İnsanların bir arada anlamlı yaşamalarını mümkün kılan önemli zeminlerden birisi olarak hukuk, geçmişten günümüze çok farklı tehditlerle karşı karşıya kaldı. Bazen belli bir etnisitenin üstünlük aracına, bazen belli bir din anlayışının kendisinden olmayan üzerinde tahakküm kurmasına, bazen belli bir sınıfın çıkarlarını koruyan bir aparata dönüştü. Bugün ise tehdit doğrudan tekno-kapitalizmdir. Bu yazıda tekno-kapital çağda hukukun yasaya, adaletin ise çıkara nasıl dönüştüğü sorusuna imkân ölçüsünde cevap bulmaya çalışacağım. Bir zamanlar hukuk, devletin buyurduğu şeyin adı değildi, hatta hukuk denilen şeyi hukuk yapan şey, onun devlet iradesinden daha eski, iktidarın arzusundan daha yüksek ve ferdî menfaatlerin toplamından daha kuşatıcı bir mâna taşımasıydı. Hukuk, bir cemiyetin neye izin verdiğini söylemekten evvel, o cemiyetin neyi hak, neyi haksızlık, neyi meşru, neyi gayrimeşru, neyi insanca, neyi...
Bu yazının devamı
224. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
Bütünsel Yaklaşım son dönemde İslâmî metinlerin bilimsel bir perspektifle tetkik edilmesini konu edinen metot önerilerinden birisidir. Aynı zamanda Mehmet Apaydın’ın doktora tezi olan bu metot, araştırmacılara geçmiş dönemde metinlerin anlaşılması maksadıyla uygulanagelen yöntemlerden farklı bir yol önermektedir. Bu çalışmada gerek İslâmî ilimler alanında uzmanlaşmış gerekse ilgili araştırmaları yakından takip eden okuyucu kitlesi açısından bu metodun neler önerdiği ve gelecekte ne tür sonuçlar verme potansiyeline sahip olduğu hususunu irdelemeye çalışacağız.
Müslümanın en büyük ideali iyi bir ölümle ölmektir. Müslüman olarak ölmektir ama dönüşen neydi, ne oldu da hâlihazırda Müslümanlara gelecekle ilgili en büyük beklentin, talebin nedir diye sorulduğunda “Müslüman olarak ölmektir.” cevabı alınamaz hâle gelindi? Elbette belli şeyleri yitirerek belli tarzda bir varoluşa dayalı hale geldiğimiz, belli tarzda var olma pratiğine angaje olduğumuz için artık öyle bir soruya böyle bir cevap verilemediği ifade edilebilir.
Vicdan’ı nasıl tanımlayabiliriz? Onu, iyiyi kötüden ayırt etmeyi sağlayan içsel/fıtrî bir his olarak mı görmeliyiz, yoksa o ‘edinilmiş’ bir şey midir? Bir davranış ile ilgili olarak örneğin “vicdanım elvermiyor” yahut “bu yapılan vicdansızlıktır’ şeklinde
Örneğimiz Resûlullah’ın tek görevi tebliğdir. Tebliğin farklı boyutları bulunmaktadır. Tebliğ sadece sözlü bir propaganda ya da söylev değildir. Tebliğ, mesajı iletmek, mesajın yaşanılabilirliğini göstermek ve örnek olmayı, mesajı yine mesajla açıklamayı da beraberinde getirir:
Tekno-Kapitalizm Çağında Hukuk Yasaya, Adalet Çıkara Nasıl Dönüştü?
İnsanların bir arada anlamlı yaşamalarını mümkün kılan önemli zeminlerden birisi olarak hukuk, geçmişten günümüze çok farklı tehditlerle karşı karşıya kaldı. Bazen belli bir etnisitenin üstünlük aracına, bazen belli bir din anlayışının kendisinden olmayan üzerinde tahakküm kurmasına, bazen belli bir sınıfın çıkarlarını koruyan bir aparata dönüştü. Bugün ise tehdit doğrudan tekno-kapitalizmdir. Bu yazıda tekno-kapital çağda hukukun yasaya, adaletin ise çıkara nasıl dönüştüğü sorusuna imkân ölçüsünde cevap bulmaya çalışacağım. Bir zamanlar hukuk, devletin buyurduğu şeyin adı değildi, hatta hukuk denilen şeyi hukuk yapan şey, onun devlet iradesinden daha eski, iktidarın arzusundan daha yüksek ve ferdî menfaatlerin toplamından daha kuşatıcı bir mâna taşımasıydı. Hukuk, bir cemiyetin neye izin verdiğini söylemekten evvel, o cemiyetin neyi hak, neyi haksızlık, neyi meşru, neyi gayrimeşru, neyi insanca, neyi...
Bu yazının devamı 224. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Gelenekçiliğin Reaksiyon Girdabı ve Eleştirel Düşünce
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
Bir Metin Usûlü Önerisi Olarak “Bütünsel Yaklaşım Metodu”
Bütünsel Yaklaşım son dönemde İslâmî metinlerin bilimsel bir perspektifle tetkik edilmesini konu edinen metot önerilerinden birisidir. Aynı zamanda Mehmet Apaydın’ın doktora tezi olan bu metot, araştırmacılara geçmiş dönemde metinlerin anlaşılması maksadıyla uygulanagelen yöntemlerden farklı bir yol önermektedir. Bu çalışmada gerek İslâmî ilimler alanında uzmanlaşmış gerekse ilgili araştırmaları yakından takip eden okuyucu kitlesi açısından bu metodun neler önerdiği ve gelecekte ne tür sonuçlar verme potansiyeline sahip olduğu hususunu irdelemeye çalışacağız.
Mülkiyet, Özgürlük ve Adalet Bağlamında İktisadi İnsanın İmali
Müslümanın en büyük ideali iyi bir ölümle ölmektir. Müslüman olarak ölmektir ama dönüşen neydi, ne oldu da hâlihazırda Müslümanlara gelecekle ilgili en büyük beklentin, talebin nedir diye sorulduğunda “Müslüman olarak ölmektir.” cevabı alınamaz hâle gelindi? Elbette belli şeyleri yitirerek belli tarzda bir varoluşa dayalı hale geldiğimiz, belli tarzda var olma pratiğine angaje olduğumuz için artık öyle bir soruya böyle bir cevap verilemediği ifade edilebilir.
Vicdan Körelmesi’ Hayra Alamet Değildir!
Vicdan’ı nasıl tanımlayabiliriz? Onu, iyiyi kötüden ayırt etmeyi sağlayan içsel/fıtrî bir his olarak mı görmeliyiz, yoksa o ‘edinilmiş’ bir şey midir? Bir davranış ile ilgili olarak örneğin “vicdanım elvermiyor” yahut “bu yapılan vicdansızlıktır’ şeklinde
Kur’an’daki Resulullah Ve Sünnet-Hadis-Rivayet Kavramları
Örneğimiz Resûlullah’ın tek görevi tebliğdir. Tebliğin farklı boyutları bulunmaktadır. Tebliğ sadece sözlü bir propaganda ya da söylev değildir. Tebliğ, mesajı iletmek, mesajın yaşanılabilirliğini göstermek ve örnek olmayı, mesajı yine mesajla açıklamayı da beraberinde getirir: