Bilirsiniz; insana en kolay ve en bol verebildiğimiz şeydir nasihat. “Biz eskiden..” der başlarız anlatmaya ama artık “o dediğin eskide kaldı” deyip Batı’dan ithal tecrübeleriyle bilgiçlik taslarlar. Tabiî ki gençler ve çocuklar.. Haklılık payları var elbet, dünden bugüne dediğin 20 yılda, eskiye oranla ‘haddini aşmış bilgi’ye ulaştık ve devam ediyor bu hazır bilgiye direncimizin yetersizliği. Çocuklarda kalıcı hasara sebep olmakta. Toplumun her an gelen bilgi yığını karşısında ‘ayırt etme bilinci’ne sahip olmaması bugünkü sıkıntılarımızın temelidir. Bilgi kirliliği, çevre kirliliğinden daha can yakıcıdır, arındırılmamış bilgi; kültür, sanat, meslek gibi birçok alanda kirlenmeye yol açmıştır. Toplumun genelinde sıklıkla gördüğümüz davranış biçimleri, kirlenmenin boyutlarını anlamak için yetiyor; gençlerin sokaklardaki fütursuz ahlâk dışı görüntüleri çaresiz kaldığımız noktadır. Market alışverişine giden anne, beş yaşındaki çocuğunun raflardan düşürdüğü paketi yerden alıp rafa koyma çabasının önüne geçip “bırak çocuğum sen karışma, onu kaldıracak görevliler var” deyip çocuğun en azından kendi hatasını kapatması için bile izin vermemesi neyi gösterir?
Bu yazının devamı
206. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Güneş doğmuş çaydanlıklar koyulmuştu mavi alevin üstüne. Alelacele bir yere yetişmek için evinden fırlayan insanlar, parke taşlarla döşenmiş sokakları hızlı hızlı geçip doldurmuştu -yeniden- iki metrekare olan çay ocağını. Ocaktan yükselen buharlar bir nem bulutu oluşturmuştu. Neredeyse yağmur oluşturacak doygunluktaydı. Sigara dumanları da bu bulutlara sis gibi eşlik ediyordu. Ocaktaki çaydanlık biraz daha fokurdasa hafiften çiseleyecek neredeyse.
Âdem’in iki oğlu Allah’a kurban sunmuşlardı, birinden kabul edildi diğerininse kabul edilmedi. Kurbanı kabul edilmeyen (Kâbil), kardeşine “seni öldüreceğim” dedi. Kardeşiyse Allah’ın, takva sahiplerinin kurbanlarını kabul edeceğini söyledi ve
Sinemanın, sadece bir eğlence aracı olmanın ötesinde, anlam üreten, toplumsal gerçekliği yansıtan ve yeniden inşa eden bir sanat dalı olduğunu anlamakla başlayabiliriz. Bu alanda derinlemesine bir kavrayış geliştirmek için bazen hem teknik estetik katmanlara,
Sezai Karakoç’tan bahseden/alıntı yapan insanları üç kategoriye ayırıyorum:
1- Sezai Karakoç’u ciddiyetle okuyanlar
2- Sezai Karakoç’u okuyan ama duruşuna sırt çevirenler
3- Sezai Karakoç’u isim olarak duymuş ama eserlerinin içeriğinden habersiz olanlar
Bir An Önce
Bilirsiniz; insana en kolay ve en bol verebildiğimiz şeydir nasihat. “Biz eskiden..” der başlarız anlatmaya ama artık “o dediğin eskide kaldı” deyip Batı’dan ithal tecrübeleriyle bilgiçlik taslarlar. Tabiî ki gençler ve çocuklar.. Haklılık payları var elbet, dünden bugüne dediğin 20 yılda, eskiye oranla ‘haddini aşmış bilgi’ye ulaştık ve devam ediyor bu hazır bilgiye direncimizin yetersizliği. Çocuklarda kalıcı hasara sebep olmakta. Toplumun her an gelen bilgi yığını karşısında ‘ayırt etme bilinci’ne sahip olmaması bugünkü sıkıntılarımızın temelidir. Bilgi kirliliği, çevre kirliliğinden daha can yakıcıdır, arındırılmamış bilgi; kültür, sanat, meslek gibi birçok alanda kirlenmeye yol açmıştır. Toplumun genelinde sıklıkla gördüğümüz davranış biçimleri, kirlenmenin boyutlarını anlamak için yetiyor; gençlerin sokaklardaki fütursuz ahlâk dışı görüntüleri çaresiz kaldığımız noktadır. Market alışverişine giden anne, beş yaşındaki çocuğunun raflardan düşürdüğü paketi yerden alıp rafa koyma çabasının önüne geçip “bırak çocuğum sen karışma, onu kaldıracak görevliler var” deyip çocuğun en azından kendi hatasını kapatması için bile izin vermemesi neyi gösterir?
Bu yazının devamı 206. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Hep Aynı Sıradanlık
Güneş doğmuş çaydanlıklar koyulmuştu mavi alevin üstüne. Alelacele bir yere yetişmek için evinden fırlayan insanlar, parke taşlarla döşenmiş sokakları hızlı hızlı geçip doldurmuştu -yeniden- iki metrekare olan çay ocağını. Ocaktan yükselen buharlar bir nem bulutu oluşturmuştu. Neredeyse yağmur oluşturacak doygunluktaydı. Sigara dumanları da bu bulutlara sis gibi eşlik ediyordu. Ocaktaki çaydanlık biraz daha fokurdasa hafiften çiseleyecek neredeyse.
Pişmanlık ve Tövbe -Âdem’in İki Oğlu; Hâbil ve Kâbil-
Âdem’in iki oğlu Allah’a kurban sunmuşlardı, birinden kabul edildi diğerininse kabul edilmedi. Kurbanı kabul edilmeyen (Kâbil), kardeşine “seni öldüreceğim” dedi. Kardeşiyse Allah’ın, takva sahiplerinin kurbanlarını kabul edeceğini söyledi ve
Şiir
başlamaya hasretli dilim
ötelerden belletilene köprüsün
çaktın kibriti lazım değil ruh
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Wall-E& Kutu
Sinemanın, sadece bir eğlence aracı olmanın ötesinde, anlam üreten, toplumsal gerçekliği yansıtan ve yeniden inşa eden bir sanat dalı olduğunu anlamakla başlayabiliriz. Bu alanda derinlemesine bir kavrayış geliştirmek için bazen hem teknik estetik katmanlara,
Popüler Sezai Karakoç Versus Gerçek Sezai Karakoç
Sezai Karakoç’tan bahseden/alıntı yapan insanları üç kategoriye ayırıyorum:
1- Sezai Karakoç’u ciddiyetle okuyanlar
2- Sezai Karakoç’u okuyan ama duruşuna sırt çevirenler
3- Sezai Karakoç’u isim olarak duymuş ama eserlerinin içeriğinden habersiz olanlar
Alışverişe devam et