Toplumu oluşturan en önemli unsurlardan birisi dindir. İnsanlık tarihindeki örneklerine bakıldığında tüm dinlerde görevi dinî öğretileri temsil etmek ve bunları insanlara anlatmak olan bir sınıfla karşılaşılır. Diğer dinlere nazaran İslam’da din adamı ve ruhban sınıfı olmadığı kabul edilir. Bu tespit Hz. Peygamber ve yakın arkadaşlarının örnekliği esas alındığında doğru kabul edilebilir. Ancak ilk halifeler döneminde ortaya çıkan siyasi ve sosyal çalkantıların Emevi devletinin tarih sahnesine çıkmasıyla sonuçlanmasının bu hususta derin bir kırılmaya yol açtığı söylenebilir. Müslüman toplumlarda din adamlığı olgusunun ilk nüveleri söz konusu siyasi ayrışmalardan sonra tezahür etmeye başlamıştır.
Müslüman toplumlarda fırkalaşma ve ekolleşmelerin yaşanmasına paralel olarak, din adamlığı olgusunun ete kemiğe büründüğüne ve kurumsal bir hüviyet kazandığına şahit oluruz. İlk Müslüman nesilden sonraki dönemlerde kurumlaşan din adamlığının toplumsal hayatta üstlendiği rol ve işlev incelemeye değer bir alandır. Zira her ne kadar İslam’da din adamı sınıfı yoktur dense de bu müessesenin bir tür meşrulaştırma aracı olarak Müslüman yöneticiler tarafından asırlar boyu kullanıldığı ve kullanılmaya devam ettiği tartışma götürmez bir gerçektir.
“Eleştiri seküler midir?” adlı kitap Talal Asad, Judith Butler, Saba Mahmood ve Wendy Brown’un kolektif bir çalışması. Şüphesiz eleştirinin seküler olduğu iddiası çok büyük ve sansasyonel bir iddia. Bu iddiaya yöneltilmiş eleştirileri mezkûr yazarların düşünceleri ve kitap bağlamında sizler için konuşmaya çalıştık.
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren mekân ve coğrafya, düşünürlerin sistematik çalışma konularından biri olagelmiştir. Özellikle Marksist geleneğin temsilcilerinden Henri Lefebvre ve David Harvey, bu çalışmaların seyrinde en ciddi katkısı olan düşünürlerdendir. Mekân, toplumsal süreçlerden ve iktisadi değişimlerden azade bir olgu
Fransa’daki Devrim Üzerine Düşünceler kitabı Edmund Burke’ün 1790 yılının ilkbaharında kaleme aldığı bir mektuptur. Eser -yazarının da belirttiği üzere- mektup niyetiyle başlanıp ardından yaklaşık 340 sayfalık bir kitaba dönüşmüştür.
İnsanlık tüketmeyi öğrendiğinden beri huzura kavuşamadı. Çünkü tüketmeyi öğrenen insanın kodlarına yok etmenin temel hazları işlendi. Temel sorun yok edilenin de evrende bir yer kaplayacağını düşünmemekti. Sonsuzluk algısında meydana gelen dönüşüm de bu konuda etkili.
