İslam’ın savaş ortamlarında mı yoksa barış ortamlarında mı daha çok gelişme imkânı bulduğu ya da hangi ortamın İslam için daha uygun olduğu şeklinde bir soru sorduğumuzda, bu sorunun, İslam’la ilgili hem günümüz çağdaş dünya hem de tarihsel süreç açısından önemli konu başlıkları içerdiğini görürüz. Bu sorunun temelinde, aslında dinlerin çatışma ya da şiddet konularına nasıl yaklaştığı konusu yatar. Ancak konu burada kalmayacak derecede çok yönlüdür ve sırf bir dinin çatışma, şiddet konularına yaklaşımı gibi kavramsal ya da teolojik mülahazaların ötesinde; hem günümüz konjonktürü ile hem de İslam’ın ontolojik mahiyeti ile yakından alakalıdır ve çok önemlidir.
Bugün dinler ve özellikle de İslam söz konusu olduğunda “savaş, şiddet, terör vb.” kavramların sıklıkla yan yana kullanıldığına hepimiz şahit olmaktayız. İslam sırf bir “din” olmanın ötesinde, bir güvenlik konusu olarak ele alınmakta. Şüphesiz her dinin topluma ve siyasete dönük yönü olabilir ve dolayısıyla da dinler bu bağlamda ele alınabilir. Ancak söz konusu İslam olduğunda, sırf güvenlik bağlamında ele alınmakta ve bir risk unsuru olarak değerlendirilmektedir. Bunun, batının Hıristiyan geçmişinden gelen bir miras üzerine oturduğuna şüphe yok. Doğu bilimcilerinin ekseriyetinin ve Hıristiyan entelektüellerinin eskiden bu yana söyleye geldikleri “İslam’ın aslında savaşçı bir din olduğu ve savaş ve işgallerle yayıldığı” tezi, bu gün 11 Eylül olayları ile birlikte adeta küresel bir siyasete dönüştürülmüş durumda.
Ağlayan bir çocuk görünce, onunla beraber ağlamak geliyor içimden… Gülen bir çocuk görünce de, gülmeden edemem. Nerede bir çocuk görsem, onu sevmek, onunla şakalaşmak ve oynamak isterim. Renkleri, ırkları, dilleri hiç önemli değil… Hepsi sevimli, hepsi günahsız, hepsi masum… Onlar zaten hep aynı dili konuşur. Daha çok ağlayışlarıyla ve gülüşleriyle meramlarını anlatmaya çalışırlar. Biraz sevin …
Kafka’nın “Metamorfoz/Dönüşüm”deki Bay Samsa bir sabah kendisini bir böceğe dönüşmüş olarak bulduğunda babası, annesi ve kız kardeşi dehşet içinde kalmışlar, başlarda bir ailenin göstermesi gereken üzüntüyü derinden hissetmişler, endişeli günler geçirmişlerdir. Uzun sayılmayacak bir süre sonra annesi, babası ve kız kardeşi Gregor Samsa’nın bu böcek halini kanıksamışlar, tek dertleri “bir böcek ile nasıl yaşayabilecekleri” noktasında …
Sürekli değişen toplum hayatında yeni sorunların ortaya çıkması doğaldır. Yeni sorunlar ise yeni kuralların kapılarını aralar. Bir hukuk sisteminin söz konusu değişimler karşısında donuk kalması toplumsal çöküşün önünü açar. Bu nedenle toplumdaki değişimlerle birlikte hukuksal normların da değişmesi, yenilenmesi, ortaya çıkan sorunlara çözüm üretmesi gerekir. Bu da söz konusu hukuk sisteminin canlı, dinamik bir yapıda olmasını zorunlu kılar.
“İnsanın alışamayacağı acı yoktur” diyenler var. İnsanı alçaltmaz mı bazı acılara alışması? Acıya alışmak mı, ona uyum sağlamak mı? Acıya direnmek mi? Her neyse, bir şekilde acılar da gizlenebiliyor diğer duygular gibi.
Şu soruların yöneltilmesi gerek: Kendimiz olmamız için ne kadar izin verilmektedir? Kendi kararlarımızla mı yoksa başkalarının kararlarıyla mı hareket ediyoruz? Özgür irademizle mi meylettiğimiz şeylere yöneliyoruz? Sosyal medyayı sürekli takip eden birisi takip ettiklerini kendi tercihleri ile mi gerçekleştiriyor?
İslam “Savaşçı” Bir Stratejiyle Mi Gelişti ?
