Muhtemel cevaplar: “Topluma ayak uyduramayan kişilere deli denir. Bu kişiler kurallara uymazlar.”
“Topluma ayak uydurmak kurallara uymak mı demek? Bir de hangi kurallara uymak? Ailenin kuralları, kabilenin kuralları, kendi kuralların?” Bir hikâye etrafında bu tür sorgulamalar daha iyi yapılabilir.
Thierry Dedieu’nun Yakouba kitabı öğrencilere okunur. Tüm metin baştan sona da okunabilir; ara ara okumayı durdurarak, sorular sorarak öğrenci aktif okuyucu olmaya teşvik edilerek de okunabilir. Görselleriyle birlikte sesli kitap versiyonu da izlettirilebilir:
Yakouba
Her yerden sesler geliyordu. Afrika’nın göbeğinde küçük bir kasabada, büyük bir şölen hazırlanıyordu. Bu bayram günüydü. Yüzler boyanıyor, süslemeler yapılıyordu. Bu, kutsal bir gündü. Yetişkinlerin klanı toplanıyor ve savaşçı olma çağındaki çocukları belirliyordu.
Yakouba için büyük bir gün. Cesaretinizi kanıtlamalısınız ve aslanla tek başınıza yüzleşmelisiniz. Kavuran güneşin altında ilerleyin, vadileri, tepeleri geçin, kayaları hissedin, kaçınılmaz olarak çimenleri, tabii ki rüzgârı, bütün bunları çok az suyla yapın. Gece gündüz sessiz sessiz inceleyin; sizi saran korkuyu unutun…
Saatlerce bekleyin ve sonra aniden…
Cesaret silahınız olsun ve savaşmak için acele edin.
Sonra Yakouba aslanın bakışlarıyla karşılaştı. Sahip olacağımız kadar derin bir bakış,
Aslanın gözlerinden şunları okuyabiliyordu:
“Gördüğün gibi yaralıyım. Şiddetli bir rakibe karşı gece boyunca savaştım. Böylece sonuna gelmekte hiçbir sorun yaşamazsın. Ya beni zorlanmadan öldürürsün ve bir adama dönüşürsün kabilenin gözünde ya da sen benim hayatımı bağışlarsın, kendi gözünde büyürsün ama akranlarından dışlanırsın, bütün bunları düşünmen için bir gecen var.”
Sabah erkenden Yakouba mızrağını aldı ve son bir kez aslanın gözlerine baktı.
Bitkin aslana kıyamayıp yanından geçip gitti.
Köydeki erkekler, babası, hepsi onu bekliyordu. Büyük bir sessizlikle Yakouba karşılandı.
Arkadaşları herkesin saygı duyduğu savaşçılar oldu.
Yakouba’ya ise köyün sürüsü emanet edilmiş oldu, bu olaydan sonra sığırlara bir daha asla aslanlar saldırmadı.
Yakouba’nın kabilesi onu savaşçı olarak adlandırmak için neye ihtiyaç duyuyordu?
2
Yakouba neden aslanı öldürmedi?
Kazanımlar
Bilinç
Kitap Önerisi
Pratiquer la philosophie à l’école, François Galichet
Etkinlik
Yakouba’nın yerinde olsaydın nasıl davranırdın? Bunun üzerine biraz konuşalım!
Akıllı Olmak ile Yakouba Kitabının Bağlantısı
Bu hikayeyle, akıllı olmak bahsinin bağlantısı, cesaretin, akıl süzgecinden geçirilerek değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapmasıdır. Çocukları daha derin bir ahlâka dair düşündürmesi; onur, cesaret gibi erdemleri tekrar gündeme aldırması bu kitabın ‘akıllı olmak’ bahsini derinleştirmek anlamında seçilme nedenlerinden birkaçıdır. Kabilesinin gözünde bir savaşçı olmaması, Yakouba’nın kendi gözünde kendini nasıl gördüğü gibi sorgulamalar öğrencilere yöneltilecek sorgulamalardır. Yukarıdaki pedagojik fiş aracılığıyla bu kitaba dair sorular yöneltilebilir. Ve öğrencilerin verdikleri cevaplardan hareketle birtakım kavramsallaştırmalar, argümanlar geliştirilebilir. Söz konusu argümanlar, konuyla ilişkisi kurularak çocuklar arasında bir tartışmaya teşvik edebilir. Örneğin “Yakouba akıllı mı? Cesaretli mi size göre?” Şeklinde bir soru öğrencilerin; “akıllı olmak ve cesaretli olmak ne demek? Aralarında ilişki var mı?” şeklinde yeni sorularına kapı açacaktır. Bütün bunların neticesinde, öğrencilerin cesaret erdeminin bilgelik erdemiyle birleşince nasıl olacağına dair bir fikirleri olmuş olacaktır. “Kabilesinin onu savaşçı olarak değerlendirmesini reddetmesi, onun cesaretsiz olduğu anlamına gelir mi?” “Savunmasız bir rakibi öldürerek kabilesi tarafından savaşçı olarak değerlendirilebilirdi ama kendi gözlerinde kendini nasıl görürdü acaba?” gibi sorularla öğrencilerin tartışmanın içine iyice dahil olmaları sağlanacaktır.
