Günlük hayat içerisinde çok fazla dile getirilen fakat anlaşılması bir o kadar zor ve muğlak kavramlar olan “şiddet” ve “meşrûiyet” hemen herkesin ya kullandığı ya da maruz kaldığı kavramlardır. Kavramlar yalnızca dilde gerçekleşen söz dizinlerinden ibaret değildirler; kasıtlarını gittikleri yere taşımakta ve yer yer zulümlere varan günlük hayata müdahale şekline dönüşmektedirler. Bu meseleyi anlamlandırabilmek biraz da kelime ve kavramların tarihsel süreç içerisinde yüklendiği anlamların izini sürmekle ilgilidir.
Düşüncelerdeki dönüşümler pratikteki değişim ve dönüşümleri beraberinde getirdiği gibi pratikteki değişim ve dönüşümler de düşüncelerde değişim ve dönüşümler meydana getirmektedir. Bu değişim ve dönüşümleri fark edemeyenlerin anakronizme düşmeleri ise kaçınılmazdır.
Değişen dünyada söz söyleyebilmek, ifade edilen kavramlara ne anlam yüklendiğini doğru anlayabilmekten geçmektedir. Alev Alatlı’nın “toplumsal afazi”[1] olarak dile getirdiği; insanların aynı kelimelerle konuşup farklı anlamları kastetmesi meselesi bunun önemini en bariz ortaya koyan ifadelendirmelerden biridir. Zira ilkçağda dile getirilen varlık anlayışıyla ortaçağ ve çağdaş dönemde dile getirilen varlık anlayışı tamamen aynı şeyi söylememektedir. Bir dönemde varlık aşkın parametrelere sahipken; bir dönemde tam zıttı olarak beşerî epistemolojik parametrelere sahiptir. Fakat kavram yine aynı kavramdır. Bu anlamda şiddet ve meşruiyet kavramları da dönemsel olarak aynı fonetik yapıya sahip olsa da kastı ve pratikteki yansımaları bakımından farklılaşmaktadır.
Bu yazının devamı
208. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Kur’an’ın kavramlara yüklediği doğru mânâyı bulmak, vahyin kavramı kullandığı zamanki anlamını bilmekle olur. Bunun yolu ise kavramların arka planını bilmekle olur. Cahiliyye kavramı, bugün Kur’ani mânâ dışında kullanılmaktadır. Bugün ‘cahil’e yüklenen anlam okuma-yazmayla
Kendi nefsimize karşı pek koruyucu olan duyarlılığımızla, hayata dair bütün evrensel değerleri yalnızca kendimize yakıştırıp topladığımız ve bizim dışımızda elle tutulur hiçbir gerçeğin olmadığı kanaatini taşıyan tasavvurlarımızla acaba bizler, gerçekte Kur’an rûhunun beslediği islâmî bir hayatın ne kadar içindeyiz? Zira bugün Müslümanların yaşama biçimlerini besleyen algılama tarzlarına dikkat ettiğinizde, onların gerçek bir hayatı değil, kırık …
Hep aynı pencereden mi bakılması gerek hayata, olaylara, geçmişe, geleceğe? Sormak, sorgulamak, eleştirmek gerekmez mi alışılmışları, öne sürülenleri? Sormak, sorgulamak, eleştirmek başka pencereler açmaktır hayata, olaylara. Başka ufuklar kazandırmak, başka imkânlar bulmak…
Zor yıllarda aydın olmak… Ya da aydına ihtiyaç duymak… Cesaretin budandığı, korkunun egemen kılındığı zamanlarda… Bid’atlerle kucaklaşıldığı, düş kurulmasına bile engellerin çıktığı zamanlarda… Sarsıcı, dönüştürücü, yozlaştırıcı, bir değişim sürecinden geçilmektedir. Bu değişim sürecinde özellikle Müslüman aydınlarda, öncü kadrolarda düşünsel bakımdan yalpalamalar yaşanmakta, görece olumluluklara razı olmanın, bazı imkânlar elde etmenin etkisiyle sistem içi değişime eklemlenmeler …
“Sil” diyor “eğer bunu kabul etmiş olsaydık, savaşmazdık!”
Biri silmiyor, öteki bakıyor.
Sitem ve öfke; hücum ettiği gözlerde bir noktaya sabitlenmiş.
Bekliyorlar ama o, kendisi siliyor; artık anlaşma sağlanabilir…
Umutsuzluk ve ikilem.