Bu noktadan hareketle de salt mekân seçimi bağlamında bile olsa, bazen bir roman, bir mekânı öylesine sahiplenir ki, o yer artık yalnızca coğrafi bir nokta olmaktan çıkar, edebiyatın bir parçasına dönüşür ve biz o romanı okurken işlenen tema bir yana, öte yandan da bu temanın ve konunun geçmiş olduğu seçilen mekânı da
Vaazcı Dinî Söylemin İnsan ve Toplum Psikolojisine Etkisi (Ali el-Verdî’nin “Sultanların Vaizleri” Adlı Eseri Üzerine)
Toplumu oluşturan en önemli unsurlardan birisi dindir. İnsanlık tarihindeki örneklerine bakıldığında tüm dinlerde görevi dinî öğretileri temsil etmek ve bunları insanlara anlatmak olan bir sınıfla karşılaşılır. Diğer dinlere nazaran İslam’da din adamı ve ruhban sınıfı olmadığı kabul edilir. Bu tespit Hz. Peygamber ve yakın arkadaşlarının örnekliği esas alındığında doğru kabul edilebilir. Ancak ilk halifeler döneminde ortaya çıkan siyasi ve sosyal çalkantıların Emevi devletinin tarih sahnesine çıkmasıyla sonuçlanmasının bu hususta derin bir kırılmaya yol açtığı söylenebilir. Müslüman toplumlarda din adamlığı olgusunun ilk nüveleri söz konusu siyasi ayrışmalardan sonra tezahür etmeye başlamıştır.
Müslüman toplumlarda fırkalaşma ve ekolleşmelerin yaşanmasına paralel olarak, din adamlığı olgusunun ete kemiğe büründüğüne ve kurumsal bir hüviyet kazandığına şahit oluruz. İlk Müslüman nesilden sonraki dönemlerde kurumlaşan din adamlığının toplumsal hayatta üstlendiği rol ve işlev incelemeye değer bir alandır. Zira her ne kadar İslam’da din adamı sınıfı yoktur dense de bu müessesenin bir tür meşrulaştırma aracı olarak Müslüman yöneticiler tarafından asırlar boyu kullanıldığı ve kullanılmaya devam ettiği tartışma götürmez bir gerçektir.
Bu yazının devamı 196. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
196. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
“Eleştiri Seküler midir?” Tartışmasını Tartışmak
“Eleştiri seküler midir?” adlı kitap Talal Asad, Judith Butler, Saba Mahmood ve Wendy Brown’un kolektif bir çalışması. Şüphesiz eleştirinin seküler olduğu iddiası çok büyük ve sansasyonel bir iddia. Bu iddiaya yöneltilmiş eleştirileri mezkûr yazarların düşünceleri ve kitap bağlamında sizler için konuşmaya çalıştık.
Sosyal Adalet ve Şehir
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren mekân ve coğrafya, düşünürlerin sistematik çalışma konularından biri olagelmiştir. Özellikle Marksist geleneğin temsilcilerinden Henri Lefebvre ve David Harvey, bu çalışmaların seyrinde en ciddi katkısı olan düşünürlerdendir. Mekân, toplumsal süreçlerden ve iktisadi değişimlerden azade bir olgu
Fransa’daki Devrim Üzerine Düşünceler / Edmund Burke
Fransa’daki Devrim Üzerine Düşünceler kitabı Edmund Burke’ün 1790 yılının ilkbaharında kaleme aldığı bir mektuptur. Eser -yazarının da belirttiği üzere- mektup niyetiyle başlanıp ardından yaklaşık 340 sayfalık bir kitaba dönüşmüştür.
Baumanın Iskarta Hayatlar Kavramı Üzerinden ‘İsraf Atık Ve Getto’
İnsanlık tüketmeyi öğrendiğinden beri huzura kavuşamadı. Çünkü tüketmeyi öğrenen insanın kodlarına yok etmenin temel hazları işlendi. Temel sorun yok edilenin de evrende bir yer kaplayacağını düşünmemekti. Sonsuzluk algısında meydana gelen dönüşüm de bu konuda etkili.
Zeyniler Köyü ve Çalıkuşu’nun İzinde Bir Yolculuk
Bu noktadan hareketle de salt mekân seçimi bağlamında bile olsa, bazen bir roman, bir mekânı öylesine sahiplenir ki, o yer artık yalnızca coğrafi bir nokta olmaktan çıkar, edebiyatın bir parçasına dönüşür ve biz o romanı okurken işlenen tema bir yana, öte yandan da bu temanın ve konunun geçmiş olduğu seçilen mekânı da
Alışverişe devam et