“Senin asrında yaşamadığım için üzgünüm ey Muhammed! Öğreteni ve neşredeni olduğun bu kitap, senin sözlerin değildir. Bunun Allah’tan geldiğini inkâr etmek, mevcut ilimlerin yanlışlığını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için insanlık, senin gibi seçilmiş bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben huzuru muhabbetinde kemal-i hürmetle eğilirim.” Otto Von Bismarck.
Kur’an’ın hayat kitabı olduğunu, O’nu ömrüm boyunca okumam gerektiğini küçük yaşlarda öğrettiler bana. Ortaokulda öğrendim Kur’an okumasını. Lisede bazı sureleri ezberlemek zorunda kaldım. Yedi yıl boyunca bir “ders” olarak okuduğum Kur’an’ı, maalesef anlamaya yönelik özel bir çabam olmadı. Çünkü müfredat buna uygun değildi. Kur’an’ın ne söylediğine dair merakım liseden mezun olduktan sonra başladı. Babamın: “Bunca yıl boşuna mı okudun, imam olsana!” sözü nedense içimde hep; “Bunca yıl boşuna mı okudun, iman etsene!” sözüne dönüştü.
Bu yazının devamı
193. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Akıl, algıladığı görüntüleri, duygu ile vardığı şeyleri yorumlayıp bir tasnife, bir düzene koymak ister. Düşünen insan, nesnelerle de yetinmeyip fizikötesi alanlara uzar. Bir yorum getirip bir idrake varıncaya dek, itminan oluncaya dek uğraşır. Bir yoruma varmak tutkusu, normal işlevidir aklın. Adeta mecburdur bir analiz ve sentez yapmaya.
Daha birkaç saat önce toprağı terk eden çiçekler. Daha birkaç saat önce hayatın yabanıl yanında umut diye haykıran! Vurdumduymaz bir insanın elinde; bu uzun bardağın içinde, duyguları adına terkedilen çiçekler. Kimi bir kadının ruhuna ruh oluyor, kimi dinlediği müziği yaşıyordu. Kimisi de rüzgârın özlemiyle gözyaşı döküyordu.
Hayatı bize gösteren, bizi görünür kılan ya da bizi perdeleyen, örten hatta maskeleyen nedir? İşimiz, konumumuz, imkânlarımız, sahip olduklarımız mıdır? Kadın-erkek, genç-ihtiyar demeden yeryüzündeki hikâyemizi bütüne taşıyan o köprü nasıl ve nerede kurulur?
Işıl ışıl yüzler, gözlerdeki pırıltı bakmalara doyamayacak yansımada. Şantiye olan dünyada, ilk inşaatını almış müteahhidin heyecanı gibi itinayla, mimarı olan rabbi Allah’ın projesini uygulamaya koymakta.. Aksamalar ve eksiklikler onun heyecanını söndürmemekte. Çünkü o heyecanını kat sakinlerinin vereceği meblağda değil âlemlerin rabbi Allah’tan alacağını bilerek inşasına devam etmekte.. Proje o kadar güzel ki hevâ ve hevesinin projeyi bozması ihtimaline karşı sadece projeye itaat etmekte.. Ve çıktığı her kat ve her dizayn, içerde ve dışarıda onu heyecanlandırmakta ve yeniden yeniden diyerek zamanın bitmesinden endişelenmekte.
Sosyal medyada can bulmuş parçalı gerçekler sayesinde artık nefes alıyoruz. Hayran olduğumuz kişileri takip etmek, içimizde kontrolsüz hisler uyandırıyor…Daha çok sıkılıyoruz. Daha fazla özeniyoruz. Gereksiz iltifatlar ediyoruz, bir kere bile aynı sofraya oturmadığımız, göz göze bakmadığımız insanlara. Gelişmek, iyileşmek yerine kendimizi dondurarak sadece takip ve taklit ediyor, kendi sesimizi tanıyamıyoruz.Sosyal medyada gezinirken, bir iltifat çarptı …
“Çün Okudun Bilmezsin Ha Bir Kuru Emektir”
“Senin asrında yaşamadığım için üzgünüm ey Muhammed! Öğreteni ve neşredeni olduğun bu kitap, senin sözlerin değildir. Bunun Allah’tan geldiğini inkâr etmek, mevcut ilimlerin yanlışlığını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için insanlık, senin gibi seçilmiş bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben huzuru muhabbetinde kemal-i hürmetle eğilirim.” Otto Von Bismarck.
