İnsanın öznel değerini kaybederek insandan insana kapital olarak bakılan bir dünyada nefes alıp vermekteyiz. Değerlerin kapital üzerinden yeniden tanımlandığı bir dünyada, kapital üzerinden üretilen itibar karşısında bocalayan insan, pek kıymetsiz şeyle değişti kendini.
Her şeye parası kadar sahip olabiliyor; bir yerlerde söz sahibi oluyor ama sözün sahibi olamıyor değerini yitiren insan. Parayla geçiştirir oldu her şeyi. Değer, nitelik, insanlık, hesap, hesap vermek kıymetsiz birer kelime gibi görünüyor artık. Paranın birçok hesabı kapattığı, birçok değeri değersizleştirdiği vâki değil mi? İşte çocuklar böyle bir dünyaya gözlerini açar oldu. Ebeveynine ve topluma göz aydınlığı olması, takva üzere yetişmesi için dünyaya gelmesi beklenen çocuklar artık başka hayallerin basit birer nesnesi hâline geldi.
Doğmadan sıralandı, belirlendi yaşam standartları. Okul, iş, ev vs… Dünyaya gelmesi planlanan çocuk içindi her şey, doğduktan sonra ona rağmen olmaya başladı. Peki, çocuk hayatın neresindeydi?
Gözlerini şafağa evinde açma hakkı bile elinden alınan çocuktu… Sıcak yatağında bile uyuma hakkı olmadan kreş veya bakımını üstlenen başka kucaklara götürülen çocuk içindi kazanılan her şey.
Anne baba şefkatinin sıcaklığının ötesinde ruhu üşürken, bedeninin konforu içindi tüm hesaplar. Özel odası olacak, özel okullarda okuyacak, özel arabalarla gezecek, marka elbiselerle büyüyecekti. Bunun için de para gerekliydi. Yani kazanılan her şey çocuğa rağmen çocuk içindi. Peki, çocuk ne içindi?
Muamma…
Küçük kızın doğum günüydü. Anne akşamki parti için pasta yapıyordu, küçük kız heyecanla annesinin yanına gitti konuşmak için. Annesi “git başımdan işim var” dedi, babasının yanına gitti. O da başından savdığı kızına hediye hazırlamakla meşguldü! Abisinin yanına gitti konuşmak için, o da başından savdı, akşamki partiye hazırlık yapmak için… Yani herkes küçük kızın doğum günü için hazırlanıyordu; aslında küçük kız kimsenin umurunda bile değildi.
Budur işte çocuğun hâli…
Çocuğa giydirilenin rahatlığından ziyade şıklığının derdine düşen ebeveynin dikkatinden kaçıyor çocuk… Çocuk, kendisi için hazırlanmış odada yalnızlığa terk edilmiş vaziyette… Eğitim adı altında yarış atı gibi koşturulan çocuğun, çalınan çocukluğu kimin umurunda! Doğadan koparılan çocuğun oyun üretme yeteneği yok edilirken, sunulan pahalı oyuncaklarla daraltılan dünyası kimin umurunda! Ayağının altında dolaşmasın, işini rahat yapsın diye bilgisayar oyunları, cep telefonları karşısında kaybedilen çocuk kimin umurunda! Peki ya aile saadetini tehlikeye sokan tartışmaların arasında hop oturup hop kalkan yüreğinin çarpıntıları arasında korkuları biriktiren çocuk kimin umurunda! Yetiştiremem, ihtiyaçlarını karşılayamam veya konforumu bozamam bahaneleri arasında hayatta kardeşsiz büyüyen yalnız çocuk kimin umurunda!
Sorsan her şey çocuk için…
Açılan özel okullar, hazırlanan teknik imkânlar, dersler, etütler ve başarı odaklı çalışmalarda öğrencinin ruh hâli kimin umurunda!
Ebeveynin tatmin edilmesi, başarılı öğrencinin reklam ve tüketim nesnesi hâline getirilmesi kapitalizmin bayağı bir umurunda.
Düşünmeyen, duygusuzlaşan, zekâsı körelen, not ortalaması yükselen bireyler kapitalizmin umurunda.
Oyuncak dünyasında çocuktan ziyade büyüğe hitap edilmesi, oyuncakla beraber harcama, nesli bozma, ifsat etme kapitalizmin umurunda.
Kıyafetlerdeki imajla oluşturmaya çalıştığı insan tiplemesi, defileleriyle, vitrinleriyle, reklam için kullandıkları çocuklar kapitalizmin umurunda.
