İslam’ın savaş ortamlarında mı yoksa barış ortamlarında mı daha çok gelişme imkânı bulduğu ya da hangi ortamın İslam için daha uygun olduğu şeklinde bir soru sorduğumuzda, bu sorunun, İslam’la ilgili hem günümüz çağdaş dünya hem de tarihsel süreç açısından önemli konu başlıkları içerdiğini görürüz. Bu sorunun temelinde, aslında dinlerin çatışma ya da şiddet konularına nasıl yaklaştığı konusu yatar. Ancak konu burada kalmayacak derecede çok yönlüdür ve sırf bir dinin çatışma, şiddet konularına yaklaşımı gibi kavramsal ya da teolojik mülahazaların ötesinde; hem günümüz konjonktürü ile hem de İslam’ın ontolojik mahiyeti ile yakından alakalıdır ve çok önemlidir.
Bugün dinler ve özellikle de İslam söz konusu olduğunda “savaş, şiddet, terör vb.” kavramların sıklıkla yan yana kullanıldığına hepimiz şahit olmaktayız. İslam sırf bir “din” olmanın ötesinde, bir güvenlik konusu olarak ele alınmakta. Şüphesiz her dinin topluma ve siyasete dönük yönü olabilir ve dolayısıyla da dinler bu bağlamda ele alınabilir. Ancak söz konusu İslam olduğunda, sırf güvenlik bağlamında ele alınmakta ve bir risk unsuru olarak değerlendirilmektedir. Bunun, batının Hıristiyan geçmişinden gelen bir miras üzerine oturduğuna şüphe yok. Doğu bilimcilerinin ekseriyetinin ve Hıristiyan entelektüellerinin eskiden bu yana söyleye geldikleri “İslam’ın aslında savaşçı bir din olduğu ve savaş ve işgallerle yayıldığı” tezi, bu gün 11 Eylül olayları ile birlikte adeta küresel bir siyasete dönüştürülmüş durumda.
Bu yazının devamı
180. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İnsanoğlunun varlık dünyasındaki öncelikli konumu, ilahî bir nedenselliğe bağlanmasa dahi genellikle somut karşılıklar eliyle mâkûl bulunur. Bu, insanın kendisini diğer varlıklar karşısında yoklaması sonucu pek çok açıdan teyit edilecek bir gerçeklik durumu oluşturur.
“Sünnet”in Hz. Muhammed’in genel hayat karşısındaki “duruşu” olarak da tanımlanabileceği kanaatindeyiz. Buna göre sünnet; Hz. Muhammed’in mücadelelerle dolu hayatında karşılaştığı olaylar karşısındaki genel duruşunu ifade eden bir terim olmaktadır. Başka bir deyişle Hz. Muhammed’in sünnetini bilmek, onun hangi durumlar karşısında hangi davranışları sergileyip sergilemeyeceği hususunda bir farkındalığa sahip olmak anlamına gelmektedir.
Pek çok yaklaşım ilk insan, ilk toplum ve ilk(el) devlet organizasyonu gibi evrimci bir paradigma ile tanımlama yapsa da bilinen tarihi bilgide devlet mefhumu neredeyse insan ile yaşıt durumdadır. Tarihte pek çok devlet bugün anlaşılan aşkın bir yapıda olmasa da siyasal bir organizasyon olarak her daim varlığını devam ettirmiştir.
Oblomov, tembelliği bir türlü yenememiş, geçimini sağlamak için topraklarını satmak zorunda kalmıştır. Çalışmak gerektiğini, hayatın sürekli bir mücadele olduğunu düşünmüşse de bunu eyleme dökememiş ve sorumlulukları hep erteleme yoluna gitmiştir.
İnsan nedir sorusuna verilen cevab doğrultusunda şekillenmiştir toplumsal yapı ve şartlarımız. Toplumsal yapı ve şartlarımız insanı şekillendirmektedir.Birbirinden farklı iki önermeyi sıralamamın sebebi, yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkar hafifliğinde bir tartışma açmak değil;
İslam “Savaşçı” Bir Stratejiyle Mi Gelişti ?
