Bütün insanlar, bir şekilde yaşadıkları bu hayatı anlamlandırmaya çalışırlar. Anlamı kavranamayan bir hayat, çoğu zaman yaşanmaya değer bulunmaz. Anlam arayışında çıkmaz sokaklara dalmamızın en önemli nedenlerden biri, varlıklar âleminde konumumuzu tam olarak belirleyemeyişimizdir. İnsan, varlıklar arası hiyerarşide nerededir? İnsanın, altında ve üstünde hangi varlık(lar) vardır? Bu yazımızda bu sorulara cevap arayacağız.
Dünyada bildiğimiz bütün varlıkları, hiyerarşik sıraya göre; madenler, bitkiler, hayvanlar ve insanlar olarak tasnif edebiliriz. Bu varlıklar ilk harfleri ile göstererek aşağıdan yukarıya şöyle bir matematiksel sıralama yapabiliriz: m<b<h<i…
Bitkinin ölü hali olan odun ile canlı bir bitkiyi ayırt eden şey nedir? Biz buna hayat, can(ruh) diyoruz. Materyalist bilim anlayışı her ne kadar ruhun varlığını inkâr etse de aradaki fark ortadadır. Modern bilim madde üzerinde ciddi bir tahakküm kurmuş olsa da ruhun kendisini var etmeye asla muktedir olmamıştır, olamaz da. Bir ağacı keserek onu cansız bırakabiliriz. Peki cansız bir odunu yeşil bir ağaca dönüştürebilir miyiz? Yok etmek elimizde iken var etmek bizi aşan bir unsur, üzerinde derin tefekkürü hak eder. Ruhu, r harfi ile simgelersek bitkiyi, b=m+r şeklinde ifade edebiliriz.
Varlık düzeyini bitkiden hayvana yükselttiğimizde, devreye bilinç giriyor. Bilinç, ruha benzer şekilde varlığı somut olarak kanıtlanamasa da kesin bir şekilde gözlemlenebilir. Bir hayvan bir darbeyle veya çeşitli ilaçlarla şuursuzlaştırılabilir ancak şuursuz bitkiye şuur aşılamak insanı aşan bir durumdur. Tıpkı ruh gibi şuuru yok etmek elimizdeyken; onu var etmek insan gücünün çok üstündedir. Bu da başka bir gücün alametini gösterir. Şuuru ş harfi ile gösterirsek hayvanı; h=m+r+ş şeklinde ifade edebiliriz.
Hayvan düzeyinden insan düzeyine geldiğimizde ilave bir özelliğe ihtiyaç olduğu açıktır. İnsanın, en gelişmiş hayvandan bile çok üst düzey becerileri olduğu inkâr edilemez. İnsan, bitki gibi hayat güçlerine, hayvan gibi şuur gücüne sahiptir ve bunlardan daha fazla bir güce sahiptir: Şuurunun şuurunda olma gücüne. Yani insan, sadece düşünen değil, düşündükleri üzerine de düşünebilen bir varlıktır. Hayvanlar ihtiyaçları doğrultusunda düşünürken neden böyle düşündüklerine kafa yormazlar. İnsanda bu düşünceleri üzerinde düşünme gücü; bir amaç doğrultusunda bilginin öğrenilmesi, incelenmesi, araştırılması, formüle edilmesi ve biriktirilmesinde insanı varlık düzeyinde tepeye oturtur. İnsandaki bu kendi şuurunun farkında olma özelliğine f (farkındalık) dersek insanı; i=m+r+ş+f olarak formüle edebiliriz.
Bu formülden f’yi yani kendi şuurunun farkında olmayı çıkartırsak, insan, hayvana denk bir düzeyde olur. Burada hepimiz şapkamızı önümüze koyup ne düşündüğümüzü, nasıl düşündüğümüzü kendimize sormalıyız. Aksi hâlde, sürüler hâlinde idare edilen, yönetilen hayvanlardan pek bir farkımız kalmayacaktır.
En aşağı varlık düzeyinden başlayıp güç ilave ederek en yüksek varlığa ulaşabildiğimiz gibi en yüksek varlıktan güç eksilterek en aşağı varlığa da ulaşabiliriz. İnsandan şuurunun şuurunda olma gücünü eksiltirsek hayvana eş olur, hayvandan şuuru alırsak bitkiye eş olur, bitkiden ruhu(can) alırsak kuru bir oduna yani madene, maddeye dönüşür. Ölü bir insan cesedi içinde çeşitli madenler barındıran, et ve kemik yığınından başka nedir ki?