Anne sütünden, anne sevgisinden uzakta büyüyen çocukları besleyen mamalar kapitalizmin umurunda…
Çocuklar, insanlık düşmanlarının umurunda ve markajında. Harsı ve nesli yok etmek onların amacında. Savaşlarla yok edilen çocuklukların ezikliğinde yok ettikleri insanlığın bedeli ağır elbet. Kız çocuğuna hangi suçtan diri diri öldürüldüğü sorulacağı gün gelecek elbet.
O güne hazırlık yapması gereken Müslüman harsını ve neslini korumalı, çoluk çocuğuna sahip çıkmalı; yaban ellere teslim etmemeli. Allah’tan emanet olarak aldığı neslini oyun ve eğlence aracı hâline dönüştürmeden, hevâ ve hevesten uzak bu imtihanı kazanmalı. Yarınlar nesline sahip çıkanların olacaktır inşallah.
Çocuklar ekmekle doyar, emekle büyür, sevgi ile yaşar, imanla yeşerir. Salih amelle korunaklı hâle gelen dünyada dua ile Allaha emanet edilir.
Zayıf, güçlüye; aciz, kuvvetliye; eksik, mükemmele; çirkin, güzele; küçük, büyüğe özenir, benzemek ister. İnsanlar da böyledir, toplumlar da… Edebiyatta da çoğunlukla benzetme (teşbih) sanatının kuralı budur. Güçlü zayıfa benzetilmez; zayıf güçlüye benzetilir. Sosyal, siyasi ve ekonomik hayatta da bunu görmek mümkündür. Ancak bazen de bir hastalık olarak, güçlü olduğu halde kendini zayıf görenler; mükemmel olduğu …
Varlık düzeyini bitkiden hayvana yükselttiğimizde, devreye bilinç giriyor. Bilinç, ruha benzer şekilde varlığı somut olarak kanıtlanamasa da kesin bir şekilde gözlemlenebilir. Bir hayvan bir darbeyle veya çeşitli ilaçlarla şuursuzlaştırılabilir ancak şuursuz bitkiye şuur aşılamak insanı aşan bir durumdur. Tıpkı ruh gibi şuuru yok etmek elimizdeyken; onu var etmek insan gücünün çok üstündedir.
Bugün baba otoritesi, anne şefkati, aile, terbiye, ahlâk gibi tüm değer ve kurumları hedef alan topyekûn bir saldırı hatta bir toplum mühendisliği projesi ile karşı karşıyayız. Aile içinde baba otoritesinin sarsılması, anneliğin ve anne şefkatinin sanki bir yükmüş gibi algılanıyor olması, çocukların bencil ve narsist bir psikolojinin içerisine sürüklenmesi, aile ile birlikte toplumu ve insanlığı hedef alan topyekûn bir saldırıdır.
Allah ile bağımız devam etmektedir. Allah, dün olduğu gibi bugün de, yarın da gündemimizde olacak. Çünkü hayat devam ediyor. Bu gerçek… Hayat sona erse de bu gerçek… Allah’ın idraki konusunda alacağımız yolun uzun olduğunu Antik Yunan’dan beri yazılı metinlere geçtiğini bildiğimiz “İnsan Tanrı” tahayyülünden halen kurtulamamış olmaktan anlıyoruz. Halen insana ait kimi cismani tanımların, organların, kavramların, ifadelerin vs Allah için de kullanılabileceğini zannediyoruz.
Çağımızın önemli Müslüman düşünürlerinden olan Taha Abdurrahman’ın “Ahlak Sorunsalı: Batı Modernitesi’nin Ahlakî Eleştirisine Bir Katkı” adlı kitabında bulunan “Söz Medeniyeti” başlıklı makalesinden özetle yazdığımız bu yazı, yazarın kurma gayretinde olduğu ahlâk projesinin sadece bir kısmını teşkil ediyor. Bir bütünlük içinde okumaya çalıştığı Müslüman düşünce geleneği ve Batı düşünce geleneği eleştirilerini, bir adım daha öteye taşıyıp ‘yenilikçi’ bir proje ortaya koyma kaygısı taşıyor. Bu sebeple yazarın fikrini anlayabilmek açısından eserlerinin bütünlük içinde okunmasında fayda olduğu kanaatindeyiz, keza bütünlüklü okuma yapılmadığı takdirde yazıda bahsedilen hususların anlamı noksan kalacaktır.
Çocuk Hayatın Nesnesi mi?
“Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser.”
