Günlük hayat içerisinde çok fazla dile getirilen fakat anlaşılması bir o kadar zor ve muğlak kavramlar olan “şiddet” ve “meşrûiyet” hemen herkesin ya kullandığı ya da maruz kaldığı kavramlardır. Kavramlar yalnızca dilde gerçekleşen söz dizinlerinden ibaret değildirler; kasıtlarını gittikleri yere taşımakta ve yer yer zulümlere varan günlük hayata müdahale şekline dönüşmektedirler. Bu meseleyi anlamlandırabilmek biraz da kelime ve kavramların tarihsel süreç içerisinde yüklendiği anlamların izini sürmekle ilgilidir.
Düşüncelerdeki dönüşümler pratikteki değişim ve dönüşümleri beraberinde getirdiği gibi pratikteki değişim ve dönüşümler de düşüncelerde değişim ve dönüşümler meydana getirmektedir. Bu değişim ve dönüşümleri fark edemeyenlerin anakronizme düşmeleri ise kaçınılmazdır.
Değişen dünyada söz söyleyebilmek, ifade edilen kavramlara ne anlam yüklendiğini doğru anlayabilmekten geçmektedir. Alev Alatlı’nın “toplumsal afazi”[1] olarak dile getirdiği; insanların aynı kelimelerle konuşup farklı anlamları kastetmesi meselesi bunun önemini en bariz ortaya koyan ifadelendirmelerden biridir. Zira ilkçağda dile getirilen varlık anlayışıyla ortaçağ ve çağdaş dönemde dile getirilen varlık anlayışı tamamen aynı şeyi söylememektedir. Bir dönemde varlık aşkın parametrelere sahipken; bir dönemde tam zıttı olarak beşerî epistemolojik parametrelere sahiptir. Fakat kavram yine aynı kavramdır. Bu anlamda şiddet ve meşruiyet kavramları da dönemsel olarak aynı fonetik yapıya sahip olsa da kastı ve pratikteki yansımaları bakımından farklılaşmaktadır.
Bu yazının devamı
208. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Ahvalimiz; karanlıkta can havliyle girdiği eczaneden el yordamıyla ilaçlar toparlayıp içen ve bundan da şifa uman adamın halini andırıyor. Hasta, daha hastalığının tam olarak ne olduğunu bilmiyor; iyileşmek istiyor fakat kullandığı ilaçların neye iyi geldiğiyle ilgilenmiyor.
İnsanların özgürlük beklentileri hiçbir dönemde bu kadar çok olmamıştır. Tarihe bakıldığında insanoğlunun kimi dönemlerde özgürce yaşadığı kimi dönemlerde özgürlüğünü bir güç sahibine devrettiği, görece daha sınırlandırılmış bir şekilde hayatına devam ettiği görülecektir. Tarih boyunca kitle yönetimi devletlerin önceliği olmuştur hep. Gerek hapishanelerin doğuşu ve gerekse akıl hastanelerinin kuruluşu hatta düzenli eğitim kurumlarının ortaya çıkışı bir yandan başıbozukluğu ve kaosu önlemişken diğer yandan da toplumu sınırlamış, bireylerin tek tipleşmesinin ve onları istenilen şekle dönüştürmenin yolunu açmıştır.
‘Sağcı/sağcılık’, ‘solcu/solculuk’ kavramlarının siyasî ve sosyal anlamda Fransız burjuva ihtilaliyle eş zamanlı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Devrimden sonra Fransız ulusal meclisinde sağ tarafta oturanlara sağcı, sol tarafta oturanlara ise solcu denmiştir.
İletişimin gelmesi ve iletişimin bitmesi… Başlığa zahiri anlamda baktığımız vakit çok ciddi bir tezatla karşı karşıya kalmaktayız. Çünkü iletişim literatürdeki anlamıyla; duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması ise iletişimin gelmesi ile iletişim nasıl son bulabilir?
Allah, insanı yeryüzünün halifesi olarak yaratmıştır. Akıl ve irade sahibi her insan, yeryüzünü imar ve ıslahla mükelleftir. İnsanın hem kendi hayatını dengeli bir şekilde idame ettirmesi hem de toplumla ilişkilerinde dengeli bir tavır sergilemesi bireysel hayatla birlikte siyasetin ve dolayısıyla devlet mekanizmasının İslami prensiplere göre düzenlenmesi ve ıslahı ile mümkündür.