Hayat, şuur ve şuurun şuuru gibi güçlerin tesadüfen, bir cansız maddede oluştuğunu iddia eden evrim anlaşılabilir olmaktan uzaktır. Eğer varlık düzeyinde böyle tesadüfî bir yükseliş mümkünse her şey mümkün olabilir ve insan düşüncesinin hiçbir temeli olmaz.
Bugün, insanların büyük çoğunluğunun kayıtsız şartsız iman ettiği bilim, en aşağı varlık düzeyi olan maden (madde) ile uğraşır. Ne fiziğin ne de kimyanın daha üst düzeylerle uğraşacak bir aracı vardır. Onlara göre hayat, atomların belli özel kombinasyonlarından ibarettir. Bunu söylemek; bir şarkının, seslerin özel bir kombinasyonundan başka bir şey olmadığını ya da bir şiirin, harflerin bir araya gelmesiyle oluşan bir kombinasyon olduğunu iddia etmek kadar abestir.
Doğal bilimlerden farklı olarak beşeri bilimler şuur ile ilgilenirler. Ancak bunlar içerisinde şuur ile şuurun şuurunda olmak arasındaki farkı gözeten nadirdir. Hayvan davranışları incelenerek insan tabiatını anlamaya yönelik sayısız çalışma yapılmaktadır. İnsan, kendinden alt düzey varlıkların özelliklerini bünyesinde barındırdığından, bu çalışmalarla insana dair birçok özelliğe ulaşılabilir. Ancak alt düzey varlıkların hiçbirinde bulunmayan, insanı insan yapan “şuurunun şuurunda olmak” özelliği anlaşılamaz.
Yüksek olan varlık daha aşağıdakini içerir ve dolayısıyla kavrar fakat hiçbir varlık kendinden daha yüksek olanı kavrayamaz, anlayamaz. Toprak bitkiyi, bitki hayvanı, hayvan insanı anlayamaz. Ancak insan, diğer hiçbir varlıkta bulunmayan, düşünceleri üzerine düşünebilme kabiliyetini geliştirerek, kavrama düzeyini yükseltip kendinden daha yüksek olana doğru kavrayışını genişletebilir. Fakat düşüncelerinin farkında olmayan insanlar, elindeki imkânı kullanamadığı için bu kavrayışı gerçekleştiremezler. Bu da “İnsan düşünen bir hayvandır!” görüşünü doğrular.
Modern bilimin insanı bir hayvan olarak tanımlaması onun vahşiliğinin temelini atar. Zira bir hayvandan insanlık adına ne beklenebilir ki? O, ihtiyaçları, çıkarları doğrultusunda düşünür ve eylemde bulunur. Bu uğurda hiçbir ahlâkî değer gözetmez. O, güç için bombalar da üretir, insanları zehirleyen yiyecekler de üretir. Demokrasi kılıfı altında ölümü de pazarlar. Daha sonra da bütün düşünen hayvanlar, bu daha güçlü düşünen hayvanlara tapmaya başlar.
İdrak edilemeyen beşerî hususlar yok hükmündedir. Düşüncelerinin farkında olmayan insanın düşünceleri de yoktur. Var sandığı düşünceleri kendine ait değildir. O, programlanmış bir bilgisayar gibi programcısına hizmet eder.
Bütün insanlara madde, ruh ve şuur verilmiştir. Ancak insan, düşünceleri üstündeki farkındalığa kendi çabaları ile ulaşır. Fakat bu özelliğe ulaşmak sanılandan çok daha zordur. Varlık düzeyleri yükseldikçe ulaşılmazlık, kırılganlık ve naiflik artar. En alt düzeydeki maden her yerde bolca vardır ve yok edilemez. Hayat, ruh, her yerde bulunabilir, yok edilmesi bedel ister, şuur ise daha nadir bulunur ve kolay kaybolur, şuurun farkındalığı ise hepsinden daha ender bulunur, ulaşılması ve elde tutulması en güç olanıdır o.
Varlıklar arasında böyle bir hiyerarşik yapı kurmak ilk bakışta mantıksız görünebilir ancak sadece cansız maddeyi gerçek sayan, görünmez boyutlar olan ruh, şuur ve şuurunun farkında olmayı hayali sayan, dolayısıyla bilimsel olarak gayri mevcut telakki eden görüş kadar mantıksız değildir.
