Toplumsal değişimler çoğu zaman büyük siyasal olaylar, ekonomik krizler veya hukuki düzenlemeler üzerinden okunmaya çalışılır. Oysa bir toplumun zihniyetinde meydana gelen en derin dönüşümler, çoğu zaman gündelik hayatın sıradan görünen ritüellerinde, alışkanlıklarında ve ürettiği sembollerde daha açık biçimde izlenebilir. İnsanların neyi kutladıkları, hangi başarılarla gurur duydukları, hangi görüntüleri dolaşıma soktukları ve hangi anları görünür kılmayı tercih ettikleri, yalnızca bireysel beğenileri değil; içinde yaşadıkları kültürün değerler dünyasını da yansıtır. Bu nedenle son yıllarda hızla yaygınlaşan mezuniyet törenleri ve bu törenlerin en önemli ürünü hâline gelen mezuniyet fotoğrafları, sadece bir eğitim sürecinin tamamlanmasını belgeleyen görseller değil; çağdaş toplumun başarı anlayışını, görünürlük kültürünü, ebeveynlik tasavvurunu ve nihayet zihniyet dönüşümünü okumaya imkân veren önemli sosyolojik metinler olarak değerlendirilebilir.Mezuniyet Ritüeli Gittikçe yaygınlaşan ve eğitim hayatının yerleşik...
Bu yazının devamı
224. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
The reflections presented below are part of a broader research project (both theoretical and “interventionist”) devoted to the reconstruction and reaffirmation
Hamdi Yazır tefsirini yetmişli yılların başında okumaya başlayınca, tam dokuz ay hiç ara vermeksizin, mektebi filan da unutarak, adeta zorunlu ders gibi aralıksız sürdürmüştüm. Aynı tarihlerde tefsirden birinci elden öğrendiklerimi de arkadaşlarım arasında, değişik vesilelerle buluşmalarımızda aktarmaya başlamıştım. Anlattıklarım mevcut geleneksel din anlayışına büyük ekseriyetle muhalif düşmekteydi. Benim arkam sağlamdı. Söylediklerime karşı duranlara tefsirin adını andığımda şöyle bir duraklıyor, düşünmeye başlıyor, muhtemelen benim anlamadığıma yoruyorlardı. Fakat asla kaynağına bakma ihtiyacı duymuyorlardı. Genetik ezberleri, alışkanlıkları ve korkuları buna mani oluyordu.
Oblomov, tembelliği bir türlü yenememiş, geçimini sağlamak için topraklarını satmak zorunda kalmıştır. Çalışmak gerektiğini, hayatın sürekli bir mücadele olduğunu düşünmüşse de bunu eyleme dökememiş ve sorumlulukları hep erteleme yoluna gitmiştir.
Giderek yaygınlaşan bir serzeniş var: “Suçlunun yanına kâr kalıyor.” Sokakta, özel sohbetlerde, sosyal medyada hemen her gün, “Nasıl olsa iki gün sonra serbest kalır.” sözü dile getirilir. İnsanlar yalnızca dâvaları değil, trafikteki kural ihlallerini, iş cinayetlerini, nefret söylemlerini, çevre
Doğruluk ve iyilik, her ne kadar akıl aracılığıyla edinilse de, edinilen doğruluk ve iyiliğin gerçek doğruluk ve iyilik olduğu ancak vahyin süzgecinden geçirilmekle anlaşılabilir. Akıl-vahiy bütünlüğü bozulduğu takdirde akıl ilahlaştırılmaya müsait hale gelir. Nitekim milyonlarca insanı öldürmek için üretilen bombalar bir akıl işidir. Gazze’deki soykırımı gerçekleştirenler de bir akılla hareket etmektedir.
