Bir Çeroki Kızılderili’sidir Küçük Ağaç. Yüreği olan bir kitapla karşı karşıyayız. “Çerokiler için..” ithafıyla başlaması bunu gösterir. Beyaz Adam’ın yayılmacı emelleri sonucu yok edilen bir ırka ithaf edilen bir kitap.
Dünya Kızılderili’nin evidir derler. Bu sebeple küçük ağaç, büyükbabası ve büyükannesi sayesinde doğayı tanır, açık havada, dağlarda dolaşır. Küçük Ağaç’ın Eğitimi, insana kendisiyle, çevresiyle ve bütün evrenle dost ve barışık olmayı öğreten bir hayat hikayesi. İlişkilerin yüzeyselleştiği, algılamanın mekanikleştiği, kalabalıkların bunalttığı , niceliğin egemen olduğu dünyamızda, sevgiyi, duyarlılığı, dürüstlüğü, samimiyeti Kızılderili mantığıyla işleyen muhteşem bir kitap.
Kitap; öksüz ve yetim kalan 5 yaşındaki bir çocuğun, her türlü yapaylıktan uzak her şeyin güzel yanını görmeyi öğreten bir büyükbaba ve büyükannenin şefkatli himayesi altında gördüğü eğitimi anlatıyor. Küçük Ağaç’ ın öğretmeni Büyükbaba, melez bir Çeroki(Kızılderili)’dir. İyi bir çiftçi ve daha da önemlisi bir bilgedir. Kuşları, ağaçları, hayvanları ve rüzgârı anlayabilir, hissedebilir. Büyükbaba ve Büyükanne dünyadaki doğal dengeyi iyi kavramış birer öğretmendir. Buna “gidişat “ der büyükbaba.Herhangi bir olumsuzluk olduğunda ki bu doğanın dengesi ile alakalı olan tamamen doğal olaylardır,o zaman “üzülme Küçük Ağaç, gidişat böyle “ der. Gidişat Allah’ın tabiattaki düzenidir. Allah’ın yeryüzüne koyduğu yasalardır. Onlara uyulması ya da düzenin o yasalar üzere işlemesi kadar normal bir şey yoktur.
Büyükbaba torununa bir şey anlatacağı zamanı iyi bilir. Onun yaşayarak öğrenmesine yardımcı olur. Emir vermez. Ama öğreteceği şeyi Küçük Ağaç’ın unutmayacağı şekilde öğretir. Büyükbaba bilmediği konularda ise kendisine öyle geldiğini, mümkün olduğunu belirterek cevap verir. Büyükanne de bir filozof edasıyla bazen derin metafizik konulara girer ve bunları bir çocuğun çok rahat anlayabileceği mecazları kullanarak anlatır. Büyükanne yine aynı bilgelikle torununa okula gitmeden okumayı ve kelimeleri öğretir. Tarih okur, kavramları öğretir. Müzakere eder ve tartışırlar. Politikacıları ve şehirli insanları değerlendirirler. Doğayla sağlıklı ve yalın ilişkiler kuran Kızılderili’nin ruhu anlam verir tüm öğretiye. Modern aletlere ve kolaylıklara ilişkin başka tür bir bakışı vardır Çerokinin. Örneğin; sözlüğe karşı büyükbabanın alerjisi vardır. Çünkü, az fakat öz sözle derdini yalın dolaysız biçimde anlatmayı yaşam biçimi haline getiren yaşlı Kızılderili için sözlük ,yaşamı zorlaştıran ve aynı şeyin anlamını değiştiren yarım düzine söz uydurmaktır. Modern insanın zihninin çeşitli dogmalarla nasıl prangalandığını bu örnek çok güzel anlatıyor. Kitap , unuttuğumuz birçok insani duyguyu tüm sıcaklığıyla bize tattırıyor.
Körleştiren,duyarsızlaştıran,duygusuzlaştıran,mekanikleştiren günümüz atmosferini yırtıp atan insani duyarlılığın görkemli bir direnişi.
Büyükanne ile büyükbaba, küçük Çeroki ’ye geçmişini öğretmeyi de ihmal etmezler. Hükümet askerlerinin gelişini, beyaz adam tarafından, ektikleri topraklarından mahrum edilişlerini, ölüm yürüyüşlerini anlatırlar ki böylece Küçük Ağaç halkının nereden gediğini de bilir. Büyükannenin de dediği gibi “Geçmişi bilmezsen bir geleceğin olmaz çünkü…”
Küçük Ağaç’ın tabiatla kucak kucağa sürdürdüğü bu mutlu ilişkiye yine beyaz adam gölge düşürecektir. Hükümetin denetim mekanizması kendinden görmediği bir yabancı saydığı Küçük Ağaç’ın eğitimine kadar uzanacaktır. Küçük Ağaç yetim yurdunda sırtına sopa darbeleri inerken, yerliler gibi acıya dayanır. Büyükannenin öğrettiği gibi beden aklını uykuya bırakır ki acıyı hissetmesin.
