“Bize hâkim olan iktidarın, bizden fazla sadece bir şeyi var;
O da bizi yönetmek için ona vermiş olduğumuz üstünlük.”
E. de La Boetie (1530-1563)
Devlet Kavramı
Devlet nedir, kimdir, neden vardır, insanlığın laneti mi yoksa insanın hikmeti mi gibi sorular devlet var olduğundan beri bu mekanizmanın -menfi ya da müspet- hayretler içinde bıraktığı kişilerin sorageldiği ve sormaya devam edeceği kadim sorulardan yalnızca birkaçıdır. Devlet bir toplum sözleşmesinin sonucu mu yoksa bazı sınıfların bazı sınıfları kontrol etmek için kullandığı bir araç mı ya da yaratıcının yeryüzündeki kutsal tecellisi mi gibi sorular ise özellikle modern dönem ve sonrasında olanı kabullenmiş kişilerin onu geçmişe dönük anlamlandırma çabalarında buldukları cevapların soruları olarak kabul edilebilir.
Devlet kelimesinin Fransızca karşılığı Etat, İngilizce karşılığı ise state, Almanca karşılığı staat, İtalyanca karşılığı stato‘dur. Bunların hepsinin kökeni Latince status kelimesidir. Ancak, Latince status, “devlet” demek değil, “hâl”, “durum”, “vaziyet” demektir. Eski Yunanlar “devlet” için “polis (πολιζ)” terimini kullanırlardı ki, bu “site (cité)”, yani “şehir” demekti. Bununla esasen şehirde ikâmet edenlerin oluşturduğu topluluk (οι Αιψυπτοι, οι Περσαι) kastedilirdi. O nedenle, Eski Yunanlıların kullandıkları “polis (πολιζ)” bugünkü modern anlamda devlet kavramını karşılamaktan uzaktır. Zira devlet kavramı, sadece insan unsurunu kapsamaz; toprak unsurunu da kapsar. Oysa, “polis (πολιζ)” kavramında toprak unsuruna bir gönderme yoktur. Romalılar ise “devlet” karşılığında civitas veya res publica kelimelerini kullanırlardı. Civitas, “site, medine, şehir devleti” demekti. Civitas hukukî olarak ise, “medenî hakları kullanma ehliyetine sahip yurttaşlar topluluğu” demekti. Medenî hakları kullanma ehliyeti ise ancak siteye (şehre) kabul edilenlere tanınıyordu. Bu nedenle, civitas modern devlet kavramını karşılamaktan uzaktır. Çünkü sadece devletin insan unsuruna göndermede bulunur. Res publica ise “şey (res)” ve “kamu (publica)” kelimelerinden oluşmakta “kamu malı”, “herkese ait şey” anlamına gelmekteydi. Bu kelime daha sonra Fransızcaya république yani cumhuriyet anlamına bürünmüştür.
Bu yazının devamı
180. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Görüleceği gibi Ahbârîler, şer’î hükmün zann-ı galibe dayalı olmasını reddetmişlerdir. Onlara göre şer’î hüküm yalnızca nassa dayanmalıdır. Nas ise nefsu’l-emre(şeyin kendindeliğine/hakikatine) uygun düşen rivayetlerdir. Masum İmamlardan nakledilen rivayetler nefsu’l-emre uygun düştüğü için asıl delil Kur’ân ve İmamlardan gelen hadislerdir.
Bazı kelimeler yüreğimizden tank gibi geçerken, bazı kelimeler meramımızı anlatmakta kifayetsiz kalmaktadır. Çünkü kelimelerin de ruhu vardır. Kelimeler asırlar boyunca bir milletin dilinde, gönlünde yaşayarak ruh ve mânâ kazanır. Mesela ‘yapıt’ ile ‘eser’ bir midir? Selimiye Camiî, Mimar Sinan’ın yapıtı mı yoksa eseri midir? “Cümle” ile “tümce” aynı şey midir? Cümle âlem yerine tümce âlem diyebilecek miyiz? Kelimeler yüreğimizden geçerken, sözcükler bir yumru gibi takılır kalır gırtlağımızda.
Günler, aylar, yıllar geçiyor ve dünyamız kederleriyle yaşlanıyor. Savaşlar, sahte barışlar, yalanlar üzerine kurulmuş aldatıcı anlaşmalar, zulümler, kahırlar, heder edilen canlar ve hayatla sürüp giden ama hiç değişmeyen insanlığın tarihi,
“Kur’ân ayı” Ramazan, Kur’ân’a çağırıyor insanları. Kur’ân da, takvâlı olmaya çağırıyor. Takvâlı olmak; ancak Kur’ân’a kulak verip buyruklarına uymakla mümkün. Ramazan, Allah’a itaat edişin, boyun eğişin, kulluğun yıllık sınav zamanıdır. Allah’a teslimiyetin, Kur’ân’ı rehber, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yolunu yol edinişin deneniş vaktidir. Yasakları terk edip helallere yönelmenin sınanış günleridir. Ne yaptığını bilerek, bilinçli olarak, gerektiği …
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülahazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.
Modernizmin Korkuttuğu Müslümanlar: Devlet Çıkmazı
Hüküm yalnızca Allah’ındır.”
Yûsuf Sûresi 40. âyet
“Devlet, en iyi ifadeyle gerekli kötülüktür.
Kötü ifadeyle, dayanılmaz kötülüktür.”
