Aliya İzzetbegoviç, mahkûmiyet zamanlarının düşünce ürünü olan Özgürlüğe Kaçışım eserinde tüm Müslüman ülkelere “eleştirel düşünme dersleri” koymak istediğini dile getirir: “Ben olsam, Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere “eleştirel düşünme” dersleri koyardım.” İlk bakışta, düşünce ile öyle ya da böyle temas kurmaya çalışan biz Müslümanlar için bu ifadeler, katılmaktan kendimizi alıkoyamadığımız bir yaklaşımdır. Buradaki eleştirel düşünme derslerinin içeriğindeki düşünmenin nasıl olacağı, hangi türden düşünme olacağı konusu, yine bu eleştirel bakışın refleksiyona girmesi gerekeceği bir noktadır. Bugün yaşadığımız krizin bir boyutu düşünce/düşünme üzerineyse ve bundan doğan başka bir kriz, bulunduğumuz hâli kritik edememe krizi ise; bu yönüyle kriz ve kritik kavramlarının bize kavrattığı üzere kritik etmek, kriz çıkarmak ve dahi kriz anlarının sahici farkındalığı bize kritik imkânının kapılarına açacaksa, bugün oturup düşünce krizimizin hangi açıdan olduğunu tekrar sormamız gerekmektedir. Gerçekten mahrum olduğumuz, düşüncenin eleştirelliği kaybetmesi midir? Yoksa düşünmenin tek-biçimli, formel, informatik bir yüzeyselliğe sokulmasından dolayı kaybetmiş olduğumuz sadece düşünmek değil, aynı zamanda düşünme erdemi midir? Bu yazı, elbette düşüncenin kaybettiği eleştirel olma yoksunluğunu yabana atmamakla beraber, bu defa düşünce krizimize bakmayı başka bir noktaya taşımaya çalışmaktadır.
Erdem Düşüncesinden Düşünce Erdemlerine
Bu yazıyı düşünmenin erdemine doğru götürmek istediğimiz için önce erdem düşüncesine bakmamız gerekiyor. Bunun içinse erdem düşüncesinden başlamak uygun gözüküyor. Felsefenin en baş belası soru tipi olan “nedir?” sorusunu erdem için sorduğumuz vakit en kestirmeden alacağımız cevap şu olacaktır: itidal(meson). Erdem ile bilgiyi bir Janus gibi gören Sokrates’in tavrı Aristoteles’i her ne kadar öncelese de erdemin sistematik bir ele alınışını yapmamaktadır. Nikomakhos’a Etik eserinde insan için istenen iyilerden; kendisi için istenene şeklinde takip edebileceğimiz düşünce hattı en nihayetinde erdemin yapıp etmelerle kişide yerleşik huy haline gelen ve karakterini oluşturan ve övgüye mazhar olan eylemleridir. Bu yerleşen eylemlere erdem (arete) denmesi kendisinde bir üstün gelme/olma anlamı taşımasından kaynaklanmaktadır. Erdemler, kişinin ahlâkında yer edinen eylemlerin iki aşırı ucun ortasında olmasını ifade etmektedir. Erdem ve itidal ilişkisi ise insanın kendisi için istenen iyilik olan mutluluk (eudaimonia) gayesine erişmesini sağlaması açısından önemli olmaktadır.
Bu yazının devamı
221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
“İslâm insanlığa ne vadediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakikat sarkacında incelenmiş, ardından İslâm’ın temel kaynakları ekseninde değerlendirilmiştir. Çalışmada, kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, konunun beyanı öncesi doğru bir durum tespiti yapılması zarureti vurgulanmıştır.
; “adalete yönelmek”, “toplumsal yaşam” ve “toplumsal düzen” olmak üzere hukukun üç fonksiyonu ön plana alınmıştır. Burayı biraz açacak olursak; hukuk, adalete yönelmek gibi bir temenni ile inşâ edilmeye çalışılmıştır. Dünya ölçeğindeki her devlet hukukunu adalete yönelme temelinde tanımlamaya ve oluşturmaya çalıştığını iddia etmiştir. Stalin’in Rusya’sı da, Hitler’in Almanya’sı da hukuku adalete yönelen bir olgu olarak tanımlamıştır. Sonuç olarak bakıldığında, yapılan eylemler bu söylemin sadece sözde kaldığını göstermektedir.
