Küresel, politik ve ekonomik düzenlemelerde benzeri görülmemiş ve öngörülemeyen değişiklikler günümüzün gerçeklerini değiştirmiştir. 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasından ve Sovyet imparatorluğunun başarısızlığından sonra, Avusturyalı, yönetim ve iş dünyasının yenilikçisi Peter Drucker, dünyanın değiştiğini ve yeni formun hayatımızın çeşitli yönlerini kucaklayan “yapılandırmalar” olarak görülmesi gerektiğini öne sürmüştür. Bir yıl sonra, Amerikalı siyaset bilimci Francis Fukuyama, Soğuk Savaş’ın ikili vizyonunun çöküşünü, Batılı liberal demokrasi modelinin zaferinin bir habercisi olarak görüp şunları söylemiştir:
Tanık olduğumuz şey, yalnızca soğuk savaşın veya savaş sonrası tarihin belirli bir döneminin sona ermesi değil, aynı zamanda tarihin de sonudur. Yani, insanlığın ideolojik evriminin son noktası ve insan yönetiminin son biçimi olarak batı liberal demokrasisinin evrenselleşmesidir.
Bu eşsiz kibir şimdi mahvolmuş bir durumdadır. Son on yılda ekonomik, politik ve kültürel gücün Batı’dan Doğu’ya kaydığı görülmekle beraber; ABD, Hindistan, Brezilya, Macaristan, Polonya ve diğer ülkelerdeki son olaylar göz önüne alındığında da liberal demokrasi yoğun bakım ünitesinde gibi görünmektedir. Gerçekten de dünya daha çelişkili, karmaşık ve kaotik bir hâle geldi. Şimdiyse sosyal, ekonomik, kültürel ve politik yaşamdaki belirsizliklerin yeni düzen hâline geldiği postnormal zamanların yeni gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Daha da kötüsü, daha iyi bir terim olmadığı için yeni gerçeklik sabit kalmıyor, sürekli değişiyor, dünyayı yeniden ve yeniden yapılandırıyor.
Bu yazının devamı
210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Kitle iletişim araçlarındaki fikrî tartışmalarımız ve diğer sohbetlerimizi dikkatlice düşünen kişi, içinde bulunduğumuz kötü durum hakkında bugün sık sık tekrarladığımız şikâyetler ve sunduğumuz çözümlerin, atalarımızın bundan bir asır önce tartıştıklarının aynısı olduğunu görür. Bundan emin olmak istiyorsan, Kevakibi’nin Ummü’l-Kura adlı kitabında tasvir ettiği sözde İslam Konferansı Örgütü
Batı hukuku ve İslam hukukunun insanı bir kavram olarak nasıl gördüğüne dair genel bir kategori olarak pek dikkat edilmediğini düşündüğüm insanın önceliği üzerine konuşacağım. Bu nedenle ilk dersimde Şeriat’ın özel ilgiyi hak eden üç merkezi yönü olduğuna işaret ettim. Mevcut durumumuz hakkında, yüzleşmek zorunda bırakıldığımız geç modernite
Kapitalist, teknik ve bürokratik çağın şafağı ise insanın köleleştirilmesiyle sonuçlandı. Onu yeni bir sekülerleştirilmiş modus vivendi içinde zincirledi. İnsanı büyülü bir evrende bağlayan ve onu kozmik bir kaza haline getiren bu önemli şey, irademizi serbest bıraktı ve onu, gücü irade eden dönüştürülmüş bir enerji
Sen onları ahlaklı olarak tanımlıyorsun ve ben de ama aynı zamanda ahlaklılığın doğasını da merak ediyorum. Ahlak, tarafsızlık, ılımlılık, her iki taraf… Bunların bağlamları yok mu? Açık adaletsizlik konusunda ılımlı olmak gerçekten bir erdem midir?
Ümmet Nerede?
