Bilirsiniz; insana en kolay ve en bol verebildiğimiz şeydir nasihat. “Biz eskiden..” der başlarız anlatmaya ama artık “o dediğin eskide kaldı” deyip Batı’dan ithal tecrübeleriyle bilgiçlik taslarlar. Tabiî ki gençler ve çocuklar.. Haklılık payları var elbet, dünden bugüne dediğin 20 yılda, eskiye oranla ‘haddini aşmış bilgi’ye ulaştık ve devam ediyor bu hazır bilgiye direncimizin yetersizliği. Çocuklarda kalıcı hasara sebep olmakta. Toplumun her an gelen bilgi yığını karşısında ‘ayırt etme bilinci’ne sahip olmaması bugünkü sıkıntılarımızın temelidir. Bilgi kirliliği, çevre kirliliğinden daha can yakıcıdır, arındırılmamış bilgi; kültür, sanat, meslek gibi birçok alanda kirlenmeye yol açmıştır. Toplumun genelinde sıklıkla gördüğümüz davranış biçimleri, kirlenmenin boyutlarını anlamak için yetiyor; gençlerin sokaklardaki fütursuz ahlâk dışı görüntüleri çaresiz kaldığımız noktadır. Market alışverişine giden anne, beş yaşındaki çocuğunun raflardan düşürdüğü paketi yerden alıp rafa koyma çabasının önüne geçip “bırak çocuğum sen karışma, onu kaldıracak görevliler var” deyip çocuğun en azından kendi hatasını kapatması için bile izin vermemesi neyi gösterir? Giyim mağazalarında çocuklarıyla alışverişe çıkan anne babalar; deneyeceği 7-8 çeşit kıyafetle giyinme kabine giriyor, çıktığında kıyafetlerin bir kısmı yerde diğerleri çıkardığı şekilde askıda, ne dersiniz? Bu vaziyet daha okula başlamadan, anne babaların fıtrata sorumsuzca uyguladığı müdahalelerdir. Sonra okul başlıyor. Eğitimciler ne yapıyor? İnsanlık derslerini satır aralarında “kulak duysun yeter” anlayışıyla; matematik, fizik, kimya dersi başarılarını üst kategoride değerlendirerek çocukları yarıştırırken, hurafe dolu tarihi, çocukların düşünüp sorgulamasına izin vermeden ezbere mahkûm ediyor. Ezberletilmiş bayramlar, anma günleri, Milli Eğitim kitaplarının ilk sayfaları insan olmayı mı empoze ediyor çocuklara…
Biz bize benzemedik, biz başkalarına benzemeyi ileri, uygarlık zannettik çünkü hangi ipe tutunacağımızı bilmek için aklımızı kullanmadık. Bütün bu sorunlar, çocuklarımızın, gençlerimizin ve toplumun genelinin geldiği bugünkü noktada düşündürücü tabiî.. “Özgürlük” adı altında hiç sınır tanımadan aktarılan bilgiyi ancak ahlâk ve akıl sahipleri kontrol edebilir. Eğer zulüm artıyor, adalet tükeniyorsa, toplum çıkmaza girmiştir. Aliya İzzetbegoviç “Her mağlubiyet ahlâki çöküşle başlar, her ne yapılmak isteniyorsa, önce insanların ruhlarında gerçekleştirilmelidir.” der. “İnsan yaratılış icabı arayış içindedir” deriz fakat parasını kaybedince canhıraş arar da, ahlâkı kaybolduğunda neden aramayı düşünmez? Görsel kültür; düşünme ihtiyacını ortadan kaldırmış, çocuklar artık çıkarcı ve bencil yöntemlerle büyütülüyor. Eğitimde tasarruf yerine bol bol harcama öğretiliyor, üretici bilgi yerine tüketici bilgilendirmeye yön veriliyor. Gençler egoist ve sorumsuz kişilikler gösteriyor. Batı kültürünün cazip dallarına tutunmuş sallanıyorlar. “Bir uçuruma kaygısızca koşuyoruz, koştuğumuz uçurumu görmemek için engeller yapıyoruz.” (Pascal, Düşünceler)
“Önce insan olmayı ve nasıl insanlaşacağımız sorusunu çözmeli, her sorunun temeli budur” (Ali Şeriati, İnsanın Dört Zindanı) O zaman “insan” olmayı engelleyen sun’i oluşumları tanımak insanlık için vazife olmalıdır. Vazifeye atılmanın ilk şartı eğitim olmalı.
