“Eleştiri seküler olmayıp, bunun aksine bizatihi kendisi eleştiri ve öz eleştirinin koşuludur.” Wendy Brown
“Eleştiri seküler midir?” adlı kitap Talal Asad, Judith Butler, Saba Mahmood ve Wendy Brown’un kolektif bir çalışması. Şüphesiz eleştirinin seküler olduğu iddiası çok büyük ve sansasyonel bir iddia. Bu iddiaya yöneltilmiş eleştirileri mezkûr yazarların düşünceleri ve kitap bağlamında sizler için konuşmaya çalıştık.
Hakim paradigma olan Batı paradigması, küresel müesses nizam veya küresel güç için komünizm hayaleti üzerinden kazanılan iktidar alanı zayıflamaya başladığından beri İslâm/Müslümanlar ve İslâmcılık yeni mümbit ve işlevsel bir iktidar aracı olarak görülmekte.
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren mekân ve coğrafya, düşünürlerin sistematik çalışma konularından biri olagelmiştir. Özellikle Marksist geleneğin temsilcilerinden Henri Lefebvre ve David Harvey, bu çalışmaların seyrinde en ciddi katkısı olan düşünürlerdendir. Mekân, toplumsal süreçlerden ve iktisadi değişimlerden azade bir olgu olmayıp tersine bunlarla diyalektik bir etkileşim içindedir. Bu etkileşim çok yönlü olup ancak farklı disiplinlerin birlikteliğini kapsayan bir bakış açısıyla değerlendirmek mümkündür. Bu bağlamda değerlendirmeye çalışacağımız Sosyal Adalet ve Şehir kitabı, David Harvey’in mekân ve iktisat bağlamında yazmış olduğu kuramsal bir çalışmadır.
Toplumu oluşturan en önemli unsurlardan birisi dindir. İnsanlık tarihindeki örneklerine bakıldığında tüm dinlerde görevi dinî öğretileri temsil etmek ve bunları insanlara anlatmak olan bir sınıfla karşılaşılır. Diğer dinlere nazaran İslam’da din adamı ve ruhban sınıfı olmadığı kabul edilir. Bu tespit Hz. Peygamber ve yakın arkadaşlarının örnekliği esas alındığında doğru kabul edilebilir. Ancak ilk halifeler döneminde …
Bu noktadan hareketle de salt mekân seçimi bağlamında bile olsa, bazen bir roman, bir mekânı öylesine sahiplenir ki, o yer artık yalnızca coğrafi bir nokta olmaktan çıkar, edebiyatın bir parçasına dönüşür ve biz o romanı okurken işlenen tema bir yana, öte yandan da bu temanın ve konunun geçmiş olduğu seçilen mekânı da okumuş ve bu okuma süreci içerisinde de o mekânda olmanın gerçekliğini hissederiz ki, salt mekân seçimi bağlamında da olsa işte orada olma başarısını sağlamış oluşu ile de okuduğumuz romanın içinde buluruz kendimizi.
İnsanlık tüketmeyi öğrendiğinden beri huzura kavuşamadı. Çünkü tüketmeyi öğrenen insanın kodlarına yok etmenin temel hazları işlendi. Temel sorun yok edilenin de evrende bir yer kaplayacağını düşünmemekti. Sonsuzluk algısında meydana gelen dönüşüm de bu konuda etkili. Ebediyet fikrinde olmuş olan, olacak olan ve olan birbirinden kopmaz bir bütündür ve her şeyin bir yeri vardır bu evrende.
İslâm iktisadının değer yüklü karakteri, anlam ve uygulama boyutuyla Müslüman bireyden Müslüman topluma geniş bir çerçeve çizer. Dine dayalı ahlâkın iktisada dâhil edilmesi yönüyle Müslüman ekonomisinin iktisadi davranışın kurumsal ve toplumsal yapı ve işlevinde pratik ve esneklik kazanması, meseledir. Hayat şartları değişken yapısı karşısında ekonomik üretim ve pazarlamayı peşinden sürüklemiş. Arz ve talep dengesi finansal hareketlilikle yönetilmiştir. İslâm İktisadi karakter yapısı ve özellikleri süre gelen modern ekonomik anlayışlara –Liberalizm, Sosyalizm, Komünizm, Kapitalizm, Karma Ekonomi– farklı bir yapıya sahip, Müslüman toplumun ‘gerçekleri’ ile tanımlanır ve pozitif (neoklasik) iktisattan ayırır.
“Eleştiri Seküler midir?” Tartışmasını Tartışmak
“Eleştiri seküler olmayıp, bunun aksine bizatihi kendisi eleştiri ve öz eleştirinin koşuludur.” Wendy Brown
“Eleştiri seküler midir?” adlı kitap Talal Asad, Judith Butler, Saba Mahmood ve Wendy Brown’un kolektif bir çalışması. Şüphesiz eleştirinin seküler olduğu iddiası çok büyük ve sansasyonel bir iddia. Bu iddiaya yöneltilmiş eleştirileri mezkûr yazarların düşünceleri ve kitap bağlamında sizler için konuşmaya çalıştık.
