Geçen sefer etik hakkında konuşmuştum, tabiri caizse, Şeriat’ta etik alanı hakkında. Şimdi ise örneğin Batı hukuku ve İslam hukukunun insanı bir kavram olarak nasıl gördüğüne dair genel bir kategori olarak pek dikkat edilmediğini düşündüğüm insanın önceliği üzerine konuşacağım. Bu nedenle ilk dersimde Şeriat’ın özel ilgiyi hak eden üç merkezi yönü olduğuna işaret ettim. Mevcut durumumuz hakkında, yüzleşmek zorunda bırakıldığımız geç modernite koşulları hakkında eleştirel dersler çıkarabileceğimiz üç yön. Bunun nedeni, geçen sefer söylediğim gibi, geçmişi maddi olarak ya da hatta kurumsal olarak geri getirebilmemiz değildir. Bu imkânsızlık, bu insani oluşumların benzersiz olduğu ve birebir ya da yaklaşık olarak tekrarlanmasının imkânsız olduğu basit gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Özellikle tikellerin biricikliğine inanan filozoflar ya da düşünürler için bu tek başına bir doktrindir, tabiri caizse, önemlidir. Bunu bir kez benimsediğinizde, bunun dallanmaları vardır ve dallanmalarından biri de bu tür bir sonuçtur. Yine de bu oluşumlar, yüzyıllar boyunca gelişmelerine izin veren bir mantıkla, onlara sadece uzun ömürlülük değil, aynı zamanda uzun ömürlülüklerini açıklanabilir kılan anayasal bir sürdürülebilirlik sağlayan bir iç mantıkla işliyordu. Bu konuşmada vurgulayacağım argüman, bu uzun ömürlülüğün, bu kurumların ve onları çevreleyen kültürel ortamın insana verdiği üstün değer açısından açıklanabilir olduğudur.
Çocukların dünyasının yazmak yazım dünyasının belki de en zoru. Bütün türler için yazdığınız konu ve karakterlerin dünyasına sızmaya çalışırsınız. Çocuğun dünyasına öyle sızmadan daha fazlasına ihtiyacınız var demektir. Melih Tuğtağ’dan bunu anladık. Çünkü o çocukların dünyasında yaşıyor. Bir tahtaya baktığımızda tahtadaki 8 rakamını çocuk nasıl, ne olarak görüyor, senin dur dinle dediğin yer de o …
İslamcılık bitti, İslamcılık zaten tarihin en büyük felaketi, din elden gitti, din iyi ki elden gitti, din elden gitmeli, İslam diye bir şey kalmadı vs… Bu ve benzeri söylemlerle çokça karşılaştığımız bu günlerde aklımıza ‘Din’e karşı ciddi bir yorgunluk mu oluştu? Müslümanlar bir yılgınlık mı yaşıyor? Bu ve benzeri söylemlerin asıl sebebi nedir? İslam, tarihte ve bugün ne gibi sorunlarla karşılaştı ve Müslümanlar bu sorunlarla ne kadar baş edebildi? İslam tarihi boyunca ve bugün yanlış giden ne idi ki bu söylemler normalleşti? Müslümanların sorumlulukları nelerdi ve bugün ne?
Kapitalist, teknik ve bürokratik çağın şafağı ise insanın köleleştirilmesiyle sonuçlandı. Onu yeni bir sekülerleştirilmiş modus vivendi içinde zincirledi. İnsanı büyülü bir evrende bağlayan ve onu kozmik bir kaza haline getiren bu önemli şey, irademizi serbest bıraktı ve onu, gücü irade eden dönüştürülmüş bir enerji olarak serbest bıraktı. Ve kapitalizm, teknikçilik ve bürokrasi, saf gücün tohumunun büyümesine izin veren mükemmel topraklardı ve bir kez çapa kozmik olarak büyülenmiş olandan serbest bırakıldığında, artık durmak yoktu.
