, insanların ve hikâyelerin sürekli akıp durduğunu, dönüştüğünü, iyi ve kötü anlamda birbirini beslediğini mükemmele yakın anlatan Değirmenler Vadisi kitabını ilk kez okuduğum günkü heyecanımı hâlâ hatırlıyorum.
Bu yazının devamı
209. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Anlamaya değil, yaftalamaya; iletişim kurmaya değil, tezahürat yapmaya teşne olduğumuz şu dünyada ne büyük fırsatlar kaçırıyoruz bir bilsek. Kim bilir, ötelediğimiz kişiler, toplumlar, milletler, tersinden kalkıp aynaya özensiz bakmamız sonucu görüp irkildiğimiz kendi aksimizden başka bir şey değil.
Çağımız yazarlarından birçoğunun kitaplarında yer verdikleri Yuhanna İncilinde geçen “Önce söz vardı,” ifadesi bu açıdan ele alınabilir. Bunun yanında Hindistanlı bir bilge, “Önce sükût vardı; kelam değil der.” Ve bundan hareketle Tanrı sükûttur der. Ben bu söze iki açıdan bakıyorum. Birincisi, Allah’ı sözle, şiirle anlatamayacağımız. Bununla beraber Allah’ı sadece kelâmla sınırlandıramayacağımız gerçeği. İkincisi ise, Kur’ân-ı Kerîm’de, İnsan sûresinin ilk âyetinde geçen “dehr” kelimesiyle, yani dünyanın yaratılışıyla insanın yaratılışı arasındaki vakte (insanın bir değer olarak hiç anılmadığı zamanlar) işaret edebileceğini düşünüyorum.
Sokaklarda başıboş dolaşan, caddelerde arabaların arasında bir şeyler satmaya çalışan çocuklar…Belki bir ömür keşfedemeyecekler kendilerini. “İnsan” olduklarının farkına bile varmadan tüketecekler koca bir ömrü. Ne pejmürde kıyafetleridir beni üzen, ne de açlıkları, sersefil hayatları. O, görünen halleridir nihayetinde. Üç-beş kuruşla düzeltilebilecek halleri… Ölünce de geçer veya biter dünyalık sıkıntıları. Her şey bu kadar mı ama? …
Bazı filmler vardır kitap gibi, bazı kitaplar vardır film gibidir. Ne okunması bitsin, ne finali son bulsun dediğiniz sanatsal çalışmalar açıkça gösterir ki, değerli olan buharlaşıp uçmaz. Her gönülde, her sinede kendine bir yer bulur kıymetli işler.
Hikâye Değirmeninde Öğütülen İnsan
Coğrafya kaderdir sözü son zamanlarda hep olumsuz çağrışımıyla kullanılıyor. Sanki iki üç bin yıl medeniyetlerin en işlek hattı Mısır-Mezopotamya-Hindistan değilmiş gibi bugünkü trajediler hep bu söze bağlanıyor. “Avrupa kendi içindeki sınırları kaldırır elbette orası Avrupa, Ortadoğu bataklığında yaşıyoruz biz, hadi kolaysa kaldır sınırları bak ne oluyor.” diye ünlüyor bilmiş beyefendiler. İki nehir arası zarafetini bırakıp nasıl da kolay kanıksadılar Ortadoğu nitelemesini, beyaz adamın sözcüklerine konup durmak için nasıl da fırsatları heba etmediler! Oysa evet coğrafya kaderdir; yüzlerce endemik bitkinin kök saldığı Doğu Karadeniz, ekosistem açısından olağanüstü bir coğrafyadır, tabiî siz tutup her derenin suyunu kurutan Hes’lerle donatırsanız güzel bir kaderden kötü bir kadere saplanmış olursunuz. Tür zenginliği açısından dünyanın en fukarası Avrupa, birini bin sayar gözü gibi korurken, bizde sebil nasılsa deyip her yıl yok etme yarışına girersek dağı taşı ormanı; börtü böceği, coğrafya dev bir balyoz olup böğrümüze indirir darbesini.
Bu yazının devamı 209. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Bay Şavşan ve Basit’in Karmakarışık Oyunları
Anlamaya değil, yaftalamaya; iletişim kurmaya değil, tezahürat yapmaya teşne olduğumuz şu dünyada ne büyük fırsatlar kaçırıyoruz bir bilsek. Kim bilir, ötelediğimiz kişiler, toplumlar, milletler, tersinden kalkıp aynaya özensiz bakmamız sonucu görüp irkildiğimiz kendi aksimizden başka bir şey değil.
Şiirin Burcunda Tanımsal Bir Gezinti
Çağımız yazarlarından birçoğunun kitaplarında yer verdikleri Yuhanna İncilinde geçen “Önce söz vardı,” ifadesi bu açıdan ele alınabilir. Bunun yanında Hindistanlı bir bilge, “Önce sükût vardı; kelam değil der.” Ve bundan hareketle Tanrı sükûttur der. Ben bu söze iki açıdan bakıyorum. Birincisi, Allah’ı sözle, şiirle anlatamayacağımız. Bununla beraber Allah’ı sadece kelâmla sınırlandıramayacağımız gerçeği. İkincisi ise, Kur’ân-ı Kerîm’de, İnsan sûresinin ilk âyetinde geçen “dehr” kelimesiyle, yani dünyanın yaratılışıyla insanın yaratılışı arasındaki vakte (insanın bir değer olarak hiç anılmadığı zamanlar) işaret edebileceğini düşünüyorum.
“İnsan” Olmanın Farkına Varmak
Sokaklarda başıboş dolaşan, caddelerde arabaların arasında bir şeyler satmaya çalışan çocuklar…Belki bir ömür keşfedemeyecekler kendilerini. “İnsan” olduklarının farkına bile varmadan tüketecekler koca bir ömrü. Ne pejmürde kıyafetleridir beni üzen, ne de açlıkları, sersefil hayatları. O, görünen halleridir nihayetinde. Üç-beş kuruşla düzeltilebilecek halleri… Ölünce de geçer veya biter dünyalık sıkıntıları. Her şey bu kadar mı ama? …
Rachel’lere
Ben Rachel kırk üç yaşında
Aklımın sivri kalbinse yeğnik
Olacağı belliymiş önceden
Morrie ile Her Salı’dan Hayata ve Eğitime Dair Notlar
Bazı filmler vardır kitap gibi, bazı kitaplar vardır film gibidir. Ne okunması bitsin, ne finali son bulsun dediğiniz sanatsal çalışmalar açıkça gösterir ki, değerli olan buharlaşıp uçmaz. Her gönülde, her sinede kendine bir yer bulur kıymetli işler.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.