Hakim paradigma olan Batı paradigması, küresel müesses nizam veya küresel güç için komünizm hayaleti üzerinden kazanılan iktidar alanı zayıflamaya başladığından beri İslâm/Müslümanlar ve İslâmcılık yeni mümbit ve işlevsel bir iktidar aracı olarak görülmekte.
Bu yazının devamı 200. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
200. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Sosyal Adalet ve Şehir
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren mekân ve coğrafya, düşünürlerin sistematik çalışma konularından biri olagelmiştir. Özellikle Marksist geleneğin temsilcilerinden Henri Lefebvre ve David Harvey, bu çalışmaların seyrinde en ciddi katkısı olan düşünürlerdendir. Mekân, toplumsal süreçlerden ve iktisadi değişimlerden azade bir olgu olmayıp tersine bunlarla diyalektik bir etkileşim içindedir. Bu etkileşim çok yönlü olup ancak farklı disiplinlerin birlikteliğini kapsayan bir bakış açısıyla değerlendirmek mümkündür. Bu bağlamda değerlendirmeye çalışacağımız Sosyal Adalet ve Şehir kitabı, David Harvey’in mekân ve iktisat bağlamında yazmış olduğu kuramsal bir çalışmadır.
Vaazcı Dinî Söylemin İnsan ve Toplum Psikolojisine Etkisi (Ali el-Verdî’nin “Sultanların Vaizleri” Adlı Eseri Üzerine)
Toplumu oluşturan en önemli unsurlardan birisi dindir. İnsanlık tarihindeki örneklerine bakıldığında tüm dinlerde görevi dinî öğretileri temsil etmek ve bunları insanlara anlatmak olan bir sınıfla karşılaşılır. Diğer dinlere nazaran İslam’da din adamı ve ruhban sınıfı olmadığı kabul edilir. Bu tespit Hz. Peygamber ve yakın arkadaşlarının örnekliği esas alındığında doğru kabul edilebilir. Ancak ilk halifeler döneminde …
Zeyniler Köyü ve Çalıkuşu’nun İzinde Bir Yolculuk
Bu noktadan hareketle de salt mekân seçimi bağlamında bile olsa, bazen bir roman, bir mekânı öylesine sahiplenir ki, o yer artık yalnızca coğrafi bir nokta olmaktan çıkar, edebiyatın bir parçasına dönüşür ve biz o romanı okurken işlenen tema bir yana, öte yandan da bu temanın ve konunun geçmiş olduğu seçilen mekânı da okumuş ve bu okuma süreci içerisinde de o mekânda olmanın gerçekliğini hissederiz ki, salt mekân seçimi bağlamında da olsa işte orada olma başarısını sağlamış oluşu ile de okuduğumuz romanın içinde buluruz kendimizi.
Baumanın Iskarta Hayatlar Kavramı Üzerinden ‘İsraf Atık Ve Getto’
İnsanlık tüketmeyi öğrendiğinden beri huzura kavuşamadı. Çünkü tüketmeyi öğrenen insanın kodlarına yok etmenin temel hazları işlendi. Temel sorun yok edilenin de evrende bir yer kaplayacağını düşünmemekti. Sonsuzluk algısında meydana gelen dönüşüm de bu konuda etkili. Ebediyet fikrinde olmuş olan, olacak olan ve olan birbirinden kopmaz bir bütündür ve her şeyin bir yeri vardır bu evrende.
Modern Hayata Kurtarıcı Bir Nefes: İslâm İktisadında Ahlâkî Aksiyom
İslâm iktisadının değer yüklü karakteri, anlam ve uygulama boyutuyla Müslüman bireyden Müslüman topluma geniş bir çerçeve çizer. Dine dayalı ahlâkın iktisada dâhil edilmesi yönüyle Müslüman ekonomisinin iktisadi davranışın kurumsal ve toplumsal yapı ve işlevinde pratik ve esneklik kazanması, meseledir. Hayat şartları değişken yapısı karşısında ekonomik üretim ve pazarlamayı peşinden sürüklemiş. Arz ve talep dengesi finansal hareketlilikle yönetilmiştir. İslâm İktisadi karakter yapısı ve özellikleri süre gelen modern ekonomik anlayışlara –Liberalizm, Sosyalizm, Komünizm, Kapitalizm, Karma Ekonomi– farklı bir yapıya sahip, Müslüman toplumun ‘gerçekleri’ ile tanımlanır ve pozitif (neoklasik) iktisattan ayırır.
Alışverişe devam et