Yediden yetmişe herkesin diline pelesenk ettiği, sosyal hayattan özel hayata, iş hayatından akademik hayata birçok mecrâda boy gösteren fakat bir o kadar da anlam netliğinden uzak bırakılan bir kavramla karşı karşıyayız: Ahlâk. ‘Önce Ahlâk’ diyerek önceliğini ahlâk olarak belirleyen ve eserlerini bu bağlamda kaleme alan mütefekkir-yazar Ramazan Yazçiçek’le ahlâkın soy kütüğü, ilişkili olduğu kavramlar, ontolojik olarak nasıl konumlandırılması gerektiği, Weberyen ahlâk teorisi ve ahlâkın kompartımanlara ayrılıp ayrılamayacağına dair gerçekleştirmiş olduğumuz röportajımızda sözün özüne inme gayretiyle hareket ettik ve sizlerin de bu yolculuğa katılmanızı istedik.
Çoğumuz bu dünyadan göçerken, arkamızda tamamlanmamış işler, çalışılacak dosyalar bırakırız. Ecel, çoğu kez emellerden önce yetişir. Ancak bazı isimler vardır ki onları anarken içimiz biraz daha fazla burkulur. Daha çıkacak kitapları, söylecek sözleri vardı, deriz. Sanıyorum İlhami Çiçek de onlardan birisidir. Otuzuncu yaşına bir kala dünyasını değiştirmesiyle, arkasında böyle bir hissiyat bırakmıştır. Ama eceldir bu ve yetişmiştir. Reşit Güngör Kalkan’la İlhami Çiçek’i ve ‘Türk Şiirine Buruk Bir Armağan’ ithafıyla yayınlanan kitabını konuştuk. Birlikte aynı mısrayı hatırlayarak: ‘’Yalnız hüznü vardır kalbi olanın’’
İki Farklı Dünya: Kapitalist Araçsallık ve Ahlaki Düzen
Wael B. Hallaq
Geçen sefer etik hakkında konuşmuştum, tabiri caizse, Şeriat’ta etik alanı hakkında. Şimdi ise örneğin Batı hukuku ve İslam hukukunun insanı bir kavram olarak nasıl gördüğüne dair genel bir kategori olarak pek dikkat edilmediğini düşündüğüm insanın önceliği üzerine konuşacağım. Bu nedenle ilk dersimde Şeriat’ın özel ilgiyi hak eden üç merkezi yönü olduğuna işaret ettim. Mevcut durumumuz hakkında, yüzleşmek zorunda bırakıldığımız geç modernite koşulları hakkında eleştirel dersler çıkarabileceğimiz üç yön. Bunun nedeni, geçen sefer söylediğim gibi, geçmişi maddi olarak ya da hatta kurumsal olarak geri getirebilmemiz değildir. Bu imkânsızlık, bu insani oluşumların benzersiz olduğu ve birebir ya da yaklaşık olarak tekrarlanmasının imkânsız olduğu basit gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Özellikle tikellerin biricikliğine inanan filozoflar ya da düşünürler için bu tek başına bir doktrindir, tabiri caizse, önemlidir. Bunu bir kez benimsediğinizde, bunun dallanmaları vardır ve dallanmalarından biri de bu tür bir sonuçtur. Yine de bu oluşumlar, yüzyıllar boyunca gelişmelerine izin veren bir mantıkla, onlara sadece uzun ömürlülük değil, aynı zamanda uzun ömürlülüklerini açıklanabilir kılan anayasal bir sürdürülebilirlik sağlayan bir iç mantıkla işliyordu. Bu konuşmada vurgulayacağım argüman, bu uzun ömürlülüğün, bu kurumların ve onları çevreleyen kültürel ortamın insana verdiği üstün değer açısından açıklanabilir olduğudur.