Şiddetin Meşrûiyetinden Meşrûiyetin Şiddetine: Döngüsel Bir İlişkiye Dair
Giriş
Günlük hayat içerisinde çok fazla dile getirilen fakat anlaşılması bir o kadar zor ve muğlak kavramlar olan “şiddet” ve “meşrûiyet” hemen herkesin ya kullandığı ya da maruz kaldığı kavramlardır. Kavramlar yalnızca dilde gerçekleşen söz dizinlerinden ibaret değildirler; kasıtlarını gittikleri yere taşımakta ve yer yer zulümlere varan günlük hayata müdahale şekline dönüşmektedirler. Bu meseleyi anlamlandırabilmek biraz da kelime ve kavramların tarihsel süreç içerisinde yüklendiği anlamların izini sürmekle ilgilidir.
Düşüncelerdeki dönüşümler pratikteki değişim ve dönüşümleri beraberinde getirdiği gibi pratikteki değişim ve dönüşümler de düşüncelerde değişim ve dönüşümler meydana getirmektedir. Bu değişim ve dönüşümleri fark edemeyenlerin anakronizme düşmeleri ise kaçınılmazdır.
Değişen dünyada söz söyleyebilmek, ifade edilen kavramlara ne anlam yüklendiğini doğru anlayabilmekten geçmektedir. Alev Alatlı’nın “toplumsal afazi”[1] olarak dile getirdiği; insanların aynı kelimelerle konuşup farklı anlamları kastetmesi meselesi bunun önemini en bariz ortaya koyan ifadelendirmelerden biridir. Zira ilkçağda dile getirilen varlık anlayışıyla ortaçağ ve çağdaş dönemde dile getirilen varlık anlayışı tamamen aynı şeyi söylememektedir. Bir dönemde varlık aşkın parametrelere sahipken; bir dönemde tam zıttı olarak beşerî epistemolojik parametrelere sahiptir. Fakat kavram yine aynı kavramdır. Bu anlamda şiddet ve meşruiyet kavramları da dönemsel olarak aynı fonetik yapıya sahip olsa da kastı ve pratikteki yansımaları bakımından farklılaşmaktadır.
Bu yazının devamı 208. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İnsan Haklarını Konuşmak ‘Kışkırtılmış İnsan’dan ‘Yaratılmış İnsana’
Ahvalimiz; karanlıkta can havliyle girdiği eczaneden el yordamıyla ilaçlar toparlayıp içen ve bundan da şifa uman adamın halini andırıyor. Hasta, daha hastalığının tam olarak ne olduğunu bilmiyor; iyileşmek istiyor fakat kullandığı ilaçların neye iyi geldiğiyle ilgilenmiyor.
Küresel Panoptikon Egemen Güçlerin Yenidünya Düzenidir
İnsanların özgürlük beklentileri hiçbir dönemde bu kadar çok olmamıştır. Tarihe bakıldığında insanoğlunun kimi dönemlerde özgürce yaşadığı kimi dönemlerde özgürlüğünü bir güç sahibine devrettiği, görece daha sınırlandırılmış bir şekilde hayatına devam ettiği görülecektir. Tarih boyunca kitle yönetimi devletlerin önceliği olmuştur hep. Gerek hapishanelerin doğuşu ve gerekse akıl hastanelerinin kuruluşu hatta düzenli eğitim kurumlarının ortaya çıkışı bir yandan başıbozukluğu ve kaosu önlemişken diğer yandan da toplumu sınırlamış, bireylerin tek tipleşmesinin ve onları istenilen şekle dönüştürmenin yolunu açmıştır.
‘İslamî Sol’ Projesi Kuzu Postuna Bürünmüş Bir Kurt Mudur?
‘Sağcı/sağcılık’, ‘solcu/solculuk’ kavramlarının siyasî ve sosyal anlamda Fransız burjuva ihtilaliyle eş zamanlı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Devrimden sonra Fransız ulusal meclisinde sağ tarafta oturanlara sağcı, sol tarafta oturanlara ise solcu denmiştir.
İletişim Geldi İletişim Bitti
İletişimin gelmesi ve iletişimin bitmesi… Başlığa zahiri anlamda baktığımız vakit çok ciddi bir tezatla karşı karşıya kalmaktayız. Çünkü iletişim literatürdeki anlamıyla; duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması ise iletişimin gelmesi ile iletişim nasıl son bulabilir?
İslam, Devlet ve Siyaset
Allah, insanı yeryüzünün halifesi olarak yaratmıştır. Akıl ve irade sahibi her insan, yeryüzünü imar ve ıslahla mükelleftir. İnsanın hem kendi hayatını dengeli bir şekilde idame ettirmesi hem de toplumla ilişkilerinde dengeli bir tavır sergilemesi bireysel hayatla birlikte siyasetin ve dolayısıyla devlet mekanizmasının İslami prensiplere göre düzenlenmesi ve ıslahı ile mümkündür.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.