Eğitimin amacı; ahlâklı olmanın ve doğruyu araştırmanın yollarını çocuklara anlayacakları dil ve yöntemle öğretmelidir. Eğitimciler ve eğitim kurucuları, prosedür ya da müfredat uygulamalarına geçmeden önce, insanın niteliği hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Geleceğe hazırlayacağımız milyonlarca genç var, onlar geleceğin toplumlarını oluşturacak olanlar. Çocukluk ve gençlik yıllarının en uzun kısmı okullarda geçiyor. Hem sosyal açıdan hem akranlarıyla bir arada olmaları açısından okullar önemli kurumlardır. Anaokuluyla birlikte 5 yıl çocukların altyapılarının oluşacağı dönemdir, verileni alıp düşünce dünyasına yerleştirerek olgunlaştıracağı insanlığının temellerinin atıldığı zaman dilimidir. Bu zaman dilimini iyi değerlendirmek; eğitimcilerin, eğitim kurucularının ve eğitimci denetleyicilerinin görevi olmalıdır. Bir anekdot; Amerikalı büyük şirket sahipleri, bir ürünü tasarladıklarında, yapımına başlamadan reklamını yaparlar, önce ürünü tanıtan sinema filmi çekilir, kitle alıştırılır sonra ürün piyasaya sürülür. (Düşünce nelere kadir.) Yol çok, mühim olan müstakimi bulmak. Şimdiden kolay gelsin.
İslam dünyasında bütün insanlığı kuşatacak kurucu fikirler ortaya koymanın aciliyetinin bilincinde, zamanın ruhunu kavramış çok kıymetli alimler düşünürler ve entelektüeller var. Fakat savaşların üzerimize boca ettiği kan ve gözyaşının yarattığı sellerin sesi, bu naif ve derinden gelen seslerin duyulmasını engelliyor. Bir de bir kişiyi ya bütünüyle kabul ya da ret etme zorunluluğu varmış gibi, en küçük bir fikir ayrılığı yaklaşım farklılığı bile düşünce üreten insanların hızla tasfiyesine yol açıyor.
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana ya Rabbi
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbel alemin
tütmesi gereken ocak nerde?
Zira ümide ihtiyacımız vardır, yarınları şekillendirirken, eksik olanı tamamlama gayretini gereği gibi gösterirken. Ümide ihtiyacımız vardır, birini teselli ederken… Ümide ihtiyacımız vardır, zor zamanların yükünü çekerken… Ümide ihtiyacımız vardır, hastayı teselli ederken… Ümide ihtiyacımız vardır, iyiliklerin gerçekleşmesi için belkilere yatırım yaparken…
Ne yazık ki silahlar ona doğrultulunca, dev de kendini savunmak zorunda kalıyor. Asıl mesele, Demir Dev’in güvende hissetme ihtiyacından kaynaklanıyor. Hogarth’ın yaralanması ise bardağı taşıran son damla oluyor ve dev, bir savaş makinesine dönüşüyor. Ama unutmayalım: O, sevgiyi öğrenmiş bir varlık. Kendini feda etmeye bile hazır…
Merhabaların anlamını kaybetmediği hakikatten hareketle, merhabalar diyorum bu mektupta da… Zira Arapça bir kelime olan merhaba “rahaba” kelimesinden türeyen “ferahlıkla” anlamına gelir. Ferahlık ne çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönem, sıkılıyor içimiz, daralıyor yüreğimiz. Nedenleri meçhul, sonuçları malum, kötülük için gayret edenler yordu dünyanın her yerinde hayata tutunmaya gayret edenleri. Adaletsizlik büktü boynumuzu. Ferahlık için fersah fersah yol kat edip hakikate ulaşmaya, hakikatle buluşmaya, hakikatin hayat bulması için çalışmaya ihtiyacımız var. Aslında mecburuz buna. Diyeceğim bunlar değildi aslında ama nedenlice böyle geldi kelam daha başlar başlamaz dertleşmekten çok dert-deşmeye hatta dert-dermeye durdu kalem…
