Bir yerde gücü elinde bulunduran, iktidar sahibi muktedirlere sorulacak iki adet soru vardır: neden ve nasıl. İktidar sahibi, bir kişi olabileceği gibi birden fazla kişi ya da zümre de olabilir. Neden siz yönetiyorsunuz? Siz nasıl yönetiyorsunuz? İlk soru iktidarın meşruiyetini anlamak üzere sorulurken; ikincisi iktidarın sahip olduğu aygıtları ve süreçleri ihtiva etmektedir. Birincisi ontolojik bir soruyken; ikincisi teknik bir sorudur. Soruların açık ve netliği cevapların da net ve basit olacağı anlamına gelmiyor elbette. Özellikle “neden” sorusunun cevabı müesses nizam sahipleri için de bir sorgulanma ve hatta tehdit içermektedir. “Nasıl” sorusunun cevabı yasal metinlerde ve görünür uygulamalarda kendini belli etmektedir. Ancak “neden” sorusunun cevabı için verilecek cevabın ötesine gitmek gerekir. Bu yüzden sistemin asıl oyuncuları ve oyun kurucuları bu “neden” sorusunu “nasıl”ın cevaplarıyla geçiştirmektedir.
Bu yazının devamı
208. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülâhazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.
Çevirilerin adalet sistemi üzerindeki etkisi bir sonraki yüzyılın başlarına kadar tam olarak fark edilmeyecekti. Ancak tercümeler, İslam’ın sömürgeci eklemlenmesinde dolaysız bir epistemolojik işlev gördüler; zira Michael Anderson’ın zekice tespit ettiği üzere, tercümeler yalnızca “özcü, statik ve içeriden değişime kapalı bir İslam” fikrini doğurmakla kalmadı, aynı zamanda tüm klasik Oryantalizmin temel söylemsel pratiğini, yani “klasik hukuk metinleri üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapılmadan Hindistan ve Doğu’nun doğru bir şekilde anlaşılamayacağı” fikrini yarattı ve destekledi.
Fıtrat ve ahlâk kelimeleri: yaratılış, yapı, karakter, huy, mizaç gibi ortak anlamlar içerir. Bu nedenledir ki fıtrat ve ahlâk arasında doğal bir ilişki vardır. Her ne kadar –ahlâk- dediğimiz zaman kelimenin yaptığı çağrışım zihnimizde olumlu bir iz bıraksa da, ahlâk sadece iyi huyları ve davranışları kapsamaz.
Evrimsel doğalcılık anlayışa göre, ahlâki yargıların kökeni evrimsel süreçler aracılığıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Bu yaklaşıma göre evrim, ahlâken doğru olanı yapmanın neden iyi olduğunu açıklamak yerine ahlâki değer ve yargıların, doğal seçilim sonucunda
İktidarın Gücü İle Gücün İktidarı Arasında Meşruiyet Sorunsalı
En güçlü, gücünü hak,
boyun eğmeyi de ödev biçimine sokmadıkça
hep egemen kalacak kadar güçlü değildir.
Jean Jacques Rousseau
Bir yerde gücü elinde bulunduran, iktidar sahibi muktedirlere sorulacak iki adet soru vardır: neden ve nasıl. İktidar sahibi, bir kişi olabileceği gibi birden fazla kişi ya da zümre de olabilir. Neden siz yönetiyorsunuz? Siz nasıl yönetiyorsunuz? İlk soru iktidarın meşruiyetini anlamak üzere sorulurken; ikincisi iktidarın sahip olduğu aygıtları ve süreçleri ihtiva etmektedir. Birincisi ontolojik bir soruyken; ikincisi teknik bir sorudur. Soruların açık ve netliği cevapların da net ve basit olacağı anlamına gelmiyor elbette. Özellikle “neden” sorusunun cevabı müesses nizam sahipleri için de bir sorgulanma ve hatta tehdit içermektedir. “Nasıl” sorusunun cevabı yasal metinlerde ve görünür uygulamalarda kendini belli etmektedir. Ancak “neden” sorusunun cevabı için verilecek cevabın ötesine gitmek gerekir. Bu yüzden sistemin asıl oyuncuları ve oyun kurucuları bu “neden” sorusunu “nasıl”ın cevaplarıyla geçiştirmektedir.
Bu yazının devamı 208. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Akıl-Vahiy İlişkisi Üzerine Mülâhazalar- Bilgiyi Temellendirmenin Serüveni-II-
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülâhazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.
Sömürgecinin Değişen Yüzü Olarak Hukuk
Çevirilerin adalet sistemi üzerindeki etkisi bir sonraki yüzyılın başlarına kadar tam olarak fark edilmeyecekti. Ancak tercümeler, İslam’ın sömürgeci eklemlenmesinde dolaysız bir epistemolojik işlev gördüler; zira Michael Anderson’ın zekice tespit ettiği üzere, tercümeler yalnızca “özcü, statik ve içeriden değişime kapalı bir İslam” fikrini doğurmakla kalmadı, aynı zamanda tüm klasik Oryantalizmin temel söylemsel pratiğini, yani “klasik hukuk metinleri üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapılmadan Hindistan ve Doğu’nun doğru bir şekilde anlaşılamayacağı” fikrini yarattı ve destekledi.
Ahlâkımız Fıtrat Temelli Olmalıdır
Fıtrat ve ahlâk kelimeleri: yaratılış, yapı, karakter, huy, mizaç gibi ortak anlamlar içerir. Bu nedenledir ki fıtrat ve ahlâk arasında doğal bir ilişki vardır. Her ne kadar –ahlâk- dediğimiz zaman kelimenin yaptığı çağrışım zihnimizde olumlu bir iz bıraksa da, ahlâk sadece iyi huyları ve davranışları kapsamaz.
Hukukun Profesyonelleşmesi ve Yabancılaşma: İbn Haldun’un Devlet Kuramından Bir Okuma
Bu yazı, İbn Haldun’un umran bilimi (beşerî bilimler/humanities) ve asabiyye kuramı çerçevesinde hukukun profesyonelleşmesi sorununu ele almaktadır.
Ahlâki Yargıların Evrimsel Kökeni: Ahlâki Yargıların Gayriahlâki Temellendirilmesi Problemi
Evrimsel doğalcılık anlayışa göre, ahlâki yargıların kökeni evrimsel süreçler aracılığıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Bu yaklaşıma göre evrim, ahlâken doğru olanı yapmanın neden iyi olduğunu açıklamak yerine ahlâki değer ve yargıların, doğal seçilim sonucunda
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.