Forrest Carter “yabancılık” kavramını beş yaşındaki bir çocuğun gözünden aktarırken, iki farklı dünyayı da gözler önüne seriyor. iktidar tutkusunun, zalimliğin hüküm sürdüğü çıkarlar dünyasıyla, sevginin, dostluğun, karşılıksız iyiliğin dünyası kitap boyunca çatışıyor. ‘Yabancılık’ üzerine çokça düşündüğüm bir kavram. Belki de nereden baktığımızla alakalı tamamen. Küçük Ağaç, bütün değerlerin yitip gittiği, güçlünün güçsüzü ezdiği, acımasız bir dünyaya yabancıdır belki de. Bu acıyı yüreğinin derinlerinde hissedenler gibi yani en az bizim kadar. Oysa sevginin , dürüstlüğün ve iyiliğin hüküm sürdüğü bir dünyaya yabancılık hissetmeyecektir. Çünkü o ağaçlara, kuşlara, sulara, yağmura kısacası doğaya hayrandır. Ve yaşadığı sürece her zaman evine yani doğaya dönebilecektir/dönecektir. O doğanın çocuğudur çünkü.
Küçük Ağaç’ın Eğitimi kalbi olan bir kitaptır. Dünyadan umudunu kesmiş herkesi kendine bağlayacaktır. Ve kalbi olan herkese hem umut aşılayacak hem de insana doğanın bir parçası olduğunu hatırlatacaktır. Bizi kaybettiğimiz yerde aramaya davet edecek bir kitaptır. Öyle ki bu davet ‘evimize’ …’kalbimize’… ‘kendimize…’dir.
İyisin umarım diyerek başlayayım söze… Aslında “söze başlamak” alışkanlıkla söylenen bir ifade, bildiğin gibi söz varlığımızın sürekliliğinin bir parçasıdır. Ya sesimizde ya beynimizde ya kalemimizde ya da klavyemizde varlık gösterir. Hele kulağımızda, daha önce söylenen ve yüreğimizi inciten bir cümle nasıl da döner durur; hani bizi sevindiren, kendimize güvenmemize zemin hazırlayan o sözler, nasıl da yüreğimizi serinletir ve harekete geçmemize yardım eder. Ah bir de önden gidenlerin, dâr-ı fenâdan dâr-ı bekâya göçenlerin sözleri, tekrar tekrar gelir beynimize ve döner dolaşır dilimizde…
Sokaklarda başıboş dolaşan, caddelerde arabaların arasında bir şeyler satmaya çalışan çocuklar…Belki bir ömür keşfedemeyecekler kendilerini. “İnsan” olduklarının farkına bile varmadan tüketecekler koca bir ömrü. Ne pejmürde kıyafetleridir beni üzen, ne de açlıkları, sersefil hayatları. O, görünen halleridir nihayetinde. Üç-beş kuruşla düzeltilebilecek halleri… Ölünce de geçer veya biter dünyalık sıkıntıları. Her şey bu kadar mı ama? …
İslamcılığın ideolojik çöküşü Olivier Roy’un 1990’larda “Siyasal İslam’ın İflası” adlı kitabında dile getirilmişti. Roy’a göre, İslamcılık, başlangıçta gelenek karşıtı modern bir entelektüel akım iken uğradığı dönüşümle, marjinalize olmuş kentli gençler için ilgi çeken bir radikal protesto hareketi olmaktan öteye gidememişti. Yine, ona göre İslamcılık, batılılaşma ve karma eğitimin getirdiği ahlaki yozlaşmaya karşı çıkan ancak düşüncelerini …
Farklı fikirlere tahammülü olmayan insanların fikirleri değil ön kabulleri vardır. Hangi konu olursa olsun kalıp çözümleri olan bu insanların, insanlığın yararına bir şey ortaya koymaları mümkün değildir. Aksine bu insanlar, en başta kendilerine ve içinde yaşadıkları topluma zarar verirler. “Hikmet” ise birçok kişinin emeğiyle yoğrularak günümüze ulaştığı için bir topluma ya da gruba özgü …
Geçici bir konaklama yeridir dünya. Ölüm ile sona erecek değildir hayat. Bu dünyada mukim değil yolcudur insan. Ahiret yurduna alınan bir davettir insanın dünyaya gelişi. Asıl olan, kalıcı olan yerdir. Kalıcı olan yer ise ahiret yurdudur.
Küçük Ağaç’ın Eğitimi ya da Çeroki’nin Özgür Ruhu
‘Küçük Ağaç yüreklidir.
Ve onun gücü inceliğindedir.
Ve Küçük Ağaç asla yalnız kalmayacak.’