Thomas Paine (1737-1809)
“Bize hâkim olan iktidarın, bizden fazla sadece bir şeyi var;
O da bizi yönetmek için ona vermiş olduğumuz üstünlük.”
E. de La Boetie (1530-1563)
Devlet nedir, kimdir, neden vardır, insanlığın laneti mi yoksa insanın hikmeti mi gibi sorular devlet var olduğundan beri bu mekanizmanın -menfi ya da müspet- hayretler içinde bıraktığı kişilerin sorageldiği ve sormaya devam edeceği kadim sorulardan yalnızca birkaçıdır. Devlet bir toplum sözleşmesinin sonucu mu yoksa bazı sınıfların bazı sınıfları kontrol etmek için kullandığı bir araç mı ya da yaratıcının yeryüzündeki kutsal tecellisi mi gibi sorular ise özellikle modern dönem ve sonrasında olanı kabullenmiş kişilerin onu geçmişe dönük anlamlandırma çabalarında buldukları cevapların soruları olarak kabul edilebilir.
Devlet kelimesinin Fransızca karşılığı Etat, İngilizce karşılığı ise state, Almanca karşılığı staat, İtalyanca karşılığı stato‘dur. Bunların hepsinin kökeni Latince status kelimesidir. Ancak, Latince status, “devlet” demek değil, “hâl”, “durum”, “vaziyet” demektir. Eski Yunanlar “devlet” için “polis (πολιζ)” terimini kullanırlardı ki, bu “site (cité)”, yani “şehir” demekti. Bununla esasen şehirde ikâmet edenlerin oluşturduğu topluluk (οι Αιψυπτοι, οι Περσαι) kastedilirdi. O nedenle, Eski Yunanlıların kullandıkları “polis (πολιζ)” bugünkü modern anlamda devlet kavramını karşılamaktan uzaktır. Zira devlet kavramı, sadece insan unsurunu kapsamaz; toprak unsurunu da kapsar. Oysa, “polis (πολιζ)” kavramında toprak unsuruna bir gönderme yoktur. Romalılar ise “devlet” karşılığında civitas veya res publica kelimelerini kullanırlardı. Civitas, “site, medine, şehir devleti” demekti. Civitas hukukî olarak ise, “medenî hakları kullanma ehliyetine sahip yurttaşlar topluluğu” demekti. Medenî hakları kullanma ehliyeti ise ancak siteye (şehre) kabul edilenlere tanınıyordu. Bu nedenle, civitas modern devlet kavramını karşılamaktan uzaktır. Çünkü sadece devletin insan unsuruna göndermede bulunur. Res publica ise “şey (res)” ve “kamu (publica)” kelimelerinden oluşmakta “kamu malı”, “herkese ait şey” anlamına gelmekteydi. Bu kelime daha sonra Fransızcaya république yani cumhuriyet anlamına bürünmüştür.
Bu yazının devamı 180. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Şii Fıkıh Geleneğinde İctihadın Anlam Değişimi ve kabulü: Masum İmamlara Rağmen İctihad Mümkün mü?
Görüleceği gibi Ahbârîler, şer’î hükmün zann-ı galibe dayalı olmasını reddetmişlerdir. Onlara göre şer’î hüküm yalnızca nassa dayanmalıdır. Nas ise nefsu’l-emre(şeyin kendindeliğine/hakikatine) uygun düşen rivayetlerdir. Masum İmamlardan nakledilen rivayetler nefsu’l-emre uygun düştüğü için asıl delil Kur’ân ve İmamlardan gelen hadislerdir.
Kelimeler ki Tank Gibi Geçer Adamın Yüreğinden
Bazı kelimeler yüreğimizden tank gibi geçerken, bazı kelimeler meramımızı anlatmakta kifayetsiz kalmaktadır. Çünkü kelimelerin de ruhu vardır. Kelimeler asırlar boyunca bir milletin dilinde, gönlünde yaşayarak ruh ve mânâ kazanır. Mesela ‘yapıt’ ile ‘eser’ bir midir? Selimiye Camiî, Mimar Sinan’ın yapıtı mı yoksa eseri midir? “Cümle” ile “tümce” aynı şey midir? Cümle âlem yerine tümce âlem diyebilecek miyiz? Kelimeler yüreğimizden geçerken, sözcükler bir yumru gibi takılır kalır gırtlağımızda.
Söyleyecek Son Bir Sözümüz Olmalı
Günler, aylar, yıllar geçiyor ve dünyamız kederleriyle yaşlanıyor. Savaşlar, sahte barışlar, yalanlar üzerine kurulmuş aldatıcı anlaşmalar, zulümler, kahırlar, heder edilen canlar ve hayatla sürüp giden ama hiç değişmeyen insanlığın tarihi,
Ramazan, Kur’ân Ve Takvâ
“Kur’ân ayı” Ramazan, Kur’ân’a çağırıyor insanları. Kur’ân da, takvâlı olmaya çağırıyor. Takvâlı olmak; ancak Kur’ân’a kulak verip buyruklarına uymakla mümkün. Ramazan, Allah’a itaat edişin, boyun eğişin, kulluğun yıllık sınav zamanıdır. Allah’a teslimiyetin, Kur’ân’ı rehber, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yolunu yol edinişin deneniş vaktidir. Yasakları terk edip helallere yönelmenin sınanış günleridir. Ne yaptığını bilerek, bilinçli olarak, gerektiği …
Akıl-Vahiy İlişkisi Üzerine Mülahazalar – Bilginin Kaynağı Sorunu -I-
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülahazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.