Okumak özgürlüğe uçmaksa, Yazmak dalmaktır belki de. Ellerinle açarsın önünü, Ayaklarını çırparsın ilerlemek için. Kimi zaman yutsan bile suyu Tatlıdır bir göl gibi, hissetmezsin. Kimi zaman, boyunu aşar su Ayaklarının üstünde durduğunda yere basamazsın. Korkarsın dalmaya, emin olamazsın. Daldığında çıkamama korkusu vardır. Dalışın zorluğundan dolayı, debelenmekten çekinirsin Debelendikçe batıp, yukarı çıkamamaktan. Toparlayamamaktan bir daha… Kimi zaman dalışın yorar seni. Bir oksijen ister vücudun. Azalır direncin, Parmakların geri geri gider. Dışarı çıkar, gökyüzünü seyrederek devam edersin yazına. Anlatması zor gelen şeylerin yanına Bir iki çiçek kondurursun. Rahatlarsın böylece. Kimi zaman çok tuzlu olur su. Ne kadar dalmak istesen de, zorlar seni Su üstünde yaz der belki sana Çok fazla dalma, dokunma suya sabuna. Kimi zamansa daldığında Farkedemezsin dalgınlığından Su mudur daha tuzlu olan, gözyaşların mı? Suya dalarken, dalıyorum dersin. Bazen bir tebessüm belirir çehrende Bazen de yanaklarından aşağı süzülen Tuzlu su misali yakan damlalar vardır. Sakalının bittiği yerde birleştiği an damlalar, Tüylerin ürperir ve oksijenin alarm verir Şimdi ya çıkman gerekir sudan Ya da rahatlamak için yukarılarda ayak çırpman.
Çok aşikar görünür gözleri gün batımının
Sanki derlediği bir giz saklıyor
Tutmuş ruhundan ifakatlı ve kararlı
Yaymış ahzani duygularını asırlardır
Gölgesine sığınmak için bir acizin
Dikilmiş vecd halinde yaşlı söğüt.
Gözyaşıyla yıkanmış mevsimler boyu,
Dökülmüş omuzlarına kızıl yaprakları…
Nihayet gelmiş dibine
Yakaza halinde kendinden geçmiş sufi
Asılı ruhundaki zümrüt gerdan
Takılı dallarına huş ağacının,
Koyu kızıl ve derin gözleri.
Sen benim son düşümsün
Karşılaştık mı daha evvel?
Alacaklısın göçüp giden yanımdan
Seyrek dokunuşlarımdan
Durgun sularımdan
İyi bak gördüğün huzmelere:
‘Kestiiiik’ diyen sesin yankısı duyuluyor
Bol korunaklı sitelerimizden
Yüzüne ancak mobeselerde rastlayan ben
Takılıp kalıyorum gözlerinde
Gündüzleri Maria Magdalena’yı taşlayıp
Sonra şiirin başucuna kıvrılamaz mıyım?
Okumak özgürlüğe uçmaksa
Okumak özgürlüğe uçmaksa,
Yazmak dalmaktır belki de.
Ellerinle açarsın önünü,
Ayaklarını çırparsın ilerlemek için.
Kimi zaman yutsan bile suyu
Tatlıdır bir göl gibi, hissetmezsin.
Kimi zaman, boyunu aşar su
Ayaklarının üstünde durduğunda yere basamazsın.
Korkarsın dalmaya, emin olamazsın.
Daldığında çıkamama korkusu vardır.
Dalışın zorluğundan dolayı,
debelenmekten çekinirsin
Debelendikçe batıp, yukarı çıkamamaktan.
Toparlayamamaktan bir daha…
Kimi zaman dalışın yorar seni.
Bir oksijen ister vücudun.
Azalır direncin,
Parmakların geri geri gider.
Dışarı çıkar, gökyüzünü seyrederek devam edersin yazına.
Anlatması zor gelen şeylerin yanına
Bir iki çiçek kondurursun.
Rahatlarsın böylece.
Kimi zaman çok tuzlu olur su.
Ne kadar dalmak istesen de, zorlar seni
Su üstünde yaz der belki sana
Çok fazla dalma, dokunma suya sabuna.
Kimi zamansa daldığında
Farkedemezsin dalgınlığından
Su mudur daha tuzlu olan, gözyaşların mı?
Suya dalarken, dalıyorum dersin.
Bazen bir tebessüm belirir çehrende
Bazen de yanaklarından aşağı süzülen
Tuzlu su misali yakan damlalar vardır.
Sakalının bittiği yerde birleştiği an damlalar,
Tüylerin ürperir ve
oksijenin alarm verir
Şimdi ya çıkman gerekir sudan
Ya da rahatlamak için
yukarılarda ayak çırpman.
Yazar
İlgili Yazılar
Utanç Gölgeler
iflasımı saatlere öteledim
yarım gecemde ziyan basılacak birkaç evren sendeler
boşluğun takibi zor yolculuk
bir yanım sahip olduğu hayattan kor
gökkuşağı bedel
çantada yön
penceremde karga
metropol saklı gözlerinde
bu döngü vakit kaybı ve epeyce zor
Beni Tanıyor Musunuz
Sevdiğim bir kuş
Masala başlamaktır.
Ve mevsim de
bir kuştur.
Göç ederler içimde,
İçim hangi ülkedir?
Dilimi bilir misiniz?
.
Gözlerimin ve saçımın rengi
Beni tanımanıza yeter mi?
.
Annem beni anlatır çoğu zaman.
Uçan köpeğim uçmayı unutur.
Yerini arar, yerinde durmak için.
Gün batımı
Çok aşikar görünür gözleri gün batımının
Sanki derlediği bir giz saklıyor
Tutmuş ruhundan ifakatlı ve kararlı
Yaymış ahzani duygularını asırlardır
Gölgesine sığınmak için bir acizin
Dikilmiş vecd halinde yaşlı söğüt.
Gözyaşıyla yıkanmış mevsimler boyu,
Dökülmüş omuzlarına kızıl yaprakları…
Nihayet gelmiş dibine
Yakaza halinde kendinden geçmiş sufi
Asılı ruhundaki zümrüt gerdan
Takılı dallarına huş ağacının,
Koyu kızıl ve derin gözleri.
Mobeselere Yakalandık
Sen benim son düşümsün
Karşılaştık mı daha evvel?
Alacaklısın göçüp giden yanımdan
Seyrek dokunuşlarımdan
Durgun sularımdan
İyi bak gördüğün huzmelere:
‘Kestiiiik’ diyen sesin yankısı duyuluyor
Bol korunaklı sitelerimizden
Yüzüne ancak mobeselerde rastlayan ben
Takılıp kalıyorum gözlerinde
Gündüzleri Maria Magdalena’yı taşlayıp
Sonra şiirin başucuna kıvrılamaz mıyım?
Yitik Temenna
Yankısız övüntülerde yenilmelerin
Yolların elinde rengârenk görüngüler.
Eskil korkulardan geçmekte küçüklüğün
ve savunmasız izlerde didinmeler.
Geçici siluetlerden dörtnala uzaklaşıp.
Kaybolup bitik sevinçlerde;
gölgesinde hatıranın.
Sessizliğin bölünüşünde saatlerin
an’larla izler
alışkanlıkları.