Sömürgecilik daha sevimli, daha yumuşak, daha sinsi bir
hüviyetle yaşamaktadır: Kültür sömürgeciliği.
Cemil Meriç
Giriş
20.yy’ın ortalarından itibaren fiilen Afrika topraklarından çekilen Fransızlar gösterilerek, sömürgeciliğin bittiği yaygarası koparılmıştı Batı’da. Gerçekten de sömürgecilik bitmiş miydi yoksa Cemil Meriç’in de dediği gibi daha sinsi bir hüviyet mi kazandı? Sömürgeci farklı yollarla toplumlarımızı hâlâ sömürmekte midir acaba?
Türkçeye yeni çevrilen Şeriat kitabında Hallaq, sömürgecilerden bahsettiği bölümde bir şeyi izah etmeye ve bizleri de bu hususta teyakkuza davet eder. Şöyle der Hallaq: Sömürgeci için hukuk, kaba güçten mali açıdan daha fazla kazanç sağlıyordu. (s.422) Sömürgecilik konusunda yapılan tartışmalarda çok es geçilmiş olan bu konuyu gündemimize getirir Hallaq.
Müslümanlara karşı yapılan sömürgecilik faaliyetlerini ve oryantalist hareketleri tüm dünyaya anlatmaya kendini adamış Edwar Said de bu konuyu biraz es geçmiştir diyebiliriz.
Said’in de belirttiği gibi hukukçuluk mesleği Şarkiyatçılık açısından simgesel bir anlam taşır (Said, 1999: 88). Buna rağmen hukukun şarkiyatçılık tarihinde oynadığı rol, ne Said’in kendisi tarafından doğrudan inceleme konusu yapılmış ne de Şarkiyatçılık hakkındaki sonraki çalışmalarda hukukun önemi üzerinde durulmuştur. Diğer bir deyişle hukuk, Şarkiyatçılık tarihinin olduğu kadar sömürgecilik tarihinin de unutulan bir parçasıdır (Strawson’dan akt. Gürler ve İşsevenler, s.157)
Hukuk ve Sömürgeci
Bu yazının devamı
220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bir vakıa olarak var olmakla birlikte “İslâm Düşüncesi” tabiri modern zamanlara ait bir kullanımdır. İslâm düşüncesi “Müslümanların, özellikle, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnetten hareketle, diğer kadim insanlık kültürlerinden de faydalanarak; bir sistem dâhilinde ve tutarlılığı esas alarak ortaya koydukları, bütün uhrevî, dünyevî yorumlar ve tevillerdir… İslâm düşüncesi; Allah, varlık, bilgi, sanat, estetik, ahlâk, felsefe, değer vb. hakkında Müslümanların tefekkürünü ihtivâ ettiği gibi onların sırât-ı müstakim üzere olmalarını da akılları nispetinde telkin etmektedir.
Bir toplumsal olgu, ne zaman “bilimsel” bir nesne hâline gelir? Bourdieu’ye göre bu hiçbir zaman kendiliğinden olmaz. O, sıradan bir gözlemin ya da sağduyulu bir kanaatin, düşünülmeden bilimsel bir veriye dönüşebileceği yanılsamasına karşı çıkar. Chamboredon ve Passeron’la kaleme aldığı Sosyoloji Zanaatı’nda (1968) bu dönüşümü üç zorunlu aşamaya bağlar:
Düşünceler kelebeklerin kelebek doğurduğu gibi doğmaz, düşünceler kendisinden önceki düşünceye tepki olarak doğar diyordu rahmetli Hüsamettin Aslan hoca, çevirisini yaptığı John W. Murphy’nin Postmodern Toplumsal Analiz ve Postmodern Eleştiri adlı eserin önsözünde.
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir.
Sömürgecinin Değişen Yüzü Olarak Hukuk
Sömürgecilik daha sevimli, daha yumuşak, daha sinsi bir
hüviyetle yaşamaktadır: Kültür sömürgeciliği.