-İslam’da “Sözleşme Kültürü”nü Yeniden Düşünmek-
İslam’ın savaş ortamlarında mı yoksa barış ortamlarında mı daha çok gelişme imkânı bulduğu ya da hangi ortamın İslam için daha uygun olduğu şeklinde bir soru sorduğumuzda, bu sorunun, İslam’la ilgili hem günümüz çağdaş dünya hem de tarihsel süreç açısından önemli konu başlıkları içerdiğini görürüz. Bu sorunun temelinde, aslında dinlerin çatışma ya da şiddet konularına nasıl yaklaştığı konusu yatar. Ancak konu burada kalmayacak derecede çok yönlüdür ve sırf bir dinin çatışma, şiddet konularına yaklaşımı gibi kavramsal ya da teolojik mülahazaların ötesinde; hem günümüz konjonktürü ile hem de İslam’ın ontolojik mahiyeti ile yakından alakalıdır ve çok önemlidir.
Bugün dinler ve özellikle de İslam söz konusu olduğunda “savaş, şiddet, terör vb.” kavramların sıklıkla yan yana kullanıldığına hepimiz şahit olmaktayız. İslam sırf bir “din” olmanın ötesinde, bir güvenlik konusu olarak ele alınmakta. Şüphesiz her dinin topluma ve siyasete dönük yönü olabilir ve dolayısıyla da dinler bu bağlamda ele alınabilir. Ancak söz konusu İslam olduğunda, sırf güvenlik bağlamında ele alınmakta ve bir risk unsuru olarak değerlendirilmektedir. Bunun, batının Hıristiyan geçmişinden gelen bir miras üzerine oturduğuna şüphe yok. Doğu bilimcilerinin ekseriyetinin ve Hıristiyan entelektüellerinin eskiden bu yana söyleye geldikleri “İslam’ın aslında savaşçı bir din olduğu ve savaş ve işgallerle yayıldığı” tezi, bu gün 11 Eylül olayları ile birlikte adeta küresel bir siyasete dönüştürülmüş durumda.
Bu yazının devamı 180. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Dinsel Sanat Dindar Sanatçı
İnsanoğlunun varlık dünyasındaki öncelikli konumu, ilahî bir nedenselliğe bağlanmasa dahi genellikle somut karşılıklar eliyle mâkûl bulunur. Bu, insanın kendisini diğer varlıklar karşısında yoklaması sonucu pek çok açıdan teyit edilecek bir gerçeklik durumu oluşturur.
Hz. Muhammed’in Kendisine “Seyyid/Efendi” Denilmesini Nehyetmesinden Bahseden Haberler Üzerine Bir Değerlendirme
“Sünnet”in Hz. Muhammed’in genel hayat karşısındaki “duruşu” olarak da tanımlanabileceği kanaatindeyiz. Buna göre sünnet; Hz. Muhammed’in mücadelelerle dolu hayatında karşılaştığı olaylar karşısındaki genel duruşunu ifade eden bir terim olmaktadır. Başka bir deyişle Hz. Muhammed’in sünnetini bilmek, onun hangi durumlar karşısında hangi davranışları sergileyip sergilemeyeceği hususunda bir farkındalığa sahip olmak anlamına gelmektedir.
İnsanın Laneti ve Hikmeti Arasında Devletin Modern Hali
Pek çok yaklaşım ilk insan, ilk toplum ve ilk(el) devlet organizasyonu gibi evrimci bir paradigma ile tanımlama yapsa da bilinen tarihi bilgide devlet mefhumu neredeyse insan ile yaşıt durumdadır. Tarihte pek çok devlet bugün anlaşılan aşkın bir yapıda olmasa da siyasal bir organizasyon olarak her daim varlığını devam ettirmiştir.
Bir Toplumun Çöküşü Anlatılır Oblomov Üzerinden
Oblomov, tembelliği bir türlü yenememiş, geçimini sağlamak için topraklarını satmak zorunda kalmıştır. Çalışmak gerektiğini, hayatın sürekli bir mücadele olduğunu düşünmüşse de bunu eyleme dökememiş ve sorumlulukları hep erteleme yoluna gitmiştir.
Kamusal ve Özel Alana Dair Düşünceler
İnsan nedir sorusuna verilen cevab doğrultusunda şekillenmiştir toplumsal yapı ve şartlarımız. Toplumsal yapı ve şartlarımız insanı şekillendirmektedir.Birbirinden farklı iki önermeyi sıralamamın sebebi, yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkar hafifliğinde bir tartışma açmak değil;
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.