Sonuç olarak: Yaşayan varlıklar, cansız maddeyi kullanır; şuurlu varlıklar canlıları, şuurunun farkında olanlar ise şuuru kullanabilirler. Peki, düşüncesinin farkında olmaktan daha yüksek güçler var mıdır? İnsanın üstünde varlık düzeyleri var mıdır?
Dört varlık düzeyinin en üstündeki, şuurunun şuurunda olan insanın dahi ciddi sınırlılıkları vardır. Bu da bir sınırsız varlığın olduğuna apaçık delildir. Üst düzeydeki varlıkların alt düzeylerdekileri kavrayıp kontrol ettiklerini belirtmiştik. O hâlde insanı da kavrayıp kontrol eden bir varlığın olmaması imkânsızdır. “Şuurunun farkında olma şuurunun” üstündeki şuur; varlığı kendinden, şuuru kendinden, en büyük, en yüksek varlık düzeyindeki şuur…
[1] Bu metin E. F. Schumacher’in “Aklı Karışıklar İçin Kılavuz” kitabından ilhamla kaleme alınmıştır.
Nerededir bu aranıp da bulunamayan adalet. Saklanmış mıdır yoksa mahkûm mu edilmiştir? Yoksa idealize edildiği için realiteye ilişememiş midir?
Toplumların adalet istemi niye özlem olarak kalmış, bir türlü vuslat gerçekleşmemiştir?
Hammurabi yasaları, insan hakları beyannameleri, mecelleler yetersiz mi gelmiştir adalet özlemi için?
Neden insanlık tarih boyunca haksızlık üretmiş; sonra da onun altında ezilmiş de ezilmiştir?
Neden insan insanın kurdu olmuş, birbirini parçalayıp parçalayıp kenara atmıştır?
Tarihsel olarak özgürlüğün yayılması, özellikle ekonomik ve siyasi alanlarda, egemen güçlerin çıkarlarıyla çatışmış ve bu durum daha sıkı ideolojik denetim mekanizmalarının devreye sokulmasına yol açmıştır. Günümüzde de benzer süreçler yaşanmaktadır; halkın bilgiye erişimi ve özgür düşünce pratiği genişledikçe, bu alanda müdahaleler ve baskılar çoğalmaktadır.
Te’vil kelimesi; tefsir etmek, yorumlamak, uzak ve gizli mânâlarını açığa çıkarmak, rüyayı tabir etmek;, sözü iyice inceleyip varacağı mânâya vardırmak, bir şeyi, amaçlanan son noktaya ulaştırmak gibi anlamları içermektedir. Rağıb el-İsfahânî te’vilin, “asla dönüş” anlamına gelen “evl” kökünden türediğini belirtmekte ve te’vili, “bir şeyi ilmen veya fiilen kendisinden kastedilen mânâya çevirmek” olarak tanımlamaktadır. İsfahânî evl’den türeyen evvel’e de açıklık getirmektedir: Temel evveldir, sonra bina gelir. Allah evveldir, hiçbir varlık Allah’a sebkat etmez. “Ben Müslimlerin/mü’minlerin ilkiyim.” sözü şu anlama gelir: İslam ve iman konusunda ben, kendisine uyulacak kişiyim. “Onu küfredenlerin ilki siz olmayın.” sözü de, kâfirlikte kendisine uyulan kişi siz olmayın, anlamında bir uyarıdır.
Gözyaşı; üzüntünün, vicdani ürpertinin yürekte damıtılıp gözlerden akıtılan damlalarla vicdanın ve samimiyetin mücessem hali ve en büyük göstergesidir. Gözyaşı; kederin ve vicdani haykırışın göz çukurlarında mahcubiyet duymadan merhamet yoksunu yeryüzü insanlarına insanın varlığını, onurunu ve izzetini haykırmasıdır.
Medeniyet kurma sorumluluğu içerisinde olan insana diğer yaratılmışlardan farklı olarak
düşünme, fıkhetme, yorum yapma ve itaat etme kabiliyeti verilmiştir. Bunun için ona
yapay zekâ gibi sabit bir program yüklenmemiş, bırakılan boşlukları ihtiyaca binaen dol-
durması istenmiştir. Bu boşlukları doldurma amelinin keyfilikten korunması için de ona bir
takım kriterler verilmiş ve naslar çerçevesinde hareket etmesi ondan istenmiştir.