İnsanın öznel değerini kaybederek insandan insana kapital olarak bakılan bir dünyada nefes alıp vermekteyiz. Değerlerin kapital üzerinden yeniden tanımlandığı bir dünyada, kapital üzerinden üretilen itibar karşısında bocalayan insan, pek kıymetsiz şeyle değişti kendini.
Her şeye parası kadar sahip olabiliyor; bir yerlerde söz sahibi oluyor ama sözün sahibi olamıyor değerini yitiren insan. Parayla geçiştirir oldu her şeyi. Değer, nitelik, insanlık, hesap, hesap vermek kıymetsiz birer kelime gibi görünüyor artık. Paranın birçok hesabı kapattığı, birçok değeri değersizleştirdiği vâki değil mi? İşte çocuklar böyle bir dünyaya gözlerini açar oldu. Ebeveynine ve topluma göz aydınlığı olması, takva üzere yetişmesi için dünyaya gelmesi beklenen çocuklar artık başka hayallerin basit birer nesnesi hâline geldi.
Doğmadan sıralandı, belirlendi yaşam standartları. Okul, iş, ev vs… Dünyaya gelmesi planlanan çocuk içindi her şey, doğduktan sonra ona rağmen olmaya başladı. Peki, çocuk hayatın neresindeydi?
Gözlerini şafağa evinde açma hakkı bile elinden alınan çocuktu… Sıcak yatağında bile uyuma hakkı olmadan kreş veya bakımını üstlenen başka kucaklara götürülen çocuk içindi kazanılan her şey.
Anne baba şefkatinin sıcaklığının ötesinde ruhu üşürken, bedeninin konforu içindi tüm hesaplar. Özel odası olacak, özel okullarda okuyacak, özel arabalarla gezecek, marka elbiselerle büyüyecekti. Bunun için de para gerekliydi. Yani kazanılan her şey çocuğa rağmen çocuk içindi. Peki, çocuk ne içindi?
Muamma…
Küçük kızın doğum günüydü. Anne akşamki parti için pasta yapıyordu, küçük kız heyecanla annesinin yanına gitti konuşmak için. Annesi “git başımdan işim var” dedi, babasının yanına gitti. O da başından savdığı kızına hediye hazırlamakla meşguldü! Abisinin yanına gitti konuşmak için, o da başından savdı, akşamki partiye hazırlık yapmak için… Yani herkes küçük kızın doğum günü için hazırlanıyordu; aslında küçük kız kimsenin umurunda bile değildi.
Budur işte çocuğun hâli…
Çocuğa giydirilenin rahatlığından ziyade şıklığının derdine düşen ebeveynin dikkatinden kaçıyor çocuk… Çocuk, kendisi için hazırlanmış odada yalnızlığa terk edilmiş vaziyette… Eğitim adı altında yarış atı gibi koşturulan çocuğun, çalınan çocukluğu kimin umurunda! Doğadan koparılan çocuğun oyun üretme yeteneği yok edilirken, sunulan pahalı oyuncaklarla daraltılan dünyası kimin umurunda! Ayağının altında dolaşmasın, işini rahat yapsın diye bilgisayar oyunları, cep telefonları karşısında kaybedilen çocuk kimin umurunda! Peki ya aile saadetini tehlikeye sokan tartışmaların arasında hop oturup hop kalkan yüreğinin çarpıntıları arasında korkuları biriktiren çocuk kimin umurunda! Yetiştiremem, ihtiyaçlarını karşılayamam veya konforumu bozamam bahaneleri arasında hayatta kardeşsiz büyüyen yalnız çocuk kimin umurunda!
Sorsan her şey çocuk için…
Açılan özel okullar, hazırlanan teknik imkânlar, dersler, etütler ve başarı odaklı çalışmalarda öğrencinin ruh hâli kimin umurunda!
Ebeveynin tatmin edilmesi, başarılı öğrencinin reklam ve tüketim nesnesi hâline getirilmesi kapitalizmin bayağı bir umurunda.
Düşünmeyen, duygusuzlaşan, zekâsı körelen, not ortalaması yükselen bireyler kapitalizmin umurunda.
Oyuncak dünyasında çocuktan ziyade büyüğe hitap edilmesi, oyuncakla beraber harcama, nesli bozma, ifsat etme kapitalizmin umurunda.
Kıyafetlerdeki imajla oluşturmaya çalıştığı insan tiplemesi, defileleriyle, vitrinleriyle, reklam için kullandıkları çocuklar kapitalizmin umurunda.