Bir Çeroki Kızılderili’sidir Küçük Ağaç. Yüreği olan bir kitapla karşı karşıyayız. “Çerokiler için..” ithafıyla başlaması bunu gösterir. Beyaz Adam’ın yayılmacı emelleri sonucu yok edilen bir ırka ithaf edilen bir kitap.
Dünya Kızılderili’nin evidir derler. Bu sebeple küçük ağaç, büyükbabası ve büyükannesi sayesinde doğayı tanır, açık havada, dağlarda dolaşır. Küçük Ağaç’ın Eğitimi, insana kendisiyle, çevresiyle ve bütün evrenle dost ve barışık olmayı öğreten bir hayat hikayesi. İlişkilerin yüzeyselleştiği, algılamanın mekanikleştiği, kalabalıkların bunalttığı , niceliğin egemen olduğu dünyamızda, sevgiyi, duyarlılığı, dürüstlüğü, samimiyeti Kızılderili mantığıyla işleyen muhteşem bir kitap.
Kitap; öksüz ve yetim kalan 5 yaşındaki bir çocuğun, her türlü yapaylıktan uzak her şeyin güzel yanını görmeyi öğreten bir büyükbaba ve büyükannenin şefkatli himayesi altında gördüğü eğitimi anlatıyor. Küçük Ağaç’ ın öğretmeni Büyükbaba, melez bir Çeroki(Kızılderili)’dir. İyi bir çiftçi ve daha da önemlisi bir bilgedir. Kuşları, ağaçları, hayvanları ve rüzgârı anlayabilir, hissedebilir. Büyükbaba ve Büyükanne dünyadaki doğal dengeyi iyi kavramış birer öğretmendir. Buna “gidişat “ der büyükbaba.Herhangi bir olumsuzluk olduğunda ki bu doğanın dengesi ile alakalı olan tamamen doğal olaylardır,o zaman “üzülme Küçük Ağaç, gidişat böyle “ der. Gidişat Allah’ın tabiattaki düzenidir. Allah’ın yeryüzüne koyduğu yasalardır. Onlara uyulması ya da düzenin o yasalar üzere işlemesi kadar normal bir şey yoktur.
Büyükbaba torununa bir şey anlatacağı zamanı iyi bilir. Onun yaşayarak öğrenmesine yardımcı olur. Emir vermez. Ama öğreteceği şeyi Küçük Ağaç’ın unutmayacağı şekilde öğretir. Büyükbaba bilmediği konularda ise kendisine öyle geldiğini, mümkün olduğunu belirterek cevap verir. Büyükanne de bir filozof edasıyla bazen derin metafizik konulara girer ve bunları bir çocuğun çok rahat anlayabileceği mecazları kullanarak anlatır. Büyükanne yine aynı bilgelikle torununa okula gitmeden okumayı ve kelimeleri öğretir. Tarih okur, kavramları öğretir. Müzakere eder ve tartışırlar. Politikacıları ve şehirli insanları değerlendirirler. Doğayla sağlıklı ve yalın ilişkiler kuran Kızılderili’nin ruhu anlam verir tüm öğretiye. Modern aletlere ve kolaylıklara ilişkin başka tür bir bakışı vardır Çerokinin. Örneğin; sözlüğe karşı büyükbabanın alerjisi vardır. Çünkü, az fakat öz sözle derdini yalın dolaysız biçimde anlatmayı yaşam biçimi haline getiren yaşlı Kızılderili için sözlük ,yaşamı zorlaştıran ve aynı şeyin anlamını değiştiren yarım düzine söz uydurmaktır. Modern insanın zihninin çeşitli dogmalarla nasıl prangalandığını bu örnek çok güzel anlatıyor. Kitap , unuttuğumuz birçok insani duyguyu tüm sıcaklığıyla bize tattırıyor.
Körleştiren,duyarsızlaştıran,duygusuzlaştıran,mekanikleştiren günümüz atmosferini yırtıp atan insani duyarlılığın görkemli bir direnişi.
Büyükanne ile büyükbaba, küçük Çeroki ’ye geçmişini öğretmeyi de ihmal etmezler. Hükümet askerlerinin gelişini, beyaz adam tarafından, ektikleri topraklarından mahrum edilişlerini, ölüm yürüyüşlerini anlatırlar ki böylece Küçük Ağaç halkının nereden gediğini de bilir. Büyükannenin de dediği gibi “Geçmişi bilmezsen bir geleceğin olmaz çünkü…”
Küçük Ağaç’ın tabiatla kucak kucağa sürdürdüğü bu mutlu ilişkiye yine beyaz adam gölge düşürecektir. Hükümetin denetim mekanizması kendinden görmediği bir yabancı saydığı Küçük Ağaç’ın eğitimine kadar uzanacaktır. Küçük Ağaç yetim yurdunda sırtına sopa darbeleri inerken, yerliler gibi acıya dayanır. Büyükannenin öğrettiği gibi beden aklını uykuya bırakır ki acıyı hissetmesin.