Garibal Enfeksiyonlar (I)
Varlık Düzeyleri[1]
Bütün insanlar, bir şekilde yaşadıkları bu hayatı anlamlandırmaya çalışırlar. Anlamı kavranamayan bir hayat, çoğu zaman yaşanmaya değer bulunmaz. Anlam arayışında çıkmaz sokaklara dalmamızın en önemli nedenlerden biri, varlıklar âleminde konumumuzu tam olarak belirleyemeyişimizdir. İnsan, varlıklar arası hiyerarşide nerededir? İnsanın, altında ve üstünde hangi varlık(lar) vardır? Bu yazımızda bu sorulara cevap arayacağız.
Dünyada bildiğimiz bütün varlıkları, hiyerarşik sıraya göre; madenler, bitkiler, hayvanlar ve insanlar olarak tasnif edebiliriz. Bu varlıklar ilk harfleri ile göstererek aşağıdan yukarıya şöyle bir matematiksel sıralama yapabiliriz: m<b<h<i…
Bitkinin ölü hali olan odun ile canlı bir bitkiyi ayırt eden şey nedir? Biz buna hayat, can(ruh) diyoruz. Materyalist bilim anlayışı her ne kadar ruhun varlığını inkâr etse de aradaki fark ortadadır. Modern bilim madde üzerinde ciddi bir tahakküm kurmuş olsa da ruhun kendisini var etmeye asla muktedir olmamıştır, olamaz da. Bir ağacı keserek onu cansız bırakabiliriz. Peki cansız bir odunu yeşil bir ağaca dönüştürebilir miyiz? Yok etmek elimizde iken var etmek bizi aşan bir unsur, üzerinde derin tefekkürü hak eder. Ruhu, r harfi ile simgelersek bitkiyi, b=m+r şeklinde ifade edebiliriz.
Varlık düzeyini bitkiden hayvana yükselttiğimizde, devreye bilinç giriyor. Bilinç, ruha benzer şekilde varlığı somut olarak kanıtlanamasa da kesin bir şekilde gözlemlenebilir. Bir hayvan bir darbeyle veya çeşitli ilaçlarla şuursuzlaştırılabilir ancak şuursuz bitkiye şuur aşılamak insanı aşan bir durumdur. Tıpkı ruh gibi şuuru yok etmek elimizdeyken; onu var etmek insan gücünün çok üstündedir. Bu da başka bir gücün alametini gösterir. Şuuru ş harfi ile gösterirsek hayvanı; h=m+r+ş şeklinde ifade edebiliriz.
Hayvan düzeyinden insan düzeyine geldiğimizde ilave bir özelliğe ihtiyaç olduğu açıktır. İnsanın, en gelişmiş hayvandan bile çok üst düzey becerileri olduğu inkâr edilemez. İnsan, bitki gibi hayat güçlerine, hayvan gibi şuur gücüne sahiptir ve bunlardan daha fazla bir güce sahiptir: Şuurunun şuurunda olma gücüne. Yani insan, sadece düşünen değil, düşündükleri üzerine de düşünebilen bir varlıktır. Hayvanlar ihtiyaçları doğrultusunda düşünürken neden böyle düşündüklerine kafa yormazlar. İnsanda bu düşünceleri üzerinde düşünme gücü; bir amaç doğrultusunda bilginin öğrenilmesi, incelenmesi, araştırılması, formüle edilmesi ve biriktirilmesinde insanı varlık düzeyinde tepeye oturtur. İnsandaki bu kendi şuurunun farkında olma özelliğine f (farkındalık) dersek insanı; i=m+r+ş+f olarak formüle edebiliriz.
Bu formülden f’yi yani kendi şuurunun farkında olmayı çıkartırsak, insan, hayvana denk bir düzeyde olur. Burada hepimiz şapkamızı önümüze koyup ne düşündüğümüzü, nasıl düşündüğümüzü kendimize sormalıyız. Aksi hâlde, sürüler hâlinde idare edilen, yönetilen hayvanlardan pek bir farkımız kalmayacaktır.
En aşağı varlık düzeyinden başlayıp güç ilave ederek en yüksek varlığa ulaşabildiğimiz gibi en yüksek varlıktan güç eksilterek en aşağı varlığa da ulaşabiliriz. İnsandan şuurunun şuurunda olma gücünü eksiltirsek hayvana eş olur, hayvandan şuuru alırsak bitkiye eş olur, bitkiden ruhu(can) alırsak kuru bir oduna yani madene, maddeye dönüşür. Ölü bir insan cesedi içinde çeşitli madenler barındıran, et ve kemik yığınından başka nedir ki?