Şiddetin Meşrûiyetinden Meşrûiyetin Şiddetine: Döngüsel Bir İlişkiye Dair
Giriş
Günlük hayat içerisinde çok fazla dile getirilen fakat anlaşılması bir o kadar zor ve muğlak kavramlar olan “şiddet” ve “meşrûiyet” hemen herkesin ya kullandığı ya da maruz kaldığı kavramlardır. Kavramlar yalnızca dilde gerçekleşen söz dizinlerinden ibaret değildirler; kasıtlarını gittikleri yere taşımakta ve yer yer zulümlere varan günlük hayata müdahale şekline dönüşmektedirler. Bu meseleyi anlamlandırabilmek biraz da kelime ve kavramların tarihsel süreç içerisinde yüklendiği anlamların izini sürmekle ilgilidir.
Düşüncelerdeki dönüşümler pratikteki değişim ve dönüşümleri beraberinde getirdiği gibi pratikteki değişim ve dönüşümler de düşüncelerde değişim ve dönüşümler meydana getirmektedir. Bu değişim ve dönüşümleri fark edemeyenlerin anakronizme düşmeleri ise kaçınılmazdır.
Değişen dünyada söz söyleyebilmek, ifade edilen kavramlara ne anlam yüklendiğini doğru anlayabilmekten geçmektedir. Alev Alatlı’nın “toplumsal afazi”[1] olarak dile getirdiği; insanların aynı kelimelerle konuşup farklı anlamları kastetmesi meselesi bunun önemini en bariz ortaya koyan ifadelendirmelerden biridir. Zira ilkçağda dile getirilen varlık anlayışıyla ortaçağ ve çağdaş dönemde dile getirilen varlık anlayışı tamamen aynı şeyi söylememektedir. Bir dönemde varlık aşkın parametrelere sahipken; bir dönemde tam zıttı olarak beşerî epistemolojik parametrelere sahiptir. Fakat kavram yine aynı kavramdır. Bu anlamda şiddet ve meşruiyet kavramları da dönemsel olarak aynı fonetik yapıya sahip olsa da kastı ve pratikteki yansımaları bakımından farklılaşmaktadır.
Bu yazının devamı 208. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Cahiliyye Kavramı Ve Cahiliyye Toplumu
Kur’an’ın kavramlara yüklediği doğru mânâyı bulmak, vahyin kavramı kullandığı zamanki anlamını bilmekle olur. Bunun yolu ise kavramların arka planını bilmekle olur. Cahiliyye kavramı, bugün Kur’ani mânâ dışında kullanılmaktadır. Bugün ‘cahil’e yüklenen anlam okuma-yazmayla
Silinmemiş Bir Hayâl’in Adı: Bektaş
Kendi nefsimize karşı pek koruyucu olan duyarlılığımızla, hayata dair bütün evrensel değerleri yalnızca kendimize yakıştırıp topladığımız ve bizim dışımızda elle tutulur hiçbir gerçeğin olmadığı kanaatini taşıyan tasavvurlarımızla acaba bizler, gerçekte Kur’an rûhunun beslediği islâmî bir hayatın ne kadar içindeyiz? Zira bugün Müslümanların yaşama biçimlerini besleyen algılama tarzlarına dikkat ettiğinizde, onların gerçek bir hayatı değil, kırık …
Eleştirel Düşünme Ya Da Nida Dergisi
Hep aynı pencereden mi bakılması gerek hayata, olaylara, geçmişe, geleceğe? Sormak, sorgulamak, eleştirmek gerekmez mi alışılmışları, öne sürülenleri? Sormak, sorgulamak, eleştirmek başka pencereler açmaktır hayata, olaylara. Başka ufuklar kazandırmak, başka imkânlar bulmak…
Kurulu Sistemlerin Truva Atı Olmak
Zor yıllarda aydın olmak… Ya da aydına ihtiyaç duymak… Cesaretin budandığı, korkunun egemen kılındığı zamanlarda… Bid’atlerle kucaklaşıldığı, düş kurulmasına bile engellerin çıktığı zamanlarda… Sarsıcı, dönüştürücü, yozlaştırıcı, bir değişim sürecinden geçilmektedir. Bu değişim sürecinde özellikle Müslüman aydınlarda, öncü kadrolarda düşünsel bakımdan yalpalamalar yaşanmakta, görece olumluluklara razı olmanın, bazı imkânlar elde etmenin etkisiyle sistem içi değişime eklemlenmeler …
Diplomatik Tavır: İlkesiz İlişkiler
“Sil” diyor “eğer bunu kabul etmiş olsaydık, savaşmazdık!”
Biri silmiyor, öteki bakıyor.
Sitem ve öfke; hücum ettiği gözlerde bir noktaya sabitlenmiş.
Bekliyorlar ama o, kendisi siliyor; artık anlaşma sağlanabilir…
Umutsuzluk ve ikilem.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.