Bu hikâye etrafında bir tartışma ortaya atmak, çocukların çeşitli cesaret biçimlerini ayırt etmelerine ve “sosyal cesaretin” (çoğunluğa karşı gelme, kişinin itibarını, statüsünü, imajını bırakması) muhtemelen fiziksel cesaretten daha üstün olabileceğini anlamalarına yardımcı olacaktır. Ayrıca Yakouba’nın “sığırları bir daha asla aslanların saldırısına uğramadı”. Bu da Yakouba’nın akıllı olduğunu göstermektedir.
Yalnızlık içinde olup huzura erememekten söz ediyorum – ama bir ressamın ücra bir bölgede herkes tarafından bir kaçık, bir katil, bir serseri vs. vs. olarak görüldüğünde karşılaştığı türden yalnızlık. Evet, ufak bir sıkıntı olabilir ama sonuçta bir sıkıntı. Bir yabancı, üstelik garip ve sevimsiz biri sayılıyorsun – kırsal alan ne kadar ilham verici ve güzel olursa olsun
Coğrafyanın, kaderin, insanların ve hikâyelerin sürekli akıp durduğunu, dönüştüğünü, iyi ve kötü anlamda birbirini beslediğini mükemmele yakın anlatan Değirmenler Vadisi kitabını ilk kez okuduğum günkü heyecanımı hâlâ hatırlıyorum. Doksan küsur sayfada bunca çok şey, bunca yalınlıkta, bunca ustalıkla nasıl anlatılır diye ağzı açık ayran budalası gibi bakakalmıştım sayfalara, cümlelere sözcüklere. Kadim anlatıların, masalların çeşnisi vardı ama modern bir hikâyeydi anlatılan.
Yüzündeki öfkeyi kim görmüş başka bir yüzde?
Başka yüzlerin öfkesi, anlata anlata bitirilemeyecek borçlar çıkarır.
Küsmüş suratlar dökülür insanların öfkelerinden.
Haklı ile haksız birbirine girer.
Alacaklı çıkarır bizim alışık olduğumuz öfkeler.
Hiçbir yüzde göremediğimiz bu öfke hâlbuki,
Kaşını malayani görünceye çatan pirifânininki sanki.
Temiz yüzlü, pak.
Koşarak anlatıyoruz kendimizi. Evdeysek evimizi ya da sokağı, sakinleşmek için adımlarımızı saydığımız sahil yolunu, iş çıkışlarını, buluşmaları, ayrılmaları koşturuyoruz. Küçücük bir çay ocağını bile bir sonraki işin peşine takıyoruz. Sonra ayaklarımız zonkluyor gece olunca. Ayaklarımız yetişemediğimiz ne varsa ona göre zonkluyor. Neye geç kaldık, neyin cevabını zamanında veremedik de içimizde büyüdü sözler…
“Sen neden, kimden kaçtın da bunca zaman derin uykulara daldın?” diye soruyorum kendime. Her günüm bir yıl gibi geçmişçesine derin izler bırakırken kalbimde, “Değdi mi bu kadar uykuya?” diye sormadan edemiyorum. Ashab-ı Kehf’in mücadelesini sen ne kadar yaşadın da kaçmayı hak ettin sorusu gelir ardından. Onlar kadar dinin için mücadele ettin mi? Peki, onlar kadar imanın var mı ki senin? Ama onlar tek değillerdi de senin gibi. Gerçi sen de tek sayılmazsın. Senden öte senden ziyade kaç benlik daha taşıyorsun bu topraktan olma bedende. Taşıdığın her sıfatla yeni bir sen oluyorsun.
Bir Felsefe Atölyesi Örneği
Bugün burada felsefe atölyelerinde bir konunun nasıl işlendiğine dair örnek sunulacaktır:
Konu: Akıllı Olmak (Ortaokul kademe)
İlk seansta çocuklara “akıllı olmak” ne demek şeklinde bir soru yöneltilebilir.
Muhtemel cevaplar: “Akıllı, uslu olmak”, “yaramazlık yapmamak”, “annemin babamın sözünü dinlemek” gibi cevaplar gelecektir.
“Akıllı olmanın karşıtı, zıttı nedir?” Bu şekilde bir soru sorulabilir.
Muhtemel cevaplar: “Deli olmak”, “söz dinlememek”.
