“Parisli bir beyefendiye gönderme niyetiyle kaleme alınmış bir mektupla; Fransız Devrimi ve Londra’daki bazı toplulukların bu olayla ilgili kararları üzerine“ diyerek mektubunu yazmaya başlıyor Edmund Burke.
Fransa’daki Devrim Üzerine Düşünceler kitabı Edmund Burke’ün 1790 yılının ilkbaharında kaleme aldığı bir mektuptur. Eser -yazarının da belirttiği üzere- mektup niyetiyle başlanıp ardından yaklaşık 340 sayfalık bir kitaba dönüşmüştür. Burke’ün Fransa’da gerçekleşen devrimi kendine dert etmesinin sebebi nedir? Cevabı yine mektubundan okuyalım: “Komşumuzun evi yanarken, yangın tulumbaları ile kendi kendimize oynamak münasip olmaz. Fazla güvenden dolayı mahvolmaktansa, fazla endişeli ve vehimli olmaktan dolayı küçümsenmek yeğdir.”[1] Bu söz zihnimize ne kadar da tanıdık gelmektedir, değil mi? Burke’ün bu meseleyi kendine dert edinmesi önemli bir tavırdır. Olayın bizzat içinde olmamasına rağmen kendini sorumlu hissederek -sözü kimseyi etkilemese bile- belki bir çare olur niyetiyle yazmıştır mektubunu.
Kitabın günümüz için değer taşımasındaki ana etken: Muhafazakârlık kavramının en temel eseri olarak kabul edilmesidir. Burke, eserinin içinde serpiştirmiş olduğu satır arasındaki ifadelerinde muhafazakârlık ideolojisinin alt yapısını, tabir-i caizse röper noktalarını belirtmektedir: Bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz ıslahatlar; eski olana saygı prensibi çerçevesinde yürütülmüştür.”[2]Eskiyi koruma ve yeniye temkinli bir şekilde yaklaşma muhafazakâr düşüncenin temel taşlarıdır.
Burke, Fransa’da gerçekleşen devrimi eleştirirken genelde İngiltere üzerinden yorum yapmakta ve ‘devrim’in kendisine de karşı çıkmaktadır: “Haklı olsun ya da olmasın, devrim, fikir sahiplerinin ve iyi insanların başvuracağı en son çaredir.”[3]Buna rağmen Burke Amerika’da gerçekleşen devrimden övgüyle bahsederek kendi içinde bir çelişki yaşamaktadır.
Burke, kitabın ilerleyen bölümlerinde[4] demokrasi eleştirisi olarak ifade edebileceğimiz şu görüşlere yer vermektedir : “Yirmi dört milyonun iki yüz bine hükmetmesi gerektiğinden söz edilmektedir. Şayet bir krallığın anayasası aritmetiğe dayanıyorsa, bu tez doğrudur. Bu tarz bir söylem, kendisine destek olarak fener direklerini aldığında yeterli görünmektedir. Ancak, bu durum, vaziyeti sükûnetle sorgulayanlar için saçmalıktan başka bir şey değildir. Çoğunluğun iradesi ve çıkarları, sıklıkla farklılık arz edebilmektedir; çoğunluk kötü bir tercih yaptığında bu fark daha da büyük olmaktadır.[5] Demokrasinin salt sayısal çoğunluğun yönetimi olarak görülüp eleştirilmesi eksik bir okumadır. Burke’ün asıl eleştirisi Fransız Devrimi’ni gerçekleştirenlere olduğu için bu eleştiri sıcağı sıcağına verilmiş bir refleks olarak kalmakta ve demokrasi eleştirisinin zemini doldurulamadan farklı bir konuya geçilmiş gözükmektedir.