Bu yazının devamı 222. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
222. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Melih Tuğtağ ile… “Çocukların Dünyasından Hiçbir Zaman Çıkmadım”
Çocukların dünyasının yazmak yazım dünyasının belki de en zoru. Bütün türler için yazdığınız konu ve karakterlerin dünyasına sızmaya çalışırsınız. Çocuğun dünyasına öyle sızmadan daha fazlasına ihtiyacınız var demektir. Melih Tuğtağ’dan bunu anladık. Çünkü o çocukların dünyasında yaşıyor. Bir tahtaya baktığımızda tahtadaki 8 rakamını çocuk nasıl, ne olarak görüyor, senin dur dinle dediğin yer de o …
Atasoy Müftüoğlu ile İslamcılık ve Müslümanlar Üzerine
İslamcılık bitti, İslamcılık zaten tarihin en büyük felaketi, din elden gitti, din iyi ki elden gitti, din elden gitmeli, İslam diye bir şey kalmadı vs… Bu ve benzeri söylemlerle çokça karşılaştığımız bu günlerde aklımıza ‘Din’e karşı ciddi bir yorgunluk mu oluştu? Müslümanlar bir yılgınlık mı yaşıyor? Bu ve benzeri söylemlerin asıl sebebi nedir? İslam, tarihte ve bugün ne gibi sorunlarla karşılaştı ve Müslümanlar bu sorunlarla ne kadar baş edebildi? İslam tarihi boyunca ve bugün yanlış giden ne idi ki bu söylemler normalleşti? Müslümanların sorumlulukları nelerdi ve bugün ne?
Toplumsal Düzen, Kültür ve Din Olarak Şeriat
Kapitalist, teknik ve bürokratik çağın şafağı ise insanın köleleştirilmesiyle sonuçlandı. Onu yeni bir sekülerleştirilmiş modus vivendi içinde zincirledi. İnsanı büyülü bir evrende bağlayan ve onu kozmik bir kaza haline getiren bu önemli şey, irademizi serbest bıraktı ve onu, gücü irade eden dönüştürülmüş bir enerji olarak serbest bıraktı. Ve kapitalizm, teknikçilik ve bürokrasi, saf gücün tohumunun büyümesine izin veren mükemmel topraklardı ve bir kez çapa kozmik olarak büyülenmiş olandan serbest bırakıldığında, artık durmak yoktu.
Ramazan Yazçiçek İle Ahlak Üzerine…
Yediden yetmişe herkesin diline pelesenk ettiği, sosyal hayattan özel hayata, iş hayatından akademik hayata birçok mecrâda boy gösteren fakat bir o kadar da anlam netliğinden uzak bırakılan bir kavramla karşı karşıyayız: Ahlâk. ‘Önce Ahlâk’ diyerek önceliğini ahlâk olarak belirleyen ve eserlerini bu bağlamda kaleme alan mütefekkir-yazar Ramazan Yazçiçek’le ahlâkın soy kütüğü, ilişkili olduğu kavramlar, ontolojik olarak nasıl konumlandırılması gerektiği, Weberyen ahlâk teorisi ve ahlâkın kompartımanlara ayrılıp ayrılamayacağına dair gerçekleştirmiş olduğumuz röportajımızda sözün özüne inme gayretiyle hareket ettik ve sizlerin de bu yolculuğa katılmanızı istedik.
Reşit Güngör Kalkan’la “İlhami Çiçek” Kitabı Üzerine
Çoğumuz bu dünyadan göçerken, arkamızda tamamlanmamış işler, çalışılacak dosyalar bırakırız. Ecel, çoğu kez emellerden önce yetişir. Ancak bazı isimler vardır ki onları anarken içimiz biraz daha fazla burkulur. Daha çıkacak kitapları, söylecek sözleri vardı, deriz. Sanıyorum İlhami Çiçek de onlardan birisidir. Otuzuncu yaşına bir kala dünyasını değiştirmesiyle, arkasında böyle bir hissiyat bırakmıştır. Ama eceldir bu ve yetişmiştir. Reşit Güngör Kalkan’la İlhami Çiçek’i ve ‘Türk Şiirine Buruk Bir Armağan’ ithafıyla yayınlanan kitabını konuştuk. Birlikte aynı mısrayı hatırlayarak: ‘’Yalnız hüznü vardır kalbi olanın’’
Alışverişe devam et