Mezuniyet Fotoğrafları ve Zihniyetin Sessiz Dönüşümü
Toplumsal değişimler çoğu zaman büyük siyasal olaylar, ekonomik krizler veya hukuki düzenlemeler üzerinden okunmaya çalışılır. Oysa bir toplumun zihniyetinde meydana gelen en derin dönüşümler, çoğu zaman gündelik hayatın sıradan görünen ritüellerinde, alışkanlıklarında ve ürettiği sembollerde daha açık biçimde izlenebilir. İnsanların neyi kutladıkları, hangi başarılarla gurur duydukları, hangi görüntüleri dolaşıma soktukları ve hangi anları görünür kılmayı tercih ettikleri, yalnızca bireysel beğenileri değil; içinde yaşadıkları kültürün değerler dünyasını da yansıtır. Bu nedenle son yıllarda hızla yaygınlaşan mezuniyet törenleri ve bu törenlerin en önemli ürünü hâline gelen mezuniyet fotoğrafları, sadece bir eğitim sürecinin tamamlanmasını belgeleyen görseller değil; çağdaş toplumun başarı anlayışını, görünürlük kültürünü, ebeveynlik tasavvurunu ve nihayet zihniyet dönüşümünü okumaya imkân veren önemli sosyolojik metinler olarak değerlendirilebilir.Mezuniyet Ritüeli Gittikçe yaygınlaşan ve eğitim hayatının yerleşik...
Bu yazının devamı 224. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Islam and Islamophobia in the post-liberal world of late democracy. Neo-real-political foundations of racism
The reflections presented below are part of a broader research project (both theoretical and “interventionist”) devoted to the reconstruction and reaffirmation
Hamdi Yazır Tefsirinden Kavramsal İzdüşümler
Hamdi Yazır tefsirini yetmişli yılların başında okumaya başlayınca, tam dokuz ay hiç ara vermeksizin, mektebi filan da unutarak, adeta zorunlu ders gibi aralıksız sürdürmüştüm. Aynı tarihlerde tefsirden birinci elden öğrendiklerimi de arkadaşlarım arasında, değişik vesilelerle buluşmalarımızda aktarmaya başlamıştım. Anlattıklarım mevcut geleneksel din anlayışına büyük ekseriyetle muhalif düşmekteydi. Benim arkam sağlamdı. Söylediklerime karşı duranlara tefsirin adını andığımda şöyle bir duraklıyor, düşünmeye başlıyor, muhtemelen benim anlamadığıma yoruyorlardı. Fakat asla kaynağına bakma ihtiyacı duymuyorlardı. Genetik ezberleri, alışkanlıkları ve korkuları buna mani oluyordu.
Bir Toplumun Çöküşü Anlatılır Oblomov Üzerinden
Oblomov, tembelliği bir türlü yenememiş, geçimini sağlamak için topraklarını satmak zorunda kalmıştır. Çalışmak gerektiğini, hayatın sürekli bir mücadele olduğunu düşünmüşse de bunu eyleme dökememiş ve sorumlulukları hep erteleme yoluna gitmiştir.
İdeal Olan Hukuk İle Vicdani Olanın Örtüşmesidir
Giderek yaygınlaşan bir serzeniş var: “Suçlunun yanına kâr kalıyor.” Sokakta, özel sohbetlerde, sosyal medyada hemen her gün, “Nasıl olsa iki gün sonra serbest kalır.” sözü dile getirilir. İnsanlar yalnızca dâvaları değil, trafikteki kural ihlallerini, iş cinayetlerini, nefret söylemlerini, çevre
İslam’ın Ahlâki İlkeleri Bir Hukuka Dönüşsün Yeter ki
Doğruluk ve iyilik, her ne kadar akıl aracılığıyla edinilse de, edinilen doğruluk ve iyiliğin gerçek doğruluk ve iyilik olduğu ancak vahyin süzgecinden geçirilmekle anlaşılabilir. Akıl-vahiy bütünlüğü bozulduğu takdirde akıl ilahlaştırılmaya müsait hale gelir. Nitekim milyonlarca insanı öldürmek için üretilen bombalar bir akıl işidir. Gazze’deki soykırımı gerçekleştirenler de bir akılla hareket etmektedir.