Satır aralarına serpiştirilmiş bazı düşünceler, doğruluğunu içinde bulunmuş olduğumuz çağda ispatlamış gözükmektedir. Sivil Toplum Kuruluşları hakkında söylemiş olduğu: “Eğer sivil toplum, insanoğlunun yararına bir şey olsaydı; sağlayacağı yararlar, insanın hakkı hâline gelirdi. Sivil toplum, bir hayır kurumudur ve bizzat kanunun kendisi, kurallara göre hareket eden bir hayırdan başka bir şey değildir”[6] sözleri önemsenmelidir. Dönemin Sivil Toplum Örgütü’nü bu şekilde okuyup karşı çıkabilmek önemli bir tavırdır. “Sivil Toplum Örgütü nedir?”, “Ne işe yarar?”, “Niçin kurulmuştur?”, “Böyle bir örgüte gerek var mıdır?” benzeri soruların zihnimizde cevaplanması gerekmektedir. Burke, Sivil Toplum Kuruluşları’na eleştirilerini dile getirirken bizim zihnimizde yer eden saiklerle mi yoksa ‘Devlet Baba’ olarak gördüğü yönetici zümreye zeval gelmemesi için mi yaptığı üzerinde durulması gereken bir noktadır. Yer yer birçoğumuz tarafından kullanılan ‘Devlet Baba’ ifadesi 1970’li yıllarda Burke tarafından şu şekilde dile getirilmiştir: “İnatçılık ve körü körüne önyargıdan on bin kat kötü olan döneklik ve kaypaklık denen şerri def etmek amacıyla, devleti kutsadık ki; insanlar devletin eksikliklerine ve ahlaksızlıklarına ihtiyatla baksınlar; devleti yıkarak reforme etmeye koyulmayı hayal dahi edemesinler; devletin hatıralarına bir babanın yaralarını sarar bir edayla, dindar bir saygıyla ve titrek bir endişeyle yaklaşsınlar.”[7]
Burke’e göre Fransa’daki devrime etki eden sebeplerden biri de 1788’de kurulan Fransız meclisidir. Mecliste bulunan kalifiyesiz avamî siyasetçiler devrime etki etmişlerdir.
Burke, Fransa’daki devrimi eleştirirken eski-yeni çatışması üzerinde çizgisini belirginleştirmektedir. Yıkmak yerine onarmayı, yeni yapılar inşa etmek yerine eskilerle idare etmeyi benimsiyor: “Binanın mevcut tarzına mümkün olduğunca yakın tarzda bir tadilat yolunu seçmeliyim”[8] Bu cümle Burke’ün kitapta vermek istediği ana mesajı özetler niteliktedir. Eski kötü olsa da yeni bilinmez olduğu için eskinin tadilat edilip kullanılması gerekmektedir. Burke’e göre radikal siyasi değişiklikler tehlikelidir ve daha önce tecrübe edilmemiş yönetim yapılarını yalnızca teorik olarak kurmak hatalıdır. Siyaset ve yönetim, pratiğe ve deneyime bağlıdır, teorik bilgi yeterli değildir. Kurulan yeni toplumsal yapı sağlam olmaz ise kaos meydana gelir ve eskisinden daha kötü bir ortam oluşur. Siyaset ise geçmiş deneyimlere dayanan geleneklere bağlı deneyimsel bir bilimdir.
Son olarak kitabın geneline baktığımızda şu hususlar dikkatimizi çekecektir:
Fransa’da gerçekleşen devrimin yanlışlığı, devrim öncesiyle yapılan karşılaştırmalar Parisli genç özelinden Fransız halkının geneline söylenmektedir.
Fransız halkına yönetim biçimi olarak İngiliz yönetim biçimi önerilmekte ve bu yönetim biçiminin neden iyi olduğu Burke’ün mektubunda açıklanmaktadır.
Devrim üzerindeki görüşlerinin altında muhafazakârlık ideolojisinin etkileri ve demokrasi eleştirileri bariz bir şekilde görülmektedir.
Kitap bir mektup olarak başlamasına rağmen kastını aşarak günümüze kadar değerini koruyan bir esere dönüşür.