Hayat, şuur ve şuurun şuuru gibi güçlerin tesadüfen, bir cansız maddede oluştuğunu iddia eden evrim anlaşılabilir olmaktan uzaktır. Eğer varlık düzeyinde böyle tesadüfî bir yükseliş mümkünse her şey mümkün olabilir ve insan düşüncesinin hiçbir temeli olmaz.
Bugün, insanların büyük çoğunluğunun kayıtsız şartsız iman ettiği bilim, en aşağı varlık düzeyi olan maden (madde) ile uğraşır. Ne fiziğin ne de kimyanın daha üst düzeylerle uğraşacak bir aracı vardır. Onlara göre hayat, atomların belli özel kombinasyonlarından ibarettir. Bunu söylemek; bir şarkının, seslerin özel bir kombinasyonundan başka bir şey olmadığını ya da bir şiirin, harflerin bir araya gelmesiyle oluşan bir kombinasyon olduğunu iddia etmek kadar abestir.
Doğal bilimlerden farklı olarak beşeri bilimler şuur ile ilgilenirler. Ancak bunlar içerisinde şuur ile şuurun şuurunda olmak arasındaki farkı gözeten nadirdir. Hayvan davranışları incelenerek insan tabiatını anlamaya yönelik sayısız çalışma yapılmaktadır. İnsan, kendinden alt düzey varlıkların özelliklerini bünyesinde barındırdığından, bu çalışmalarla insana dair birçok özelliğe ulaşılabilir. Ancak alt düzey varlıkların hiçbirinde bulunmayan, insanı insan yapan “şuurunun şuurunda olmak” özelliği anlaşılamaz.
Yüksek olan varlık daha aşağıdakini içerir ve dolayısıyla kavrar fakat hiçbir varlık kendinden daha yüksek olanı kavrayamaz, anlayamaz. Toprak bitkiyi, bitki hayvanı, hayvan insanı anlayamaz. Ancak insan, diğer hiçbir varlıkta bulunmayan, düşünceleri üzerine düşünebilme kabiliyetini geliştirerek, kavrama düzeyini yükseltip kendinden daha yüksek olana doğru kavrayışını genişletebilir. Fakat düşüncelerinin farkında olmayan insanlar, elindeki imkânı kullanamadığı için bu kavrayışı gerçekleştiremezler. Bu da “İnsan düşünen bir hayvandır!” görüşünü doğrular.
Modern bilimin insanı bir hayvan olarak tanımlaması onun vahşiliğinin temelini atar. Zira bir hayvandan insanlık adına ne beklenebilir ki? O, ihtiyaçları, çıkarları doğrultusunda düşünür ve eylemde bulunur. Bu uğurda hiçbir ahlâkî değer gözetmez. O, güç için bombalar da üretir, insanları zehirleyen yiyecekler de üretir. Demokrasi kılıfı altında ölümü de pazarlar. Daha sonra da bütün düşünen hayvanlar, bu daha güçlü düşünen hayvanlara tapmaya başlar.
Bütün insanlara madde, ruh ve şuur verilmiştir. Ancak insan, düşünceleri üstündeki farkındalığa kendi çabaları ile ulaşır. Fakat bu özelliğe ulaşmak sanılandan çok daha zordur. Varlık düzeyleri yükseldikçe ulaşılmazlık, kırılganlık ve naiflik artar. En alt düzeydeki maden her yerde bolca vardır ve yok edilemez. Hayat, ruh, her yerde bulunabilir, yok edilmesi bedel ister, şuur ise daha nadir bulunur ve kolay kaybolur, şuurun farkındalığı ise hepsinden daha ender bulunur, ulaşılması ve elde tutulması en güç olanıdır o.
Varlıklar arasında böyle bir hiyerarşik yapı kurmak ilk bakışta mantıksız görünebilir ancak sadece cansız maddeyi gerçek sayan, görünmez boyutlar olan ruh, şuur ve şuurunun farkında olmayı hayali sayan, dolayısıyla bilimsel olarak gayri mevcut telakki eden görüş kadar mantıksız değildir.
Sonuç olarak: Yaşayan varlıklar, cansız maddeyi kullanır; şuurlu varlıklar canlıları, şuurunun farkında olanlar ise şuuru kullanabilirler. Peki, düşüncesinin farkında olmaktan daha yüksek güçler var mıdır? İnsanın üstünde varlık düzeyleri var mıdır?