Bir An Önce
Bilirsiniz; insana en kolay ve en bol verebildiğimiz şeydir nasihat. “Biz eskiden..” der başlarız anlatmaya ama artık “o dediğin eskide kaldı” deyip Batı’dan ithal tecrübeleriyle bilgiçlik taslarlar. Tabiî ki gençler ve çocuklar.. Haklılık payları var elbet, dünden bugüne dediğin 20 yılda, eskiye oranla ‘haddini aşmış bilgi’ye ulaştık ve devam ediyor bu hazır bilgiye direncimizin yetersizliği. Çocuklarda kalıcı hasara sebep olmakta. Toplumun her an gelen bilgi yığını karşısında ‘ayırt etme bilinci’ne sahip olmaması bugünkü sıkıntılarımızın temelidir. Bilgi kirliliği, çevre kirliliğinden daha can yakıcıdır, arındırılmamış bilgi; kültür, sanat, meslek gibi birçok alanda kirlenmeye yol açmıştır. Toplumun genelinde sıklıkla gördüğümüz davranış biçimleri, kirlenmenin boyutlarını anlamak için yetiyor; gençlerin sokaklardaki fütursuz ahlâk dışı görüntüleri çaresiz kaldığımız noktadır. Market alışverişine giden anne, beş yaşındaki çocuğunun raflardan düşürdüğü paketi yerden alıp rafa koyma çabasının önüne geçip “bırak çocuğum sen karışma, onu kaldıracak görevliler var” deyip çocuğun en azından kendi hatasını kapatması için bile izin vermemesi neyi gösterir? Giyim mağazalarında çocuklarıyla alışverişe çıkan anne babalar; deneyeceği 7-8 çeşit kıyafetle giyinme kabine giriyor, çıktığında kıyafetlerin bir kısmı yerde diğerleri çıkardığı şekilde askıda, ne dersiniz? Bu vaziyet daha okula başlamadan, anne babaların fıtrata sorumsuzca uyguladığı müdahalelerdir. Sonra okul başlıyor. Eğitimciler ne yapıyor? İnsanlık derslerini satır aralarında “kulak duysun yeter” anlayışıyla; matematik, fizik, kimya dersi başarılarını üst kategoride değerlendirerek çocukları yarıştırırken, hurafe dolu tarihi, çocukların düşünüp sorgulamasına izin vermeden ezbere mahkûm ediyor. Ezberletilmiş bayramlar, anma günleri, Milli Eğitim kitaplarının ilk sayfaları insan olmayı mı empoze ediyor çocuklara…
Biz bize benzemedik, biz başkalarına benzemeyi ileri, uygarlık zannettik çünkü hangi ipe tutunacağımızı bilmek için aklımızı kullanmadık. Bütün bu sorunlar, çocuklarımızın, gençlerimizin ve toplumun genelinin geldiği bugünkü noktada düşündürücü tabiî.. “Özgürlük” adı altında hiç sınır tanımadan aktarılan bilgiyi ancak ahlâk ve akıl sahipleri kontrol edebilir. Eğer zulüm artıyor, adalet tükeniyorsa, toplum çıkmaza girmiştir. Aliya İzzetbegoviç “Her mağlubiyet ahlâki çöküşle başlar, her ne yapılmak isteniyorsa, önce insanların ruhlarında gerçekleştirilmelidir.” der. “İnsan yaratılış icabı arayış içindedir” deriz fakat parasını kaybedince canhıraş arar da, ahlâkı kaybolduğunda neden aramayı düşünmez? Görsel kültür; düşünme ihtiyacını ortadan kaldırmış, çocuklar artık çıkarcı ve bencil yöntemlerle büyütülüyor. Eğitimde tasarruf yerine bol bol harcama öğretiliyor, üretici bilgi yerine tüketici bilgilendirmeye yön veriliyor. Gençler egoist ve sorumsuz kişilikler gösteriyor. Batı kültürünün cazip dallarına tutunmuş sallanıyorlar. “Bir uçuruma kaygısızca koşuyoruz, koştuğumuz uçurumu görmemek için engeller yapıyoruz.” (Pascal, Düşünceler)