Kitabın içerisinde alt başlık olmaması okuyucunun bir yerde bunalmasına neden olabilir fakat kitabın sonunu getirebilmek için bir arkadaşımın kitap hakkında vermiş olduğu tavsiyeyi sizlere de aktarmak istiyorum. Kitabı, her gün 15 sayfa civarında bir okuma ile birkaç haftaya yayarak okumak hem daha istifadeli hem de daha akıcı bir okuma süreci sağlamış olacaktır.
Edmund Burk’ün sözleriyle yazımızı sonlandırmak yerinde olacaktır: “Basiretin, ihtiyatın ve ferâsetin yüzyılda inşa ettiği bir yapıyı, öfke ve cinnet yarım saatte yerle bir edebilir.”[9]
[1] Edmund Burke, Fransa’daki Devrim Üzerine Düşünceler, Kadim Yayınları, Ankara, 2016, s. 28.
Coğrafyanın, kaderin, insanların ve hikâyelerin sürekli akıp durduğunu, dönüştüğünü, iyi ve kötü anlamda birbirini beslediğini mükemmele yakın anlatan Değirmenler Vadisi kitabını ilk kez okuduğum günkü heyecanımı hâlâ hatırlıyorum. Doksan küsur sayfada bunca çok şey, bunca yalınlıkta, bunca ustalıkla nasıl anlatılır diye ağzı açık ayran budalası gibi bakakalmıştım sayfalara, cümlelere sözcüklere. Kadim anlatıların, masalların çeşnisi vardı ama modern bir hikâyeydi anlatılan.
Zemheride gül açanlar! Ağustos’ta buz tutanlar! Su üstüne yazı yazan sevda kahramanları! Türkülerle Anadolu’yu dolaşmak için sabırsızlananlar! Daha ne bekliyorsunuz? Haydi, artık düşün yollara…
El minibüsleri, el arabaları, bakkallar, vitrini bile tevazusuna başkaldıramayan ardiyeden hallice dükkânlar çocukluğumuzu öyle sarmış sarmalamış ki, para bile vermeden alıyormuşçasına mutluluk yüklü hatıralarımız.
“Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”
Fransa’daki Devrim Üzerine Düşünceler / Edmund Burke
“Parisli bir beyefendiye gönderme niyetiyle kaleme alınmış bir mektupla; Fransız Devrimi ve Londra’daki bazı toplulukların bu olayla ilgili kararları üzerine“ diyerek mektubunu yazmaya başlıyor Edmund Burke.
Fransa’daki Devrim Üzerine Düşünceler kitabı Edmund Burke’ün 1790 yılının ilkbaharında kaleme aldığı bir mektuptur. Eser -yazarının da belirttiği üzere- mektup niyetiyle başlanıp ardından yaklaşık 340 sayfalık bir kitaba dönüşmüştür. Burke’ün Fransa’da gerçekleşen devrimi kendine dert etmesinin sebebi nedir? Cevabı yine mektubundan okuyalım: “Komşumuzun evi yanarken, yangın tulumbaları ile kendi kendimize oynamak münasip olmaz. Fazla güvenden dolayı mahvolmaktansa, fazla endişeli ve vehimli olmaktan dolayı küçümsenmek yeğdir.”[1] Bu söz zihnimize ne kadar da tanıdık gelmektedir, değil mi? Burke’ün bu meseleyi kendine dert edinmesi önemli bir tavırdır. Olayın bizzat içinde olmamasına rağmen kendini sorumlu hissederek -sözü kimseyi etkilemese bile- belki bir çare olur niyetiyle yazmıştır mektubunu.
Kitabın günümüz için değer taşımasındaki ana etken: Muhafazakârlık kavramının en temel eseri olarak kabul edilmesidir. Burke, eserinin içinde serpiştirmiş olduğu satır arasındaki ifadelerinde muhafazakârlık ideolojisinin alt yapısını, tabir-i caizse röper noktalarını belirtmektedir: Bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz ıslahatlar; eski olana saygı prensibi çerçevesinde yürütülmüştür.”[2] Eskiyi koruma ve yeniye temkinli bir şekilde yaklaşma muhafazakâr düşüncenin temel taşlarıdır.
