İnsanlık tarihi boyunca aile denilen kurum; erkek, kadın, çocuklar ve aile büyüklerinden oluşmuştur. Bu durumun dışına çıkan uygulamalar ise her zaman marjinal kalmış; toplum, din ve ahlâk kuralları açısından ayıp, günah ve aykırı kabul edilmiştir. Bu anlayışın modern dönemde de varlığını büyük oranda devam ettirdiğini söylemek mümkün. Aynı şekilde aile içi ilişkiler, hangi toplumda olursa olsun büyük oranda benzer şekilde kurulmuş; bu düzende babaya evi geçindirme, ailesini koruma, aileye liderlik etme görevi verilirken; anneye de ev içi işleri organize etme, çocukların yetiştirilmesi ve bakımı ile onlarla ilgilenme görevi verilmiştir. Ayrıca anne; özellikle tarım toplumunda imkânlar ölçüsünde tarlada çalışarak, hayvanlara bakarak üretime katkıda bulunmuştur. Bu gelenekte anne; daha naif, estetik gerektiren, sevgi ve merhamet üzerine kurulan bir ilişki yürütürken; baba, çok zor ve ağır işlerde çalışarak aile kurumunda kendisine verilen rolün gereğini yerine getirmiştir. Anne, kendisini koruyan, onun maddi ihtiyaçlarının yanında duygusal ihtiyaçlarını da karşılayan bir erkeğin yanında kendini güven ve emniyet içerisinde hissederken; erkek, eşine ve ailesine faydalı olabildiği oranda kendisini gerekli ve mutlu hissedebilmiştir. Aile içindeki duygusal ve estetik problemleri kadın daha rahat çözerken; zor ve zahmetli problemleri çözen taraf çoğu zaman erkek olmuştur.
Çocuklar ise bu aile kurumunun birer meyvesi olarak sevgi, ilgi, şefkat ve merhamet ikliminde büyümüş, yaş ve kabiliyetlerine göre aile içindeki görevlerini yerine getirmiş ve ebeveynlerinin hastalık ya da yaşlılık döneminde de onlarla ilgilenmek gibi bir sorumluluk da taşımışlardır.
Bu yazının devamı
220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Hayatın ağır yüklerinden biri de hayata dair umutsuzluk yükünü yüklenmektir. Umutsuzluk öyle ağır öyle incitici bir duygudur ki insanı sürekli tedirgin, huzursuz ve mutsuz kılar. Korku içinde günlerini, yıllarını elinden alıp götürür. Umutsuzluk, tedavisi zor bir hastalık gibidir. Bir defa bir bünyede kök saldı mı; bütün uzuvların işlevini değiştirebilir.
Sarıp sarmaladım, bağrıma bastım imgeyi. Anladım ki gözsüz görmek ne kadar hırka ise, gördüğüne ermek o kadar derviş.
Körler düğününde ne gelin yadırganır ne damat. Görmektir en büyük kusur.
İnsan aceleci bir varlıktır derken bunu mu kastetti acaba yüce yaratıcımız, diye düşünüyorum. Öyle bir koşuşturma içinde ki insanlarımız, yaptıkları eylemlerin, davranışların lehine mi aleyhine mi geliştiğini fark edemiyor. Sadece yapması gerektiğini düşünüp yapıyor.
Biz zulmü tanıyamadık. Zulüm neydi anlayamadan mazlum olduk… Zalimin zulmü diyoruz bugün bu olanlara… Asırlardır aynı tuzakla parçalanıyoruz, vuruluyoruz, ölüyoruz, zulüm hâlâ devam ediyor… Ne zaman bitecek… Zulmü bir türlü ortadan kaldıramadık…
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
Meskulen Erkek, Feminen Kadın Bağlamında İnsan ve Aile
İnsanlık tarihi boyunca aile denilen kurum; erkek, kadın, çocuklar ve aile büyüklerinden oluşmuştur. Bu durumun dışına çıkan uygulamalar ise her zaman marjinal kalmış; toplum, din ve ahlâk kuralları açısından ayıp, günah ve aykırı kabul edilmiştir. Bu anlayışın modern dönemde de varlığını büyük oranda devam ettirdiğini söylemek mümkün. Aynı şekilde aile içi ilişkiler, hangi toplumda olursa olsun büyük oranda benzer şekilde kurulmuş; bu düzende babaya evi geçindirme, ailesini koruma, aileye liderlik etme görevi verilirken; anneye de ev içi işleri organize etme, çocukların yetiştirilmesi ve bakımı ile onlarla ilgilenme görevi verilmiştir. Ayrıca anne; özellikle tarım toplumunda imkânlar ölçüsünde tarlada çalışarak, hayvanlara bakarak üretime katkıda bulunmuştur. Bu gelenekte anne; daha naif, estetik gerektiren, sevgi ve merhamet üzerine kurulan bir ilişki yürütürken; baba, çok zor ve ağır işlerde çalışarak aile kurumunda kendisine verilen rolün gereğini yerine getirmiştir. Anne, kendisini koruyan, onun maddi ihtiyaçlarının yanında duygusal ihtiyaçlarını da karşılayan bir erkeğin yanında kendini güven ve emniyet içerisinde hissederken; erkek, eşine ve ailesine faydalı olabildiği oranda kendisini gerekli ve mutlu hissedebilmiştir. Aile içindeki duygusal ve estetik problemleri kadın daha rahat çözerken; zor ve zahmetli problemleri çözen taraf çoğu zaman erkek olmuştur.
Çocuklar ise bu aile kurumunun birer meyvesi olarak sevgi, ilgi, şefkat ve merhamet ikliminde büyümüş, yaş ve kabiliyetlerine göre aile içindeki görevlerini yerine getirmiş ve ebeveynlerinin hastalık ya da yaşlılık döneminde de onlarla ilgilenmek gibi bir sorumluluk da taşımışlardır.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Azmiyle Ümidiyle Yaşar Hep Yaşayanlar
Hayatın ağır yüklerinden biri de hayata dair umutsuzluk yükünü yüklenmektir. Umutsuzluk öyle ağır öyle incitici bir duygudur ki insanı sürekli tedirgin, huzursuz ve mutsuz kılar. Korku içinde günlerini, yıllarını elinden alıp götürür. Umutsuzluk, tedavisi zor bir hastalık gibidir. Bir defa bir bünyede kök saldı mı; bütün uzuvların işlevini değiştirebilir.
Göz, Şiir ve Yedi
Sarıp sarmaladım, bağrıma bastım imgeyi. Anladım ki gözsüz görmek ne kadar hırka ise, gördüğüne ermek o kadar derviş.
Körler düğününde ne gelin yadırganır ne damat. Görmektir en büyük kusur.
İşin Sonunu Gören Gözler
İnsan aceleci bir varlıktır derken bunu mu kastetti acaba yüce yaratıcımız, diye düşünüyorum. Öyle bir koşuşturma içinde ki insanlarımız, yaptıkları eylemlerin, davranışların lehine mi aleyhine mi geliştiğini fark edemiyor. Sadece yapması gerektiğini düşünüp yapıyor.
Mahalleden
Biz zulmü tanıyamadık. Zulüm neydi anlayamadan mazlum olduk… Zalimin zulmü diyoruz bugün bu olanlara… Asırlardır aynı tuzakla parçalanıyoruz, vuruluyoruz, ölüyoruz, zulüm hâlâ devam ediyor… Ne zaman bitecek… Zulmü bir türlü ortadan kaldıramadık…
Kalk Kendi Önünden
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.