Dört varlık düzeyinin en üstündeki, şuurunun şuurunda olan insanın dahi ciddi sınırlılıkları vardır. Bu da bir sınırsız varlığın olduğuna apaçık delildir. Üst düzeydeki varlıkların alt düzeylerdekileri kavrayıp kontrol ettiklerini belirtmiştik. O hâlde insanı da kavrayıp kontrol eden bir varlığın olmaması imkânsızdır. “Şuurunun farkında olma şuurunun” üstündeki şuur; varlığı kendinden, şuuru kendinden, en büyük, en yüksek varlık düzeyindeki şuur…
[1] Bu metin E. F. Schumacher’in “Aklı Karışıklar İçin Kılavuz” kitabından ilhamla kaleme alınmıştır.
İlgili Yazılar
Terazinin Adaleti
Nerededir bu aranıp da bulunamayan adalet. Saklanmış mıdır yoksa mahkûm mu edilmiştir? Yoksa idealize edildiği için realiteye ilişememiş midir?
Toplumların adalet istemi niye özlem olarak kalmış, bir türlü vuslat gerçekleşmemiştir?
Hammurabi yasaları, insan hakları beyannameleri, mecelleler yetersiz mi gelmiştir adalet özlemi için?
Neden insanlık tarih boyunca haksızlık üretmiş; sonra da onun altında ezilmiş de ezilmiştir?
Neden insan insanın kurdu olmuş, birbirini parçalayıp parçalayıp kenara atmıştır?
Düşüncenin Evrimi
Tarihsel olarak özgürlüğün yayılması, özellikle ekonomik ve siyasi alanlarda, egemen güçlerin çıkarlarıyla çatışmış ve bu durum daha sıkı ideolojik denetim mekanizmalarının devreye sokulmasına yol açmıştır. Günümüzde de benzer süreçler yaşanmaktadır; halkın bilgiye erişimi ve özgür düşünce pratiği genişledikçe, bu alanda müdahaleler ve baskılar çoğalmaktadır.
Kâfirûn Suresi Örneğinde İslam’ın Nebevî Te’vili ve Sonrası
Te’vil kelimesi; tefsir etmek, yorumlamak, uzak ve gizli mânâlarını açığa çıkarmak, rüyayı tabir etmek;, sözü iyice inceleyip varacağı mânâya vardırmak, bir şeyi, amaçlanan son noktaya ulaştırmak gibi anlamları içermektedir. Rağıb el-İsfahânî te’vilin, “asla dönüş” anlamına gelen “evl” kökünden türediğini belirtmekte ve te’vili, “bir şeyi ilmen veya fiilen kendisinden kastedilen mânâya çevirmek” olarak tanımlamaktadır. İsfahânî evl’den türeyen evvel’e de açıklık getirmektedir: Temel evveldir, sonra bina gelir. Allah evveldir, hiçbir varlık Allah’a sebkat etmez. “Ben Müslimlerin/mü’minlerin ilkiyim.” sözü şu anlama gelir: İslam ve iman konusunda ben, kendisine uyulacak kişiyim. “Onu küfredenlerin ilki siz olmayın.” sözü de, kâfirlikte kendisine uyulan kişi siz olmayın, anlamında bir uyarıdır.
Acının Teni: Filistin, Taş Çocukları Ve Hanzala
Gözyaşı; üzüntünün, vicdani ürpertinin yürekte damıtılıp gözlerden akıtılan damlalarla vicdanın ve samimiyetin mücessem hali ve en büyük göstergesidir. Gözyaşı; kederin ve vicdani haykırışın göz çukurlarında mahcubiyet duymadan merhamet yoksunu yeryüzü insanlarına insanın varlığını, onurunu ve izzetini haykırmasıdır.
İçtihat Etme Sorumluluğumuz
Medeniyet kurma sorumluluğu içerisinde olan insana diğer yaratılmışlardan farklı olarak
düşünme, fıkhetme, yorum yapma ve itaat etme kabiliyeti verilmiştir. Bunun için ona
yapay zekâ gibi sabit bir program yüklenmemiş, bırakılan boşlukları ihtiyaca binaen dol-
durması istenmiştir. Bu boşlukları doldurma amelinin keyfilikten korunması için de ona bir
takım kriterler verilmiş ve naslar çerçevesinde hareket etmesi ondan istenmiştir.