Burke, Fransa’da gerçekleşen devrimi eleştirirken genelde İngiltere üzerinden yorum yapmakta ve ‘devrim’in kendisine de karşı çıkmaktadır: “Haklı olsun ya da olmasın, devrim, fikir sahiplerinin ve iyi insanların başvuracağı en son çaredir.”[3] Buna rağmen Burke Amerika’da gerçekleşen devrimden övgüyle bahsederek kendi içinde bir çelişki yaşamaktadır.
Burke, kitabın ilerleyen bölümlerinde[4] demokrasi eleştirisi olarak ifade edebileceğimiz şu görüşlere yer vermektedir : “Yirmi dört milyonun iki yüz bine hükmetmesi gerektiğinden söz edilmektedir. Şayet bir krallığın anayasası aritmetiğe dayanıyorsa, bu tez doğrudur. Bu tarz bir söylem, kendisine destek olarak fener direklerini aldığında yeterli görünmektedir. Ancak, bu durum, vaziyeti sükûnetle sorgulayanlar için saçmalıktan başka bir şey değildir. Çoğunluğun iradesi ve çıkarları, sıklıkla farklılık arz edebilmektedir; çoğunluk kötü bir tercih yaptığında bu fark daha da büyük olmaktadır.[5] Demokrasinin salt sayısal çoğunluğun yönetimi olarak görülüp eleştirilmesi eksik bir okumadır. Burke’ün asıl eleştirisi Fransız Devrimi’ni gerçekleştirenlere olduğu için bu eleştiri sıcağı sıcağına verilmiş bir refleks olarak kalmakta ve demokrasi eleştirisinin zemini doldurulamadan farklı bir konuya geçilmiş gözükmektedir.
Satır aralarına serpiştirilmiş bazı düşünceler, doğruluğunu içinde bulunmuş olduğumuz çağda ispatlamış gözükmektedir. Sivil Toplum Kuruluşları hakkında söylemiş olduğu: “Eğer sivil toplum, insanoğlunun yararına bir şey olsaydı; sağlayacağı yararlar, insanın hakkı hâline gelirdi. Sivil toplum, bir hayır kurumudur ve bizzat kanunun kendisi, kurallara göre hareket eden bir hayırdan başka bir şey değildir”[6] sözleri önemsenmelidir. Dönemin Sivil Toplum Örgütü’nü bu şekilde okuyup karşı çıkabilmek önemli bir tavırdır. “Sivil Toplum Örgütü nedir?”, “Ne işe yarar?”, “Niçin kurulmuştur?”, “Böyle bir örgüte gerek var mıdır?” benzeri soruların zihnimizde cevaplanması gerekmektedir. Burke, Sivil Toplum Kuruluşları’na eleştirilerini dile getirirken bizim zihnimizde yer eden saiklerle mi yoksa ‘Devlet Baba’ olarak gördüğü yönetici zümreye zeval gelmemesi için mi yaptığı üzerinde durulması gereken bir noktadır. Yer yer birçoğumuz tarafından kullanılan ‘Devlet Baba’ ifadesi 1970’li yıllarda Burke tarafından şu şekilde dile getirilmiştir: “İnatçılık ve körü körüne önyargıdan on bin kat kötü olan döneklik ve kaypaklık denen şerri def etmek amacıyla, devleti kutsadık ki; insanlar devletin eksikliklerine ve ahlaksızlıklarına ihtiyatla baksınlar; devleti yıkarak reforme etmeye koyulmayı hayal dahi edemesinler; devletin hatıralarına bir babanın yaralarını sarar bir edayla, dindar bir saygıyla ve titrek bir endişeyle yaklaşsınlar.”[7]
Burke’e göre Fransa’daki devrime etki eden sebeplerden biri de 1788’de kurulan Fransız meclisidir. Mecliste bulunan kalifiyesiz avamî siyasetçiler devrime etki etmişlerdir.
