İnsanlık tarihi boyunca aile denilen kurum; erkek, kadın, çocuklar ve aile büyüklerinden oluşmuştur. Bu durumun dışına çıkan uygulamalar ise her zaman marjinal kalmış; toplum, din ve ahlâk kuralları açısından ayıp, günah ve aykırı kabul edilmiştir. Bu anlayışın modern dönemde de varlığını büyük oranda devam ettirdiğini söylemek mümkün. Aynı şekilde aile içi ilişkiler, hangi toplumda olursa olsun büyük oranda benzer şekilde kurulmuş; bu düzende babaya evi geçindirme, ailesini koruma, aileye liderlik etme görevi verilirken; anneye de ev içi işleri organize etme, çocukların yetiştirilmesi ve bakımı ile onlarla ilgilenme görevi verilmiştir. Ayrıca anne; özellikle tarım toplumunda imkânlar ölçüsünde tarlada çalışarak, hayvanlara bakarak üretime katkıda bulunmuştur. Bu gelenekte anne; daha naif, estetik gerektiren, sevgi ve merhamet üzerine kurulan bir ilişki yürütürken; baba, çok zor ve ağır işlerde çalışarak aile kurumunda kendisine verilen rolün gereğini yerine getirmiştir. Anne, kendisini koruyan, onun maddi ihtiyaçlarının yanında duygusal ihtiyaçlarını da karşılayan bir erkeğin yanında kendini güven ve emniyet içerisinde hissederken; erkek, eşine ve ailesine faydalı olabildiği oranda kendisini gerekli ve mutlu hissedebilmiştir. Aile içindeki duygusal ve estetik problemleri kadın daha rahat çözerken; zor ve zahmetli problemleri çözen taraf çoğu zaman erkek olmuştur.
Çocuklar ise bu aile kurumunun birer meyvesi olarak sevgi, ilgi, şefkat ve merhamet ikliminde büyümüş, yaş ve kabiliyetlerine göre aile içindeki görevlerini yerine getirmiş ve ebeveynlerinin hastalık ya da yaşlılık döneminde de onlarla ilgilenmek gibi bir sorumluluk da taşımışlardır.
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana ya Rabbi
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbel alemin
tütmesi gereken ocak nerde?
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer ise insanı, toplumu, dünyayı, yaşamı, geçmişi, geleceği, iyiyi, kötüyü, varlığı, oluşu ve akışı içine alan, …
Bir yerler karışıyor ve birileri yollara düşüyor, insanlar doğdukları ülkelerde değil de, rüyalarında bile görmedikleri ülkelerde doyuyor, çoğalıyor ve ölüyor. Rûmi’ye Rûmi dediğim için beni milliyetçi olmakla suçlamıştı Şiraz’da Hafız’ın mezarı başındaki İranlı insandaşım. Belhî, Belhî diye düzeltmişti hatamı. Hassasiyetleri anlayabiliyorum ama gene de anlı şanlı Cibran’a Bostonlı denmesinin onun Lübnan’daki köklerine halel getirmeyeceğine, birilerinin daha sahiplenmesinin dünya adına büyük bir kazanım olacağına inanıyorum.
Meskulen Erkek, Feminen Kadın Bağlamında İnsan ve Aile
İnsanlık tarihi boyunca aile denilen kurum; erkek, kadın, çocuklar ve aile büyüklerinden oluşmuştur. Bu durumun dışına çıkan uygulamalar ise her zaman marjinal kalmış; toplum, din ve ahlâk kuralları açısından ayıp, günah ve aykırı kabul edilmiştir. Bu anlayışın modern dönemde de varlığını büyük oranda devam ettirdiğini söylemek mümkün. Aynı şekilde aile içi ilişkiler, hangi toplumda olursa olsun büyük oranda benzer şekilde kurulmuş; bu düzende babaya evi geçindirme, ailesini koruma, aileye liderlik etme görevi verilirken; anneye de ev içi işleri organize etme, çocukların yetiştirilmesi ve bakımı ile onlarla ilgilenme görevi verilmiştir. Ayrıca anne; özellikle tarım toplumunda imkânlar ölçüsünde tarlada çalışarak, hayvanlara bakarak üretime katkıda bulunmuştur. Bu gelenekte anne; daha naif, estetik gerektiren, sevgi ve merhamet üzerine kurulan bir ilişki yürütürken; baba, çok zor ve ağır işlerde çalışarak aile kurumunda kendisine verilen rolün gereğini yerine getirmiştir. Anne, kendisini koruyan, onun maddi ihtiyaçlarının yanında duygusal ihtiyaçlarını da karşılayan bir erkeğin yanında kendini güven ve emniyet içerisinde hissederken; erkek, eşine ve ailesine faydalı olabildiği oranda kendisini gerekli ve mutlu hissedebilmiştir. Aile içindeki duygusal ve estetik problemleri kadın daha rahat çözerken; zor ve zahmetli problemleri çözen taraf çoğu zaman erkek olmuştur.
Çocuklar ise bu aile kurumunun birer meyvesi olarak sevgi, ilgi, şefkat ve merhamet ikliminde büyümüş, yaş ve kabiliyetlerine göre aile içindeki görevlerini yerine getirmiş ve ebeveynlerinin hastalık ya da yaşlılık döneminde de onlarla ilgilenmek gibi bir sorumluluk da taşımışlardır.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
220. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Şiir Hukuku
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Üzerimde Kalan Yaşamak Suçu mu?
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana ya Rabbi
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbel alemin
tütmesi gereken ocak nerde?
Övdüklerimizden Ne Kaldı?
Masal dinlerdik, dededen, büyükanneden, kıssadan hisse çıkarmaya; “bir varmış bir yokmuş” sevdasına aşılanırdık fark etmeden. Şimdilerde subliminal mesajlarla nitelendirilen, akla ayar verme kavramını gayri ihtiyari büyüklerimiz de tecrübe etmişlerdi.
Kitabın Sosyal Medya ile İmtihanı
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer ise insanı, toplumu, dünyayı, yaşamı, geçmişi, geleceği, iyiyi, kötüyü, varlığı, oluşu ve akışı içine alan, …
Yine Yoldayız: İnsanlık Ne Zaman Çıkıyor Yola?
Bir yerler karışıyor ve birileri yollara düşüyor, insanlar doğdukları ülkelerde değil de, rüyalarında bile görmedikleri ülkelerde doyuyor, çoğalıyor ve ölüyor. Rûmi’ye Rûmi dediğim için beni milliyetçi olmakla suçlamıştı Şiraz’da Hafız’ın mezarı başındaki İranlı insandaşım. Belhî, Belhî diye düzeltmişti hatamı. Hassasiyetleri anlayabiliyorum ama gene de anlı şanlı Cibran’a Bostonlı denmesinin onun Lübnan’daki köklerine halel getirmeyeceğine, birilerinin daha sahiplenmesinin dünya adına büyük bir kazanım olacağına inanıyorum.
Alışverişe devam et