-İslam’da “Sözleşme Kültürü”nü Yeniden Düşünmek-
İslam’ın savaş ortamlarında mı yoksa barış ortamlarında mı daha çok gelişme imkânı bulduğu ya da hangi ortamın İslam için daha uygun olduğu şeklinde bir soru sorduğumuzda, bu sorunun, İslam’la ilgili hem günümüz çağdaş dünya hem de tarihsel süreç açısından önemli konu başlıkları içerdiğini görürüz. Bu sorunun temelinde, aslında dinlerin çatışma ya da şiddet konularına nasıl yaklaştığı konusu yatar. Ancak konu burada kalmayacak derecede çok yönlüdür ve sırf bir dinin çatışma, şiddet konularına yaklaşımı gibi kavramsal ya da teolojik mülahazaların ötesinde; hem günümüz konjonktürü ile hem de İslam’ın ontolojik mahiyeti ile yakından alakalıdır ve çok önemlidir.
Bugün dinler ve özellikle de İslam söz konusu olduğunda “savaş, şiddet, terör vb.” kavramların sıklıkla yan yana kullanıldığına hepimiz şahit olmaktayız. İslam sırf bir “din” olmanın ötesinde, bir güvenlik konusu olarak ele alınmakta. Şüphesiz her dinin topluma ve siyasete dönük yönü olabilir ve dolayısıyla da dinler bu bağlamda ele alınabilir. Ancak söz konusu İslam olduğunda, sırf güvenlik bağlamında ele alınmakta ve bir risk unsuru olarak değerlendirilmektedir. Bunun, batının Hıristiyan geçmişinden gelen bir miras üzerine oturduğuna şüphe yok. Doğu bilimcilerinin ekseriyetinin ve Hıristiyan entelektüellerinin eskiden bu yana söyleye geldikleri “İslam’ın aslında savaşçı bir din olduğu ve savaş ve işgallerle yayıldığı” tezi, bu gün 11 Eylül olayları ile birlikte adeta küresel bir siyasete dönüştürülmüş durumda.
Bu yazının devamı 180. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
180. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Çocukların Dünyası
Ağlayan bir çocuk görünce, onunla beraber ağlamak geliyor içimden… Gülen bir çocuk görünce de, gülmeden edemem. Nerede bir çocuk görsem, onu sevmek, onunla şakalaşmak ve oynamak isterim. Renkleri, ırkları, dilleri hiç önemli değil… Hepsi sevimli, hepsi günahsız, hepsi masum… Onlar zaten hep aynı dili konuşur. Daha çok ağlayışlarıyla ve gülüşleriyle meramlarını anlatmaya çalışırlar. Biraz sevin …
Kolektif Gerçeklik Bağlamında Köleleştirilmiş Bireyde Vicdanın Kaybı
Kafka’nın “Metamorfoz/Dönüşüm”deki Bay Samsa bir sabah kendisini bir böceğe dönüşmüş olarak bulduğunda babası, annesi ve kız kardeşi dehşet içinde kalmışlar, başlarda bir ailenin göstermesi gereken üzüntüyü derinden hissetmişler, endişeli günler geçirmişlerdir. Uzun sayılmayacak bir süre sonra annesi, babası ve kız kardeşi Gregor Samsa’nın bu böcek halini kanıksamışlar, tek dertleri “bir böcek ile nasıl yaşayabilecekleri” noktasında …
Kutsallaştırılıp Duygusallığa Terk Edilen Kavram: İçtihat
Sürekli değişen toplum hayatında yeni sorunların ortaya çıkması doğaldır. Yeni sorunlar ise yeni kuralların kapılarını aralar. Bir hukuk sisteminin söz konusu değişimler karşısında donuk kalması toplumsal çöküşün önünü açar. Bu nedenle toplumdaki değişimlerle birlikte hukuksal normların da değişmesi, yenilenmesi, ortaya çıkan sorunlara çözüm üretmesi gerekir. Bu da söz konusu hukuk sisteminin canlı, dinamik bir yapıda olmasını zorunlu kılar.
Gazze ya da Acının Onmaz Hali
“İnsanın alışamayacağı acı yoktur” diyenler var. İnsanı alçaltmaz mı bazı acılara alışması? Acıya alışmak mı, ona uyum sağlamak mı? Acıya direnmek mi? Her neyse, bir şekilde acılar da gizlenebiliyor diğer duygular gibi.
Manipüle Edilmiş Zihinler ya da Başkaları için Yaşamak
Şu soruların yöneltilmesi gerek: Kendimiz olmamız için ne kadar izin verilmektedir? Kendi kararlarımızla mı yoksa başkalarının kararlarıyla mı hareket ediyoruz? Özgür irademizle mi meylettiğimiz şeylere yöneliyoruz? Sosyal medyayı sürekli takip eden birisi takip ettiklerini kendi tercihleri ile mi gerçekleştiriyor?
Alışverişe devam et