Cemil Meriç
Giriş
20.yy’ın ortalarından itibaren fiilen Afrika topraklarından çekilen Fransızlar gösterilerek, sömürgeciliğin bittiği yaygarası koparılmıştı Batı’da. Gerçekten de sömürgecilik bitmiş miydi yoksa Cemil Meriç’in de dediği gibi daha sinsi bir hüviyet mi kazandı? Sömürgeci farklı yollarla toplumlarımızı hâlâ sömürmekte midir acaba?
Türkçeye yeni çevrilen Şeriat kitabında Hallaq, sömürgecilerden bahsettiği bölümde bir şeyi izah etmeye ve bizleri de bu hususta teyakkuza davet eder. Şöyle der Hallaq: Sömürgeci için hukuk, kaba güçten mali açıdan daha fazla kazanç sağlıyordu. (s.422) Sömürgecilik konusunda yapılan tartışmalarda çok es geçilmiş olan bu konuyu gündemimize getirir Hallaq.
Müslümanlara karşı yapılan sömürgecilik faaliyetlerini ve oryantalist hareketleri tüm dünyaya anlatmaya kendini adamış Edwar Said de bu konuyu biraz es geçmiştir diyebiliriz.
Said’in de belirttiği gibi hukukçuluk mesleği Şarkiyatçılık açısından simgesel bir anlam taşır (Said, 1999: 88). Buna rağmen hukukun şarkiyatçılık tarihinde oynadığı rol, ne Said’in kendisi tarafından doğrudan inceleme konusu yapılmış ne de Şarkiyatçılık hakkındaki sonraki çalışmalarda hukukun önemi üzerinde durulmuştur. Diğer bir deyişle hukuk, Şarkiyatçılık tarihinin olduğu kadar sömürgecilik tarihinin de unutulan bir parçasıdır (Strawson’dan akt. Gürler ve İşsevenler, s.157)
Hukuk ve Sömürgeci
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İslâm Düşünce Geleneği
Bir vakıa olarak var olmakla birlikte “İslâm Düşüncesi” tabiri modern zamanlara ait bir kullanımdır. İslâm düşüncesi “Müslümanların, özellikle, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnetten hareketle, diğer kadim insanlık kültürlerinden de faydalanarak; bir sistem dâhilinde ve tutarlılığı esas alarak ortaya koydukları, bütün uhrevî, dünyevî yorumlar ve tevillerdir… İslâm düşüncesi; Allah, varlık, bilgi, sanat, estetik, ahlâk, felsefe, değer vb. hakkında Müslümanların tefekkürünü ihtivâ ettiği gibi onların sırât-ı müstakim üzere olmalarını da akılları nispetinde telkin etmektedir.
Hangi Çürüme
Bir toplumsal olgu, ne zaman “bilimsel” bir nesne hâline gelir? Bourdieu’ye göre bu hiçbir zaman kendiliğinden olmaz. O, sıradan bir gözlemin ya da sağduyulu bir kanaatin, düşünülmeden bilimsel bir veriye dönüşebileceği yanılsamasına karşı çıkar. Chamboredon ve Passeron’la kaleme aldığı Sosyoloji Zanaatı’nda (1968) bu dönüşümü üç zorunlu aşamaya bağlar:
Postmodern Dünyada Eğitim: Özne Anlam İlişkisi
Düşünceler kelebeklerin kelebek doğurduğu gibi doğmaz, düşünceler kendisinden önceki düşünceye tepki olarak doğar diyordu rahmetli Hüsamettin Aslan hoca, çevirisini yaptığı John W. Murphy’nin Postmodern Toplumsal Analiz ve Postmodern Eleştiri adlı eserin önsözünde.
Yası Tutul(a)mayan ve Yüzü Başkasında Yok Sayılanların Varlığı Üzerine
Toplama kamplarında, yaşadıkları şehirlerde, evlerinde, kişiler şiddet aracılığıyla biçimlendirilerek sistematik bir şekilde öldürülmüşlerdi.
Gönül Maarifi ve Maarifin Gönlü: Bir Mukaddime Teşebbüsü
Maarif, unuttuklarımızı geri çağırabileceğimiz en önemli merci. Maarifin bir marifeti olacaksa o da unuttuklarımızı hatırlatmaktır. Zira insan evvel emirde bu dünyaya niçin geldiğini unutur. Tüm unutmalar bu ilk unutuşun bir devamı gibidir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.