Kur’an’ın hayat kitabı olduğunu, O’nu ömrüm boyunca okumam gerektiğini küçük yaşlarda öğrettiler bana. Ortaokulda öğrendim Kur’an okumasını. Lisede bazı sureleri ezberlemek zorunda kaldım. Yedi yıl boyunca bir “ders” olarak okuduğum Kur’an’ı, maalesef anlamaya yönelik özel bir çabam olmadı. Çünkü müfredat buna uygun değildi. Kur’an’ın ne söylediğine dair merakım liseden mezun olduktan sonra başladı. Babamın: “Bunca yıl boşuna mı okudun, imam olsana!” sözü nedense içimde hep; “Bunca yıl boşuna mı okudun, iman etsene!” sözüne dönüştü.
Bu yazının devamı 193. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Çeşitli Vaadlere Özet Bakış
Akıl, algıladığı görüntüleri, duygu ile vardığı şeyleri yorumlayıp bir tasnife, bir düzene koymak ister. Düşünen insan, nesnelerle de yetinmeyip fizikötesi alanlara uzar. Bir yorum getirip bir idrake varıncaya dek, itminan oluncaya dek uğraşır. Bir yoruma varmak tutkusu, normal işlevidir aklın. Adeta mecburdur bir analiz ve sentez yapmaya.
Kadının Ayağı Gül Oldu
Daha birkaç saat önce toprağı terk eden çiçekler. Daha birkaç saat önce hayatın yabanıl yanında umut diye haykıran! Vurdumduymaz bir insanın elinde; bu uzun bardağın içinde, duyguları adına terkedilen çiçekler. Kimi bir kadının ruhuna ruh oluyor, kimi dinlediği müziği yaşıyordu. Kimisi de rüzgârın özlemiyle gözyaşı döküyordu.
Aile Ocağı
Hayatı bize gösteren, bizi görünür kılan ya da bizi perdeleyen, örten hatta maskeleyen nedir? İşimiz, konumumuz, imkânlarımız, sahip olduklarımız mıdır? Kadın-erkek, genç-ihtiyar demeden yeryüzündeki hikâyemizi bütüne taşıyan o köprü nasıl ve nerede kurulur?
Yılgınlık Neyin Habercisi…
Işıl ışıl yüzler, gözlerdeki pırıltı bakmalara doyamayacak yansımada. Şantiye olan dünyada, ilk inşaatını almış müteahhidin heyecanı gibi itinayla, mimarı olan rabbi Allah’ın projesini uygulamaya koymakta.. Aksamalar ve eksiklikler onun heyecanını söndürmemekte. Çünkü o heyecanını kat sakinlerinin vereceği meblağda değil âlemlerin rabbi Allah’tan alacağını bilerek inşasına devam etmekte.. Proje o kadar güzel ki hevâ ve hevesinin projeyi bozması ihtimaline karşı sadece projeye itaat etmekte.. Ve çıktığı her kat ve her dizayn, içerde ve dışarıda onu heyecanlandırmakta ve yeniden yeniden diyerek zamanın bitmesinden endişelenmekte.
Oyun
Sosyal medyada can bulmuş parçalı gerçekler sayesinde artık nefes alıyoruz. Hayran olduğumuz kişileri takip etmek, içimizde kontrolsüz hisler uyandırıyor…Daha çok sıkılıyoruz. Daha fazla özeniyoruz. Gereksiz iltifatlar ediyoruz, bir kere bile aynı sofraya oturmadığımız, göz göze bakmadığımız insanlara. Gelişmek, iyileşmek yerine kendimizi dondurarak sadece takip ve taklit ediyor, kendi sesimizi tanıyamıyoruz.Sosyal medyada gezinirken, bir iltifat çarptı …
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.