İktidar biçimleri tarih boyunca tesis etmeye çalıştıkları otoritelerini uzamsal boyutta da gösterme kaygısı taşımışlardır. Mekâna müdahale bu uzamsal kaygının bir tür tezahürüdür. Keza mekân ideolojiden azade bir yapı olmayıp tam tersine ideolojinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Diğer bir değişle biçimler dünyası, bilinç dünyasının bir aktarım alanıdır.[1] Tarih sahnesinde boy göstermiş devletler, imparatorluklar veya medeniyetler mekâna büyük oranda bu şekilde yaklaşmıştır. Mısır firavunlarının piramitleri, Yunan’ın antik tiyatroları, İran Perslerinin takları, Roma’nın Kolezyumları kabaca ortaya konabilecek ve düşünsel planının konuşmaya müsait olduğu bazı örneklerdendir sadece. Hal böyle olunca mekân sanatı diyebileceğimiz mimaride iktidar biçimleri ile olan ilişkisiyle büyük oranda varolagelmiştir. Zira medeniyetten yoksun bir vasatın mimariye de gerekli ehemmiyeti vermeyeceği malumdur. Yine tarihteki örnekleri üzerinden okunabileceği gibi devletlerin veya medeniyetlerin en iyi mimari yapıları, siyasi iktidarlarının zirvede olduğu dönemlerde ortaya konmuştur. Kuruluş aşamalarındaki karışıklık ve dağınıklık halini üzerinden attıktan sonra siyasi iktidarlar, oluşmaya başlayan ekonomik refah haliyle birlikte mekâna daha fazla ehemmiyet atfedip ilgilenmişlerdir. Bu hal bir süre sonra mekânı gözlerinde o kadar önemli bir noktaya taşımıştır ki yıkılış dönemlerinde dahi iktidarlarının sürdüğünü, uzamsal boyutta gösterebilmek için yeni mekânların inşasında çok büyük harcamalar yapabilmişlerdir.
Bu yazının devamı
208. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Peki, acı kelimesi yüzümüzde gülücükler açmaya neden olmasın ama hayatın gerçeği değilmiş, hiç önemi yokmuş, gereksizmiş gibi algılanmasına da itirazımız, söyleyeceklerimiz olmasın mı? O halde acı, hüzün; mutluluk, haz, bu kavramlardan ne anlıyoruz, ne anlayabiliriz ya da ne anlamalıyız?
Arsitotales’e göre, “insan, doğası gereği bilmek ister.” Bu bilmek isteminin en tutkulu hal aldığı alanlardan biri de dünyayı ve hayatı bilmektir. İnsanoğlu tarih boyunca dünyanın ve hayatın sırrını çözmek istemiş ve hayatı bu yolla anlamlandırmaya çalışmıştır.
Arap edebiyatının önemli ekollerinden biri olan Mehcer Edebiyatına değinmeden evvel “Mehcer” kelimesini tanımlamakta fayda görüyorum. Mehcer; Arapça bir kelime olup hicret edilen yer manasına gelir.Bugün artık Türkçede sıklıkla duyduğumuz göç kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Hicret (göç) ve muhacir (göç eden kimse) kelimeleri ile de aynı kökten gelmektedir.
Dilin ihtiyaç duyduğu sesler, iletişim betimleri, simgeler, sözcükler, renkler ve ona anlam katan birçok etmen, bu hazinenin yaşantısını sürdürmesine, kendini geliştirip ilerletmesine ve dahası varlığını yenilemesine olanak sağlarken, bireyden topluma kültür miraslarını kaydederek, nesilleri birbirine bağlar. Bu yönüyle dil toplumsal bir köprüdür. Elbette bu köprü toplumların sadece filolojisiyle yetinmez. Onların anlam atfettiği simgesel betimlere de kucak açar.
İnsan aceleci bir varlıktır derken bunu mu kastetti acaba yüce yaratıcımız, diye düşünüyorum. Öyle bir koşuşturma içinde ki insanlarımız, yaptıkları eylemlerin, davranışların lehine mi aleyhine mi geliştiğini fark edemiyor. Sadece yapması gerektiğini düşünüp yapıyor.