“Deli olmak ne demek?”
Muhtemel cevaplar: “Topluma ayak uyduramayan kişilere deli denir. Bu kişiler kurallara uymazlar.”
“Topluma ayak uydurmak kurallara uymak mı demek? Bir de hangi kurallara uymak? Ailenin kuralları, kabilenin kuralları, kendi kuralların?” Bir hikâye etrafında bu tür sorgulamalar daha iyi yapılabilir.
Thierry Dedieu’nun Yakouba kitabı öğrencilere okunur. Tüm metin baştan sona da okunabilir; ara ara okumayı durdurarak, sorular sorarak öğrenci aktif okuyucu olmaya teşvik edilerek de okunabilir. Görselleriyle birlikte sesli kitap versiyonu da izlettirilebilir:
Yakouba
Her yerden sesler geliyordu. Afrika’nın göbeğinde küçük bir kasabada, büyük bir şölen hazırlanıyordu. Bu bayram günüydü. Yüzler boyanıyor, süslemeler yapılıyordu. Bu, kutsal bir gündü. Yetişkinlerin klanı toplanıyor ve savaşçı olma çağındaki çocukları belirliyordu.
Yakouba için büyük bir gün. Cesaretinizi kanıtlamalısınız ve aslanla tek başınıza yüzleşmelisiniz. Kavuran güneşin altında ilerleyin, vadileri, tepeleri geçin, kayaları hissedin, kaçınılmaz olarak çimenleri, tabii ki rüzgârı, bütün bunları çok az suyla yapın. Gece gündüz sessiz sessiz inceleyin; sizi saran korkuyu unutun…
Saatlerce bekleyin ve sonra aniden…
Cesaret silahınız olsun ve savaşmak için acele edin.
Sonra Yakouba aslanın bakışlarıyla karşılaştı. Sahip olacağımız kadar derin bir bakış,
Aslanın gözlerinden şunları okuyabiliyordu:
“Gördüğün gibi yaralıyım. Şiddetli bir rakibe karşı gece boyunca savaştım. Böylece sonuna gelmekte hiçbir sorun yaşamazsın. Ya beni zorlanmadan öldürürsün ve bir adama dönüşürsün kabilenin gözünde ya da sen benim hayatımı bağışlarsın, kendi gözünde büyürsün ama akranlarından dışlanırsın, bütün bunları düşünmen için bir gecen var.”
Sabah erkenden Yakouba mızrağını aldı ve son bir kez aslanın gözlerine baktı.
Bitkin aslana kıyamayıp yanından geçip gitti.
Köydeki erkekler, babası, hepsi onu bekliyordu. Büyük bir sessizlikle Yakouba karşılandı.
Arkadaşları herkesin saygı duyduğu savaşçılar oldu.
Yakouba’ya ise köyün sürüsü emanet edilmiş oldu, bu olaydan sonra sığırlara bir daha asla aslanlar saldırmadı.
Kategori
Kitap
Adı
Yakouba[1]
Kademe
Ortaokul
Yaş
10 yaş +
Konu
Bilgelik
Ana Fikir
Cesaret erdemi yeniden düşünülmelidir.
Açık Uçlu Sorular
1
Yakouba’nın kabilesi onu savaşçı olarak adlandırmak için neye ihtiyaç duyuyordu?
2
Yakouba neden aslanı öldürmedi?
Kazanımlar
Bilinç
Kitap Önerisi
Pratiquer la philosophie à l’école, François Galichet
Etkinlik
Yakouba’nın yerinde olsaydın nasıl davranırdın? Bunun üzerine biraz konuşalım!
Akıllı Olmak ile Yakouba Kitabının Bağlantısı
Bu hikayeyle, akıllı olmak bahsinin bağlantısı, cesaretin, akıl süzgecinden geçirilerek değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapmasıdır. Çocukları daha derin bir ahlâka dair düşündürmesi; onur, cesaret gibi erdemleri tekrar gündeme aldırması bu kitabın ‘akıllı olmak’ bahsini derinleştirmek anlamında seçilme nedenlerinden birkaçıdır. Kabilesinin gözünde bir savaşçı olmaması, Yakouba’nın kendi gözünde kendini nasıl gördüğü gibi sorgulamalar öğrencilere yöneltilecek sorgulamalardır. Yukarıdaki pedagojik fiş aracılığıyla bu kitaba dair sorular yöneltilebilir. Ve öğrencilerin verdikleri cevaplardan hareketle birtakım kavramsallaştırmalar, argümanlar geliştirilebilir. Söz konusu argümanlar, konuyla ilişkisi kurularak çocuklar arasında bir tartışmaya teşvik edebilir. Örneğin “Yakouba akıllı mı? Cesaretli mi size göre?” Şeklinde bir soru öğrencilerin; “akıllı olmak ve cesaretli olmak ne demek? Aralarında ilişki var mı?” şeklinde yeni sorularına kapı açacaktır. Bütün bunların neticesinde, öğrencilerin cesaret erdeminin bilgelik erdemiyle birleşince nasıl olacağına dair bir fikirleri olmuş olacaktır. “Kabilesinin onu savaşçı olarak değerlendirmesini reddetmesi, onun cesaretsiz olduğu anlamına gelir mi?” “Savunmasız bir rakibi öldürerek kabilesi tarafından savaşçı olarak değerlendirilebilirdi ama kendi gözlerinde kendini nasıl görürdü acaba?” gibi sorularla öğrencilerin tartışmanın içine iyice dahil olmaları sağlanacaktır.
