Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Sen benim son düşümsün
Karşılaştık mı daha evvel?
Alacaklısın göçüp giden yanımdan
Seyrek dokunuşlarımdan
Durgun sularımdan
İyi bak gördüğün huzmelere:
‘Kestiiiik’ diyen sesin yankısı duyuluyor
Bol korunaklı sitelerimizden
Yüzüne ancak mobeselerde rastlayan ben
Takılıp kalıyorum gözlerinde
Gündüzleri Maria Magdalena’yı taşlayıp
Sonra şiirin başucuna kıvrılamaz mıyım?
yerler yer değil caddeler cadde
yok her zamanki akış bilindik bakış
biri aptallaşsa alkış üstüne alkış
yaraya tuz basmışlar
pişmiş aşa su katmışlar
ne yapalım insan fani dünya deni
hangi sözü söylesem sarmıyor beni
Büyüdük Küçüldü Sözlerimiz
Söz dağlarında heyelan oldu, kaldık buralarda,
Dil ateşten seyelan oldu, yandık bu dağlarda.
Dönemiyorum, geçmişim şaşalı kaldı benim,
Diyemiyorum, geleceğim umuttandır benim.
Büyüdük, küçüldü sözlerimiz,
Üzüldük, yaşlandı gözlerimiz.
İlkbahar’da yapraklar dökülür bu devranda,
Sonbahar’da açar çiçekler korunan kurganda.
Ney’im, buhran dolu sesiyle derin bir gam yüklüdür,
Bu sesler doğduğum günden beri ölesiye ünlüdür.
Yaşadık, daraldı düşlerimiz,
Yaşlandık, dürüldü güneşimiz.
Andıklarımız ve anladıklarımız başka ağyarda,
Sancımızın buyruklarını dinliyoruz bu diyarda.
Sesler uzaklardan gelir, biz sözleri arıyoruz,
Sonsuzluğun şarkısında sonlu her şeyi harcıyoruz.
Taşıdık, çürüdü emanetimiz,
Taşlandık, yürüdü şöhretimiz.
Uyku tutmaz gözlerimizi, kaldık bu bîdarda,
Bakışlar kaçamaz artık, hep aynı didarda.
Bu ezanlar heyecan makamımızı diri tutuyor değil,
Şimdi kul olanlara değil, kulluk makamında eğil.
Küçüktük, büyüktü sözlerimiz,
Büyüdük, küçüldü sözlerimiz.
İlgili Yazılar
Kudüs Bakışlı Çocuğa Minnetle
Ey çağın ebabili,
Kudüs gülüşlü çocuk
Öğrettiğin onca şey için
Sana minnettarız
Tuz Basılan
Tuz basılan yaralara tel tel akan tere tezeneye türküye
Uykular ısmarlanmış dalgalar vururken
‘ey cehennem böyle bir kurban gerekmiş sana’
bu ağıtların gitmeyle derdin ne?
bu azgın sulardan süzülerek gelen
Sallanıp duruyor altımda deniz
Anons
uyandı adam siyaset
tehlike saçıyor suya sabuna temas
uykuya dalsa rüyalar
gezintiye çıksa kurgular
içeriye girse meşhur
çıksa meçhul
dikkat!
Şiir
Sen benim son düşümsün
Karşılaştık mı daha evvel?
Alacaklısın göçüp giden yanımdan
Seyrek dokunuşlarımdan
Durgun sularımdan
İyi bak gördüğün huzmelere:
‘Kestiiiik’ diyen sesin yankısı duyuluyor
Bol korunaklı sitelerimizden
Yüzüne ancak mobeselerde rastlayan ben
Takılıp kalıyorum gözlerinde
Gündüzleri Maria Magdalena’yı taşlayıp
Sonra şiirin başucuna kıvrılamaz mıyım?
Siyah Adam ya da Antirasizm
yerler yer değil caddeler cadde
yok her zamanki akış bilindik bakış
biri aptallaşsa alkış üstüne alkış
yaraya tuz basmışlar
pişmiş aşa su katmışlar
ne yapalım insan fani dünya deni
hangi sözü söylesem sarmıyor beni