Mekânın İmkânı
İktidar biçimleri tarih boyunca tesis etmeye çalıştıkları otoritelerini uzamsal boyutta da gösterme kaygısı taşımışlardır. Mekâna müdahale bu uzamsal kaygının bir tür tezahürüdür. Keza mekân ideolojiden azade bir yapı olmayıp tam tersine ideolojinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Diğer bir değişle biçimler dünyası, bilinç dünyasının bir aktarım alanıdır.[1] Tarih sahnesinde boy göstermiş devletler, imparatorluklar veya medeniyetler mekâna büyük oranda bu şekilde yaklaşmıştır. Mısır firavunlarının piramitleri, Yunan’ın antik tiyatroları, İran Perslerinin takları, Roma’nın Kolezyumları kabaca ortaya konabilecek ve düşünsel planının konuşmaya müsait olduğu bazı örneklerdendir sadece. Hal böyle olunca mekân sanatı diyebileceğimiz mimaride iktidar biçimleri ile olan ilişkisiyle büyük oranda varolagelmiştir. Zira medeniyetten yoksun bir vasatın mimariye de gerekli ehemmiyeti vermeyeceği malumdur. Yine tarihteki örnekleri üzerinden okunabileceği gibi devletlerin veya medeniyetlerin en iyi mimari yapıları, siyasi iktidarlarının zirvede olduğu dönemlerde ortaya konmuştur. Kuruluş aşamalarındaki karışıklık ve dağınıklık halini üzerinden attıktan sonra siyasi iktidarlar, oluşmaya başlayan ekonomik refah haliyle birlikte mekâna daha fazla ehemmiyet atfedip ilgilenmişlerdir. Bu hal bir süre sonra mekânı gözlerinde o kadar önemli bir noktaya taşımıştır ki yıkılış dönemlerinde dahi iktidarlarının sürdüğünü, uzamsal boyutta gösterebilmek için yeni mekânların inşasında çok büyük harcamalar yapabilmişlerdir.
Bu yazının devamı 208. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Acılarından Filizlenir İnsan
Peki, acı kelimesi yüzümüzde gülücükler açmaya neden olmasın ama hayatın gerçeği değilmiş, hiç önemi yokmuş, gereksizmiş gibi algılanmasına da itirazımız, söyleyeceklerimiz olmasın mı? O halde acı, hüzün; mutluluk, haz, bu kavramlardan ne anlıyoruz, ne anlayabiliriz ya da ne anlamalıyız?
Kahrolsun Sistem
Arsitotales’e göre, “insan, doğası gereği bilmek ister.” Bu bilmek isteminin en tutkulu hal aldığı alanlardan biri de dünyayı ve hayatı bilmektir. İnsanoğlu tarih boyunca dünyanın ve hayatın sırrını çözmek istemiş ve hayatı bu yolla anlamlandırmaya çalışmıştır.
Mehcerde Bir Hayat Ozanı Cibran Halil Cibran
Arap edebiyatının önemli ekollerinden biri olan Mehcer Edebiyatına değinmeden evvel “Mehcer” kelimesini tanımlamakta fayda görüyorum. Mehcer; Arapça bir kelime olup hicret edilen yer manasına gelir.Bugün artık Türkçede sıklıkla duyduğumuz göç kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Hicret (göç) ve muhacir (göç eden kimse) kelimeleri ile de aynı kökten gelmektedir.
Sosyal Medyanın Gölgesinde Dilin Varlığı
Dilin ihtiyaç duyduğu sesler, iletişim betimleri, simgeler, sözcükler, renkler ve ona anlam katan birçok etmen, bu hazinenin yaşantısını sürdürmesine, kendini geliştirip ilerletmesine ve dahası varlığını yenilemesine olanak sağlarken, bireyden topluma kültür miraslarını kaydederek, nesilleri birbirine bağlar. Bu yönüyle dil toplumsal bir köprüdür. Elbette bu köprü toplumların sadece filolojisiyle yetinmez. Onların anlam atfettiği simgesel betimlere de kucak açar.
İşin Sonunu Gören Gözler
İnsan aceleci bir varlıktır derken bunu mu kastetti acaba yüce yaratıcımız, diye düşünüyorum. Öyle bir koşuşturma içinde ki insanlarımız, yaptıkları eylemlerin, davranışların lehine mi aleyhine mi geliştiğini fark edemiyor. Sadece yapması gerektiğini düşünüp yapıyor.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.