Eğitimin amacı; ahlâklı olmanın ve doğruyu araştırmanın yollarını çocuklara anlayacakları dil ve yöntemle öğretmelidir. Eğitimciler ve eğitim kurucuları, prosedür ya da müfredat uygulamalarına geçmeden önce, insanın niteliği hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Geleceğe hazırlayacağımız milyonlarca genç var, onlar geleceğin toplumlarını oluşturacak olanlar. Çocukluk ve gençlik yıllarının en uzun kısmı okullarda geçiyor. Hem sosyal açıdan hem akranlarıyla bir arada olmaları açısından okullar önemli kurumlardır. Anaokuluyla birlikte 5 yıl çocukların altyapılarının oluşacağı dönemdir, verileni alıp düşünce dünyasına yerleştirerek olgunlaştıracağı insanlığının temellerinin atıldığı zaman dilimidir. Bu zaman dilimini iyi değerlendirmek; eğitimcilerin, eğitim kurucularının ve eğitimci denetleyicilerinin görevi olmalıdır. Bir anekdot; Amerikalı büyük şirket sahipleri, bir ürünü tasarladıklarında, yapımına başlamadan reklamını yaparlar, önce ürünü tanıtan sinema filmi çekilir, kitle alıştırılır sonra ürün piyasaya sürülür. (Düşünce nelere kadir.) Yol çok, mühim olan müstakimi bulmak. Şimdiden kolay gelsin.
İlgili Yazılar
Septik Bir Müslümanın Yolculuğu
İslam dünyasında bütün insanlığı kuşatacak kurucu fikirler ortaya koymanın aciliyetinin bilincinde, zamanın ruhunu kavramış çok kıymetli alimler düşünürler ve entelektüeller var. Fakat savaşların üzerimize boca ettiği kan ve gözyaşının yarattığı sellerin sesi, bu naif ve derinden gelen seslerin duyulmasını engelliyor. Bir de bir kişiyi ya bütünüyle kabul ya da ret etme zorunluluğu varmış gibi, en küçük bir fikir ayrılığı yaklaşım farklılığı bile düşünce üreten insanların hızla tasfiyesine yol açıyor.
Üzerimde Kalan Yaşamak Suçu mu?
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana ya Rabbi
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbel alemin
tütmesi gereken ocak nerde?
Mektup III
Zira ümide ihtiyacımız vardır, yarınları şekillendirirken, eksik olanı tamamlama gayretini gereği gibi gösterirken. Ümide ihtiyacımız vardır, birini teselli ederken… Ümide ihtiyacımız vardır, zor zamanların yükünü çekerken… Ümide ihtiyacımız vardır, hastayı teselli ederken… Ümide ihtiyacımız vardır, iyiliklerin gerçekleşmesi için belkilere yatırım yaparken…
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Demir Dev ve Ben Filistinliyim
Ne yazık ki silahlar ona doğrultulunca, dev de kendini savunmak zorunda kalıyor. Asıl mesele, Demir Dev’in güvende hissetme ihtiyacından kaynaklanıyor. Hogarth’ın yaralanması ise bardağı taşıran son damla oluyor ve dev, bir savaş makinesine dönüşüyor. Ama unutmayalım: O, sevgiyi öğrenmiş bir varlık. Kendini feda etmeye bile hazır…
Mektup VI
Merhabaların anlamını kaybetmediği hakikatten hareketle, merhabalar diyorum bu mektupta da… Zira Arapça bir kelime olan merhaba “rahaba” kelimesinden türeyen “ferahlıkla” anlamına gelir. Ferahlık ne çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönem, sıkılıyor içimiz, daralıyor yüreğimiz. Nedenleri meçhul, sonuçları malum, kötülük için gayret edenler yordu dünyanın her yerinde hayata tutunmaya gayret edenleri. Adaletsizlik büktü boynumuzu. Ferahlık için fersah fersah yol kat edip hakikate ulaşmaya, hakikatle buluşmaya, hakikatin hayat bulması için çalışmaya ihtiyacımız var. Aslında mecburuz buna. Diyeceğim bunlar değildi aslında ama nedenlice böyle geldi kelam daha başlar başlamaz dertleşmekten çok dert-deşmeye hatta dert-dermeye durdu kalem…