Anne sütünden, anne sevgisinden uzakta büyüyen çocukları besleyen mamalar kapitalizmin umurunda…
Çocuklar, insanlık düşmanlarının umurunda ve markajında. Harsı ve nesli yok etmek onların amacında. Savaşlarla yok edilen çocuklukların ezikliğinde yok ettikleri insanlığın bedeli ağır elbet. Kız çocuğuna hangi suçtan diri diri öldürüldüğü sorulacağı gün gelecek elbet.
O güne hazırlık yapması gereken Müslüman harsını ve neslini korumalı, çoluk çocuğuna sahip çıkmalı; yaban ellere teslim etmemeli. Allah’tan emanet olarak aldığı neslini oyun ve eğlence aracı hâline dönüştürmeden, hevâ ve hevesten uzak bu imtihanı kazanmalı. Yarınlar nesline sahip çıkanların olacaktır inşallah.
Çocuklar ekmekle doyar, emekle büyür, sevgi ile yaşar, imanla yeşerir. Salih amelle korunaklı hâle gelen dünyada dua ile Allaha emanet edilir.
Yazar
İlgili Yazılar
İslam Neyin Nesi
Zayıf, güçlüye; aciz, kuvvetliye; eksik, mükemmele; çirkin, güzele; küçük, büyüğe özenir, benzemek ister. İnsanlar da böyledir, toplumlar da… Edebiyatta da çoğunlukla benzetme (teşbih) sanatının kuralı budur. Güçlü zayıfa benzetilmez; zayıf güçlüye benzetilir. Sosyal, siyasi ve ekonomik hayatta da bunu görmek mümkündür. Ancak bazen de bir hastalık olarak, güçlü olduğu halde kendini zayıf görenler; mükemmel olduğu …
Garibal Enfeksiyonlar (I)
Varlık düzeyini bitkiden hayvana yükselttiğimizde, devreye bilinç giriyor. Bilinç, ruha benzer şekilde varlığı somut olarak kanıtlanamasa da kesin bir şekilde gözlemlenebilir. Bir hayvan bir darbeyle veya çeşitli ilaçlarla şuursuzlaştırılabilir ancak şuursuz bitkiye şuur aşılamak insanı aşan bir durumdur. Tıpkı ruh gibi şuuru yok etmek elimizdeyken; onu var etmek insan gücünün çok üstündedir.
Meskulen Erkek, Feminen Kadın Bağlamında İnsan ve Aile
Bugün baba otoritesi, anne şefkati, aile, terbiye, ahlâk gibi tüm değer ve kurumları hedef alan topyekûn bir saldırı hatta bir toplum mühendisliği projesi ile karşı karşıyayız. Aile içinde baba otoritesinin sarsılması, anneliğin ve anne şefkatinin sanki bir yükmüş gibi algılanıyor olması, çocukların bencil ve narsist bir psikolojinin içerisine sürüklenmesi, aile ile birlikte toplumu ve insanlığı hedef alan topyekûn bir saldırıdır.
İnsanda Yüzün İkamesi ve Allah ile Yüzleşme
Allah ile bağımız devam etmektedir. Allah, dün olduğu gibi bugün de, yarın da gündemimizde olacak. Çünkü hayat devam ediyor. Bu gerçek… Hayat sona erse de bu gerçek… Allah’ın idraki konusunda alacağımız yolun uzun olduğunu Antik Yunan’dan beri yazılı metinlere geçtiğini bildiğimiz “İnsan Tanrı” tahayyülünden halen kurtulamamış olmaktan anlıyoruz. Halen insana ait kimi cismani tanımların, organların, kavramların, ifadelerin vs Allah için de kullanılabileceğini zannediyoruz.
Taha Abdurrahman’da Sözellik Eleştirisi
Çağımızın önemli Müslüman düşünürlerinden olan Taha Abdurrahman’ın “Ahlak Sorunsalı: Batı Modernitesi’nin Ahlakî Eleştirisine Bir Katkı” adlı kitabında bulunan “Söz Medeniyeti” başlıklı makalesinden özetle yazdığımız bu yazı, yazarın kurma gayretinde olduğu ahlâk projesinin sadece bir kısmını teşkil ediyor. Bir bütünlük içinde okumaya çalıştığı Müslüman düşünce geleneği ve Batı düşünce geleneği eleştirilerini, bir adım daha öteye taşıyıp ‘yenilikçi’ bir proje ortaya koyma kaygısı taşıyor. Bu sebeple yazarın fikrini anlayabilmek açısından eserlerinin bütünlük içinde okunmasında fayda olduğu kanaatindeyiz, keza bütünlüklü okuma yapılmadığı takdirde yazıda bahsedilen hususların anlamı noksan kalacaktır.