– Aşkın içimde bir şehir oldu biliyor musun? Yıldızlarla, güneş ve nehirlerle, çocuklarla, ağaçlarla ve kuşlarla dolu bir şehir…
– Demek ki kalbin bu dünyadaki her şeyi alamayacak kadar küçük!
Eliyle göğsünü göstererek:
– Burada dünyadan daha büyük bir kalp var!
– Hep böyle derler…
– Ama ben onlardan farklıyım…
Gözlerini gözlerine dikerek:
– Nasıl ispat edeceksin bunu?
Gözleri gözlerinin içinde kayboldu. Şehirler, nehirler, parlayan güneşler, aylar, çocuklar, yağmur ve kuşlar, hepsi derin gözlerinde eridi yok oldu. Ve Tutkuyla haykırdı:
Ellerindeki telefonlarla gezdikleri dünyalardan haberdar değiliz. Birden, bize benzemeyen, bizimle ilgisi olmayan bir dünyada yaşayan bir gençle karşılaşabiliyoruz. Çareler aramaya başlıyoruz. Birilerini, yetkin birilerini bulup çocuğumuzla ilgilensin, o saçma fikir ve davranışlarından vazgeçsin istiyoruz. Biz bu durumu fark ettiğimizde ise, çoktan iş işten geçmiş oluyor.
Geçtiğimiz haftalarda içimizi ısıtan, yüreğimizi soğutan bir habere dikkat kesildik. Habere konu olan olay bir okul bahçesinde geçiyordu. Çocuklar dışarda oyun oynarken, okul bahçesine yanaşan kamyon, karşısında kalabalık bir ordu buldu. Adı boykot listelerinin başlarında yer alan dondurma markasının nakliye aracının içeriye geçişini engelleyen bahçedeki çocuklardı. Alnı öpülesi çocuklar…
Adalet ve edebiyat arasında bağ kurmak bir bakıma yersiz. Her iki kavramın da hayatı inşa edici yönü son derece açıktır. İnşa edici unsurların çelişki arz etmesi, nihayetinde beklenilmez. Bu cihetle iki kavram arasında doğrudan bir ilinti kurmaktan önce temel teşkil edici yapıya işaret edilmesi gerekir. Bu, insana daha geniş bir perspektif sunar. Bütünlük ve tutarlılık hissi kazandırır. Lakin yine de iş, inceleme ve eleştiriye gelince muhtemel ilişkilerin gözler önüne serilmesi ve somut karşılıkların sunulması icap eder.
Ne Büyük İskender’in istilası ne de Babillilerin İbranileri sürgünü, asla Yahudilerin son yüzyılda Filistinli halka yaptığı zulmü ve Filistin bölgesine karşı yayılmacı politikasını geçecek bir kötülüğe erişmemiştir. Çünkü hiçbir devlet/medeniyet -İsrail dışında- Filistin’in sadece kendi yerleşim yeri olduğunu bir ilke haline getirmemiş ve diğer ırkların o coğrafyaya ait yaşama/toprak sahibi olma hakkını yok etmemiştir. Ne İslam Medeniyeti dönemi ne de İsa(as)’ın ölümüyle Hristiyanlığı temsil eden Roma devleti Filistin bölgesini tamamen kendi dini nüfusuna ve ırkına bağlı bir yer olarak görmüş, bilakis nüfus olarak çoğunluğu sağlasa da diğer dini gruplara yaşama ve toprak elde etme hakkı tanımış ve korumuştur.
. Eğitimcinin gittiği yerin öğrencileri, yöneticileri, velileri, toplumu ve bizatihi eğitim sisteminin kendisi ile açmazları olabilecektir. Asıl muhatabı talebeler olan eğitimciler, en çok onlarla beraber mücadele verme, sorunların üstesinden gelme ile karşı karşıyadırlar. Ancak eğitimci için olmazsa olmaz bir şey vardır: Sorunların arızî; çözümün, çare bulmanın, sabrın ise zaruri olduğudur. Asıl odaklanılan şey sabır ise ve sabırlı olan kişi eğitimciyse değişimin/dönüşümün veya yenilenmenin muhakkak gerçekleşeceğine inanmak gerekir.
Kalp [1]
– Seni seviyorum!
– Bunlar boş lâflar…
– Sevgin büyüyor içimde!
– Hep aynı sözler…
– Aşkın içimde bir şehir oldu biliyor musun? Yıldızlarla, güneş ve nehirlerle, çocuklarla, ağaçlarla ve kuşlarla dolu bir şehir…
– Demek ki kalbin bu dünyadaki her şeyi alamayacak kadar küçük!