Amacım bu yazıda gençliğin sözcülüğünü yapmak veya deizm üzerine felsefi tartışmalara girmek değil. Bir genç olarak söz konusu problemin muhataplığı mesabesince kendi adıma bir cevap vermektir. Bu yazı, Müslümanlar olarak sürekli yapay, asli ve elzem olmayan gündemlere icbar
Kur’an’ın kavramlara yüklediği doğru mânâyı bulmak, vahyin kavramı kullandığı zamanki anlamını bilmekle olur. Bunun yolu ise kavramların arka planını bilmekle olur. Cahiliyye kavramı, bugün Kur’ani mânâ dışında kullanılmaktadır. Bugün ‘cahil’e yüklenen anlam okuma-yazmayla
Kuşkusuz toplumun din eğitimi ihtiyacını örgün eğitim sisteminde karşılamak ve devletin din eğitimi üzerindeki tekelini olduğu gibi kabul edip sürdürmek önemli bir tartışma konusudur. Diğer bir ifadeyle din eğitiminin içeriğini, alma yaşını, süresini ve yöntemini laik devletin
Düşünmeyi Erdeme Kavuşturmak Üzerine Bazı Uslamlamalar
Aliya İzzetbegoviç, mahkûmiyet zamanlarının düşünce ürünü olan Özgürlüğe Kaçışım eserinde tüm Müslüman ülkelere “eleştirel düşünme dersleri” koymak istediğini dile getirir: “Ben olsam, Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere “eleştirel düşünme” dersleri koyardım.” İlk bakışta, düşünce ile öyle ya da böyle temas kurmaya çalışan biz Müslümanlar için bu ifadeler, katılmaktan kendimizi alıkoyamadığımız bir yaklaşımdır. Buradaki eleştirel düşünme derslerinin içeriğindeki düşünmenin nasıl olacağı, hangi türden düşünme olacağı konusu, yine bu eleştirel bakışın refleksiyona girmesi gerekeceği bir noktadır. Bugün yaşadığımız krizin bir boyutu düşünce/düşünme üzerineyse ve bundan doğan başka bir kriz, bulunduğumuz hâli kritik edememe krizi ise; bu yönüyle kriz ve kritik kavramlarının bize kavrattığı üzere kritik etmek, kriz çıkarmak ve dahi kriz anlarının sahici farkındalığı bize kritik imkânının kapılarına açacaksa, bugün oturup düşünce krizimizin hangi açıdan olduğunu tekrar sormamız gerekmektedir. Gerçekten mahrum olduğumuz, düşüncenin eleştirelliği kaybetmesi midir? Yoksa düşünmenin tek-biçimli, formel, informatik bir yüzeyselliğe sokulmasından dolayı kaybetmiş olduğumuz sadece düşünmek değil, aynı zamanda düşünme erdemi midir? Bu yazı, elbette düşüncenin kaybettiği eleştirel olma yoksunluğunu yabana atmamakla beraber, bu defa düşünce krizimize bakmayı başka bir noktaya taşımaya çalışmaktadır.
Erdem Düşüncesinden Düşünce Erdemlerine
Bu yazıyı düşünmenin erdemine doğru götürmek istediğimiz için önce erdem düşüncesine bakmamız gerekiyor. Bunun içinse erdem düşüncesinden başlamak uygun gözüküyor. Felsefenin en baş belası soru tipi olan “nedir?” sorusunu erdem için sorduğumuz vakit en kestirmeden alacağımız cevap şu olacaktır: itidal(meson). Erdem ile bilgiyi bir Janus gibi gören Sokrates’in tavrı Aristoteles’i her ne kadar öncelese de erdemin sistematik bir ele alınışını yapmamaktadır. Nikomakhos’a Etik eserinde insan için istenen iyilerden; kendisi için istenene şeklinde takip edebileceğimiz düşünce hattı en nihayetinde erdemin yapıp etmelerle kişide yerleşik huy haline gelen ve karakterini oluşturan ve övgüye mazhar olan eylemleridir. Bu yerleşen eylemlere erdem (arete) denmesi kendisinde bir üstün gelme/olma anlamı taşımasından kaynaklanmaktadır. Erdemler, kişinin ahlâkında yer edinen eylemlerin iki aşırı ucun ortasında olmasını ifade etmektedir. Erdem ve itidal ilişkisi ise insanın kendisi için istenen iyilik olan mutluluk (eudaimonia) gayesine erişmesini sağlaması açısından önemli olmaktadır.
Bu yazının devamı 221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İslâm’ın İnsanlığa Vadettikleri -I-
“İslâm insanlığa ne vadediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakikat sarkacında incelenmiş, ardından İslâm’ın temel kaynakları ekseninde değerlendirilmiştir. Çalışmada, kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, konunun beyanı öncesi doğru bir durum tespiti yapılması zarureti vurgulanmıştır.
Hukukta Eleştirel Düşünmenin Yeri
; “adalete yönelmek”, “toplumsal yaşam” ve “toplumsal düzen” olmak üzere hukukun üç fonksiyonu ön plana alınmıştır. Burayı biraz açacak olursak; hukuk, adalete yönelmek gibi bir temenni ile inşâ edilmeye çalışılmıştır. Dünya ölçeğindeki her devlet hukukunu adalete yönelme temelinde tanımlamaya ve oluşturmaya çalıştığını iddia etmiştir. Stalin’in Rusya’sı da, Hitler’in Almanya’sı da hukuku adalete yönelen bir olgu olarak tanımlamıştır. Sonuç olarak bakıldığında, yapılan eylemler bu söylemin sadece sözde kaldığını göstermektedir.
Gençlik, Deizm Ve Ciddiyet Üzerine Mülahazalar
Amacım bu yazıda gençliğin sözcülüğünü yapmak veya deizm üzerine felsefi tartışmalara girmek değil. Bir genç olarak söz konusu problemin muhataplığı mesabesince kendi adıma bir cevap vermektir. Bu yazı, Müslümanlar olarak sürekli yapay, asli ve elzem olmayan gündemlere icbar
Cahiliyye Kavramı Ve Cahiliyye Toplumu
Kur’an’ın kavramlara yüklediği doğru mânâyı bulmak, vahyin kavramı kullandığı zamanki anlamını bilmekle olur. Bunun yolu ise kavramların arka planını bilmekle olur. Cahiliyye kavramı, bugün Kur’ani mânâ dışında kullanılmaktadır. Bugün ‘cahil’e yüklenen anlam okuma-yazmayla
Din Eğitiminde Devlet, Cemaat, Vizyon ve Misyon
Kuşkusuz toplumun din eğitimi ihtiyacını örgün eğitim sisteminde karşılamak ve devletin din eğitimi üzerindeki tekelini olduğu gibi kabul edip sürdürmek önemli bir tartışma konusudur. Diğer bir ifadeyle din eğitiminin içeriğini, alma yaşını, süresini ve yöntemini laik devletin
Alışverişe devam et