Tercüme: Hatice Nihal Elhan
Küresel, politik ve ekonomik düzenlemelerde benzeri görülmemiş ve öngörülemeyen değişiklikler günümüzün gerçeklerini değiştirmiştir. 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasından ve Sovyet imparatorluğunun başarısızlığından sonra, Avusturyalı, yönetim ve iş dünyasının yenilikçisi Peter Drucker, dünyanın değiştiğini ve yeni formun hayatımızın çeşitli yönlerini kucaklayan “yapılandırmalar” olarak görülmesi gerektiğini öne sürmüştür. Bir yıl sonra, Amerikalı siyaset bilimci Francis Fukuyama, Soğuk Savaş’ın ikili vizyonunun çöküşünü, Batılı liberal demokrasi modelinin zaferinin bir habercisi olarak görüp şunları söylemiştir:
Tanık olduğumuz şey, yalnızca soğuk savaşın veya savaş sonrası tarihin belirli bir döneminin sona ermesi değil, aynı zamanda tarihin de sonudur. Yani, insanlığın ideolojik evriminin son noktası ve insan yönetiminin son biçimi olarak batı liberal demokrasisinin evrenselleşmesidir.
Bu eşsiz kibir şimdi mahvolmuş bir durumdadır. Son on yılda ekonomik, politik ve kültürel gücün Batı’dan Doğu’ya kaydığı görülmekle beraber; ABD, Hindistan, Brezilya, Macaristan, Polonya ve diğer ülkelerdeki son olaylar göz önüne alındığında da liberal demokrasi yoğun bakım ünitesinde gibi görünmektedir. Gerçekten de dünya daha çelişkili, karmaşık ve kaotik bir hâle geldi. Şimdiyse sosyal, ekonomik, kültürel ve politik yaşamdaki belirsizliklerin yeni düzen hâline geldiği postnormal zamanların yeni gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Daha da kötüsü, daha iyi bir terim olmadığı için yeni gerçeklik sabit kalmıyor, sürekli değişiyor, dünyayı yeniden ve yeniden yapılandırıyor.
Bu yazının devamı 210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Sorgulama Kültürü
Kitle iletişim araçlarındaki fikrî tartışmalarımız ve diğer sohbetlerimizi dikkatlice düşünen kişi, içinde bulunduğumuz kötü durum hakkında bugün sık sık tekrarladığımız şikâyetler ve sunduğumuz çözümlerin, atalarımızın bundan bir asır önce tartıştıklarının aynısı olduğunu görür. Bundan emin olmak istiyorsan, Kevakibi’nin Ummü’l-Kura adlı kitabında tasvir ettiği sözde İslam Konferansı Örgütü
İki Farklı Dünya: Kapitalist Araçsallık ve Ahlaki Düzen
Batı hukuku ve İslam hukukunun insanı bir kavram olarak nasıl gördüğüne dair genel bir kategori olarak pek dikkat edilmediğini düşündüğüm insanın önceliği üzerine konuşacağım. Bu nedenle ilk dersimde Şeriat’ın özel ilgiyi hak eden üç merkezi yönü olduğuna işaret ettim. Mevcut durumumuz hakkında, yüzleşmek zorunda bırakıldığımız geç modernite
Toplumsal Düzen, Kültür ve Din Olarak Şeriat
Kapitalist, teknik ve bürokratik çağın şafağı ise insanın köleleştirilmesiyle sonuçlandı. Onu yeni bir sekülerleştirilmiş modus vivendi içinde zincirledi. İnsanı büyülü bir evrende bağlayan ve onu kozmik bir kaza haline getiren bu önemli şey, irademizi serbest bıraktı ve onu, gücü irade eden dönüştürülmüş bir enerji
Kalp
Dehşetle açılmış gözlerini yerde duran kalbe dikti… İnanamıyordu gördüklerine…
Kanalı boyalı kalbin nabzı, tıpkı dünyanın nabzı gibi değişik ritimlerle atmaktaydı…
Karanlıkta parlayan güneş ışınları gibi parlamaktaydı…
Kalbi avuçlarının arasına aldı, gözlerini kapadı, sanki kendinden bir parçaydı o…
Bütün vücudu titriyordu… Onu ne kadar derinden sevdiğini fısıldadı:
Güney Afrikalı Nazarında İsrail Apartheidi
Sen onları ahlaklı olarak tanımlıyorsun ve ben de ama aynı zamanda ahlaklılığın doğasını da merak ediyorum. Ahlak, tarafsızlık, ılımlılık, her iki taraf… Bunların bağlamları yok mu? Açık adaletsizlik konusunda ılımlı olmak gerçekten bir erdem midir?
Alışverişe devam et