Eliyle göğsünü göstererek:
– Burada dünyadan daha büyük bir kalp var!
– Hep böyle derler…
– Ama ben onlardan farklıyım…
Gözlerini gözlerine dikerek:
– Nasıl ispat edeceksin bunu?
Gözleri gözlerinin içinde kayboldu. Şehirler, nehirler, parlayan güneşler, aylar, çocuklar, yağmur ve kuşlar, hepsi derin gözlerinde eridi yok oldu. Ve Tutkuyla haykırdı:
– Bunu sana şimdi ispatlayacağım, hemen şimdi!..
Bu yazının devamı 180. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
180. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Çocuklarımız Bizim mi?
Ellerindeki telefonlarla gezdikleri dünyalardan haberdar değiliz. Birden, bize benzemeyen, bizimle ilgisi olmayan bir dünyada yaşayan bir gençle karşılaşabiliyoruz. Çareler aramaya başlıyoruz. Birilerini, yetkin birilerini bulup çocuğumuzla ilgilensin, o saçma fikir ve davranışlarından vazgeçsin istiyoruz. Biz bu durumu fark ettiğimizde ise, çoktan iş işten geçmiş oluyor.
Koltuğun Hacmi
Geçtiğimiz haftalarda içimizi ısıtan, yüreğimizi soğutan bir habere dikkat kesildik. Habere konu olan olay bir okul bahçesinde geçiyordu. Çocuklar dışarda oyun oynarken, okul bahçesine yanaşan kamyon, karşısında kalabalık bir ordu buldu. Adı boykot listelerinin başlarında yer alan dondurma markasının nakliye aracının içeriye geçişini engelleyen bahçedeki çocuklardı. Alnı öpülesi çocuklar…
Ahmet Örs’ün Öykülerinde “Edebiyatın Asıl Damarı” / Hak ve Adalet Arayışı
Adalet ve edebiyat arasında bağ kurmak bir bakıma yersiz. Her iki kavramın da hayatı inşa edici yönü son derece açıktır. İnşa edici unsurların çelişki arz etmesi, nihayetinde beklenilmez. Bu cihetle iki kavram arasında doğrudan bir ilinti kurmaktan önce temel teşkil edici yapıya işaret edilmesi gerekir. Bu, insana daha geniş bir perspektif sunar. Bütünlük ve tutarlılık hissi kazandırır. Lakin yine de iş, inceleme ve eleştiriye gelince muhtemel ilişkilerin gözler önüne serilmesi ve somut karşılıkların sunulması icap eder.
İlahi Mesajlar Toprağı Filistin (Roger Garaudy)
Ne Büyük İskender’in istilası ne de Babillilerin İbranileri sürgünü, asla Yahudilerin son yüzyılda Filistinli halka yaptığı zulmü ve Filistin bölgesine karşı yayılmacı politikasını geçecek bir kötülüğe erişmemiştir. Çünkü hiçbir devlet/medeniyet -İsrail dışında- Filistin’in sadece kendi yerleşim yeri olduğunu bir ilke haline getirmemiş ve diğer ırkların o coğrafyaya ait yaşama/toprak sahibi olma hakkını yok etmemiştir. Ne İslam Medeniyeti dönemi ne de İsa(as)’ın ölümüyle Hristiyanlığı temsil eden Roma devleti Filistin bölgesini tamamen kendi dini nüfusuna ve ırkına bağlı bir yer olarak görmüş, bilakis nüfus olarak çoğunluğu sağlasa da diğer dini gruplara yaşama ve toprak elde etme hakkı tanımış ve korumuştur.
Ataleti Yenmenin Anahtarı: Kalk ve Diren (1988)
. Eğitimcinin gittiği yerin öğrencileri, yöneticileri, velileri, toplumu ve bizatihi eğitim sisteminin kendisi ile açmazları olabilecektir. Asıl muhatabı talebeler olan eğitimciler, en çok onlarla beraber mücadele verme, sorunların üstesinden gelme ile karşı karşıyadırlar. Ancak eğitimci için olmazsa olmaz bir şey vardır: Sorunların arızî; çözümün, çare bulmanın, sabrın ise zaruri olduğudur. Asıl odaklanılan şey sabır ise ve sabırlı olan kişi eğitimciyse değişimin/dönüşümün veya yenilenmenin muhakkak gerçekleşeceğine inanmak gerekir.
Alışverişe devam et