Bu hikâye etrafında bir tartışma ortaya atmak, çocukların çeşitli cesaret biçimlerini ayırt etmelerine ve “sosyal cesaretin” (çoğunluğa karşı gelme, kişinin itibarını, statüsünü, imajını bırakması) muhtemelen fiziksel cesaretten daha üstün olabileceğini anlamalarına yardımcı olacaktır. Ayrıca Yakouba’nın “sığırları bir daha asla aslanların saldırısına uğramadı”. Bu da Yakouba’nın akıllı olduğunu göstermektedir.
[1] Thierry Dedieu, Yakouba, Seuil Jeunesse, 2001.
İlgili Yazılar
Bir Kulak Bir Jilet Bir İsyan: Van Gogh
Yalnızlık içinde olup huzura erememekten söz ediyorum – ama bir ressamın ücra bir bölgede herkes tarafından bir kaçık, bir katil, bir serseri vs. vs. olarak görüldüğünde karşılaştığı türden yalnızlık. Evet, ufak bir sıkıntı olabilir ama sonuçta bir sıkıntı. Bir yabancı, üstelik garip ve sevimsiz biri sayılıyorsun – kırsal alan ne kadar ilham verici ve güzel olursa olsun
Hikâye Değirmeninde Öğütülen İnsan
Coğrafyanın, kaderin, insanların ve hikâyelerin sürekli akıp durduğunu, dönüştüğünü, iyi ve kötü anlamda birbirini beslediğini mükemmele yakın anlatan Değirmenler Vadisi kitabını ilk kez okuduğum günkü heyecanımı hâlâ hatırlıyorum. Doksan küsur sayfada bunca çok şey, bunca yalınlıkta, bunca ustalıkla nasıl anlatılır diye ağzı açık ayran budalası gibi bakakalmıştım sayfalara, cümlelere sözcüklere. Kadim anlatıların, masalların çeşnisi vardı ama modern bir hikâyeydi anlatılan.
Sinvar’ın Âsası
Yüzündeki öfkeyi kim görmüş başka bir yüzde?
Başka yüzlerin öfkesi, anlata anlata bitirilemeyecek borçlar çıkarır.
Küsmüş suratlar dökülür insanların öfkelerinden.
Haklı ile haksız birbirine girer.
Alacaklı çıkarır bizim alışık olduğumuz öfkeler.
Hiçbir yüzde göremediğimiz bu öfke hâlbuki,
Kaşını malayani görünceye çatan pirifânininki sanki.
Temiz yüzlü, pak.
Yaşı zindanlara sığmayan bir öfke.
Konuşularak Yapılan Masallar
Koşarak anlatıyoruz kendimizi. Evdeysek evimizi ya da sokağı, sakinleşmek için adımlarımızı saydığımız sahil yolunu, iş çıkışlarını, buluşmaları, ayrılmaları koşturuyoruz. Küçücük bir çay ocağını bile bir sonraki işin peşine takıyoruz. Sonra ayaklarımız zonkluyor gece olunca. Ayaklarımız yetişemediğimiz ne varsa ona göre zonkluyor. Neye geç kaldık, neyin cevabını zamanında veremedik de içimizde büyüdü sözler…
Derin Uykular
“Sen neden, kimden kaçtın da bunca zaman derin uykulara daldın?” diye soruyorum kendime. Her günüm bir yıl gibi geçmişçesine derin izler bırakırken kalbimde, “Değdi mi bu kadar uykuya?” diye sormadan edemiyorum. Ashab-ı Kehf’in mücadelesini sen ne kadar yaşadın da kaçmayı hak ettin sorusu gelir ardından. Onlar kadar dinin için mücadele ettin mi? Peki, onlar kadar imanın var mı ki senin? Ama onlar tek değillerdi de senin gibi. Gerçi sen de tek sayılmazsın. Senden öte senden ziyade kaç benlik daha taşıyorsun bu topraktan olma bedende. Taşıdığın her sıfatla yeni bir sen oluyorsun.