Burke, Fransa’daki devrimi eleştirirken eski-yeni çatışması üzerinde çizgisini belirginleştirmektedir. Yıkmak yerine onarmayı, yeni yapılar inşa etmek yerine eskilerle idare etmeyi benimsiyor: “Binanın mevcut tarzına mümkün olduğunca yakın tarzda bir tadilat yolunu seçmeliyim”[8] Bu cümle Burke’ün kitapta vermek istediği ana mesajı özetler niteliktedir. Eski kötü olsa da yeni bilinmez olduğu için eskinin tadilat edilip kullanılması gerekmektedir. Burke’e göre radikal siyasi değişiklikler tehlikelidir ve daha önce tecrübe edilmemiş yönetim yapılarını yalnızca teorik olarak kurmak hatalıdır. Siyaset ve yönetim, pratiğe ve deneyime bağlıdır, teorik bilgi yeterli değildir. Kurulan yeni toplumsal yapı sağlam olmaz ise kaos meydana gelir ve eskisinden daha kötü bir ortam oluşur. Siyaset ise geçmiş deneyimlere dayanan geleneklere bağlı deneyimsel bir bilimdir.
Son olarak kitabın geneline baktığımızda şu hususlar dikkatimizi çekecektir:
Edmund Burk’ün sözleriyle yazımızı sonlandırmak yerinde olacaktır: “Basiretin, ihtiyatın ve ferâsetin yüzyılda inşa ettiği bir yapıyı, öfke ve cinnet yarım saatte yerle bir edebilir.”[9]
[1] Edmund Burke, Fransa’daki Devrim Üzerine Düşünceler, Kadim Yayınları, Ankara, 2016, s. 28.
[2] Burke, a. g. e., s. 57.
[3] Burke, a. g. e., s. 57.
[4] Her ne kadar bölüm olarak ifade etsek de kitabın genelinde hiçbir alt başlık bulunmamaktadır.
[5] Burke, a. g. e., s. 82-83.
[6] Burke, a. g. e., s. 91.
[7] Burke, a. g. e., s. 140.
[8] Burke, a. g. e., s. 336.
[9] Burke, a. g. e., s. 232.
İlgili Yazılar
Hikâye Değirmeninde Öğütülen İnsan
Coğrafyanın, kaderin, insanların ve hikâyelerin sürekli akıp durduğunu, dönüştüğünü, iyi ve kötü anlamda birbirini beslediğini mükemmele yakın anlatan Değirmenler Vadisi kitabını ilk kez okuduğum günkü heyecanımı hâlâ hatırlıyorum. Doksan küsur sayfada bunca çok şey, bunca yalınlıkta, bunca ustalıkla nasıl anlatılır diye ağzı açık ayran budalası gibi bakakalmıştım sayfalara, cümlelere sözcüklere. Kadim anlatıların, masalların çeşnisi vardı ama modern bir hikâyeydi anlatılan.
Anadolu Türkü Dolu
Zemheride gül açanlar! Ağustos’ta buz tutanlar! Su üstüne yazı yazan sevda kahramanları! Türkülerle Anadolu’yu dolaşmak için sabırsızlananlar! Daha ne bekliyorsunuz? Haydi, artık düşün yollara…
Ekonomi-politiğin Çocukça Dile Gelişi: Kahraman Seyyar Satıcılar Devasa Kamyonlara Karşı
El minibüsleri, el arabaları, bakkallar, vitrini bile tevazusuna başkaldıramayan ardiyeden hallice dükkânlar çocukluğumuzu öyle sarmış sarmalamış ki, para bile vermeden alıyormuşçasına mutluluk yüklü hatıralarımız.
Yazmasak Deli Olur Muyduk?
“Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”
Küçürek Öyküler
Tekasür
– Bu kabristan çok büyümüş.
– Say say bitmiyor, sorma…