Forrest Carter “yabancılık” kavramını beş yaşındaki bir çocuğun gözünden aktarırken, iki farklı dünyayı da gözler önüne seriyor. iktidar tutkusunun, zalimliğin hüküm sürdüğü çıkarlar dünyasıyla, sevginin, dostluğun, karşılıksız iyiliğin dünyası kitap boyunca çatışıyor. ‘Yabancılık’ üzerine çokça düşündüğüm bir kavram. Belki de nereden baktığımızla alakalı tamamen. Küçük Ağaç, bütün değerlerin yitip gittiği, güçlünün güçsüzü ezdiği, acımasız bir dünyaya yabancıdır belki de. Bu acıyı yüreğinin derinlerinde hissedenler gibi yani en az bizim kadar. Oysa sevginin , dürüstlüğün ve iyiliğin hüküm sürdüğü bir dünyaya yabancılık hissetmeyecektir. Çünkü o ağaçlara, kuşlara, sulara, yağmura kısacası doğaya hayrandır. Ve yaşadığı sürece her zaman evine yani doğaya dönebilecektir/dönecektir. O doğanın çocuğudur çünkü.
Küçük Ağaç’ın Eğitimi kalbi olan bir kitaptır. Dünyadan umudunu kesmiş herkesi kendine bağlayacaktır. Ve kalbi olan herkese hem umut aşılayacak hem de insana doğanın bir parçası olduğunu hatırlatacaktır. Bizi kaybettiğimiz yerde aramaya davet edecek bir kitaptır. Öyle ki bu davet ‘evimize’ …’kalbimize’… ‘kendimize…’dir.
Yazar
İlgili Yazılar
Mektup IX
İyisin umarım diyerek başlayayım söze… Aslında “söze başlamak” alışkanlıkla söylenen bir ifade, bildiğin gibi söz varlığımızın sürekliliğinin bir parçasıdır. Ya sesimizde ya beynimizde ya kalemimizde ya da klavyemizde varlık gösterir. Hele kulağımızda, daha önce söylenen ve yüreğimizi inciten bir cümle nasıl da döner durur; hani bizi sevindiren, kendimize güvenmemize zemin hazırlayan o sözler, nasıl da yüreğimizi serinletir ve harekete geçmemize yardım eder. Ah bir de önden gidenlerin, dâr-ı fenâdan dâr-ı bekâya göçenlerin sözleri, tekrar tekrar gelir beynimize ve döner dolaşır dilimizde…
“İnsan” Olmanın Farkına Varmak
Sokaklarda başıboş dolaşan, caddelerde arabaların arasında bir şeyler satmaya çalışan çocuklar…Belki bir ömür keşfedemeyecekler kendilerini. “İnsan” olduklarının farkına bile varmadan tüketecekler koca bir ömrü. Ne pejmürde kıyafetleridir beni üzen, ne de açlıkları, sersefil hayatları. O, görünen halleridir nihayetinde. Üç-beş kuruşla düzeltilebilecek halleri… Ölünce de geçer veya biter dünyalık sıkıntıları. Her şey bu kadar mı ama? …
İlkeler Üzerinden Konuşmak
İslamcılığın ideolojik çöküşü Olivier Roy’un 1990’larda “Siyasal İslam’ın İflası” adlı kitabında dile getirilmişti. Roy’a göre, İslamcılık, başlangıçta gelenek karşıtı modern bir entelektüel akım iken uğradığı dönüşümle, marjinalize olmuş kentli gençler için ilgi çeken bir radikal protesto hareketi olmaktan öteye gidememişti. Yine, ona göre İslamcılık, batılılaşma ve karma eğitimin getirdiği ahlaki yozlaşmaya karşı çıkan ancak düşüncelerini …
Düşünmeyi Düşünmek
Farklı fikirlere tahammülü olmayan insanların fikirleri değil ön kabulleri vardır. Hangi konu olursa olsun kalıp çözümleri olan bu insanların, insanlığın yararına bir şey ortaya koymaları mümkün değildir. Aksine bu insanlar, en başta kendilerine ve içinde yaşadıkları topluma zarar verirler. “Hikmet” ise birçok kişinin emeğiyle yoğrularak günümüze ulaştığı için bir topluma ya da gruba özgü …
Kim Yolcu Değil Ki Bu Dünyada?
Geçici bir konaklama yeridir dünya. Ölüm ile sona erecek değildir hayat. Bu dünyada mukim değil yolcudur insan. Ahiret yurduna alınan bir davettir insanın dünyaya gelişi. Asıl olan, kalıcı olan yerdir. Kalıcı olan yer ise ahiret yurdudur.