Meşruluk kavramı sosyal bilimlerin temel kavramlarındandır. Meşru kavramı genel kanaatte yasanın, dinin ve kamu vicdanının doğru bulduğu şey olarak kabul edilir.
Meşruluk kavramının bugün bize ne anlattığına gelmeden kavramın geçirmiş olduğu dönüşümleri nasıl okuyabiliriz?
Meşru kavramına iki şeklide bakabiliriz. İlk olarak felsefi zeminde kavrama bakılabilir. Bir şeyi haklı görmek için gerekçeler ortaya koyma, bir şeye rıza gösterilmesi için gerekçeler ortaya koyma, nedenler gösterme. Siyaset düşüncesi açısından bakacak olursak da siyasi iktidarın ahlâki dayanak noktasıyla bağlantılı olarak sorgulanmasına karşılık gelir. Felsefi açıdan baktığımız zaman meşruluk zemini; iktidar ne yaptığında iyi bir şey yapmış olur, ne yaptığında yanlış bir şey yapmış olur, ne yaptığında adil bir uygulama yapmış olur, ne yaptığında adaletin dışına çıkmış olur gibi sorgulamalar yapmamızı sağlayan bir zemindir. İkinci olarak sosyolojik açıdan bakabiliriz. Sosyolojik açıdan baktığımız zaman -adetler, alışkanlıklar, değer yargıları, kültür, inançlar, dini inançlar- bütün bunlar bu sosyolojik zeminin içine girer. Bu bakış açılarının ikisi örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir. Felsefe ve toplumun değerleri arasında bir ilişki vardır ancak bu ikisi her zaman örtüşmeyebilir. Dolayısıyla toplumsal anlamda sosyolojik olarak meşru görülen bir şey felsefi olarak meşru görülmeyebilir. Örneğin, bir toplumdaki genel kanaat veya inanç sistemi, değer sistemi bir uygulamayı normal karşılayabilir. Farz edelim ki bu uygulama da belli bir yaşam tarzı üzerinde baskıcı bir uygulama olsun ve o toplumun homojen bir toplum olduğunu varsayalım. Çoğunluk kendi görüşünü, kendi anlayışını, kendi yargısını doğru kabul ettiği için uygulamada beis görmez. Mesela Suriyeliler örneğini verecek olursak, şöyle bir iddia var:
Bu yazının devamı
208. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Aslında sosyoloji diğer alanlara ne kazandırıyorsa müziğe de onu kazandırmış oluyor. Bauman’ın çok güzel bir kitabı var “Sosyolojik Düşünmek” diye. Herkese de tavsiye ederim. Özellikle bu alana dışardan girenler için.
“İnsan insanın kurdudur.” kabulünden yola çıkan Hobbes, bu insanların güvenli bir şekilde yaşayabilmeleri için Leviathan’a ihtiyaçları olduğunu belirtir. Bu ihtiyacın oluşumu olan modern devlet, insanı da oluşumunun içine dahil ederek onu vatandaş kılar.
Post-modernistler merkezi olan her şeye karşı çıkmaya başladılar ve merkezi olan her şeyin değişmesi gerektiğini söylediler. Bununla beraber bir parçalanma kavramını gündeme getirdiler. Ve bütün kavramları parçalayarak insanı özgürleştirmeye çalıştılar. Yalnız burada enteresan bir şey vardı; modernlik kilise karşısında insanı özgürleştirmek için
Batı’da cereyan eden fikrî ve toplumsal değişimlerle beraber bilhassa Rönesans’tan itibaren Skolastik düşünce ve dönemini temsil ve inşa eden Scholar’ın yerine bu defa modern düşünce ve dönemi inşa edecek olan Entelektüel geçiyor. Yani Hristiyanlığı temsil eden din adamının entelektüel kuvveti azalınca ve hadiseleri anlama ve açıklayıcı olmakta zorlanınca,
İktidar denince günlük hayatta umarsızca tüketilen, her yerde ve her ortamda konuşulan, herkesin üzerine bir şeyler söylediğini zannettiği, dillere pelesenk olmuş bir kavram beliriyor akılda. Peki, bu kadar konuşulan ve güya bilinen iktidar hakkında gerçekten ne biliyoruz? Nedir aslında iktidar denen şey? Geçmişten günümüze nasıl var olmuştur?
Meşruluğun Değişim ve Dönüşümü Üzerine
Röportaj: Ferhat Koç
Meşruluk kavramı sosyal bilimlerin temel kavramlarındandır. Meşru kavramı genel kanaatte yasanın, dinin ve kamu vicdanının doğru bulduğu şey olarak kabul edilir.
Meşruluk kavramının bugün bize ne anlattığına gelmeden kavramın geçirmiş olduğu dönüşümleri nasıl okuyabiliriz?
Meşru kavramına iki şeklide bakabiliriz. İlk olarak felsefi zeminde kavrama bakılabilir. Bir şeyi haklı görmek için gerekçeler ortaya koyma, bir şeye rıza gösterilmesi için gerekçeler ortaya koyma, nedenler gösterme. Siyaset düşüncesi açısından bakacak olursak da siyasi iktidarın ahlâki dayanak noktasıyla bağlantılı olarak sorgulanmasına karşılık gelir. Felsefi açıdan baktığımız zaman meşruluk zemini; iktidar ne yaptığında iyi bir şey yapmış olur, ne yaptığında yanlış bir şey yapmış olur, ne yaptığında adil bir uygulama yapmış olur, ne yaptığında adaletin dışına çıkmış olur gibi sorgulamalar yapmamızı sağlayan bir zemindir. İkinci olarak sosyolojik açıdan bakabiliriz. Sosyolojik açıdan baktığımız zaman -adetler, alışkanlıklar, değer yargıları, kültür, inançlar, dini inançlar- bütün bunlar bu sosyolojik zeminin içine girer. Bu bakış açılarının ikisi örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir. Felsefe ve toplumun değerleri arasında bir ilişki vardır ancak bu ikisi her zaman örtüşmeyebilir. Dolayısıyla toplumsal anlamda sosyolojik olarak meşru görülen bir şey felsefi olarak meşru görülmeyebilir. Örneğin, bir toplumdaki genel kanaat veya inanç sistemi, değer sistemi bir uygulamayı normal karşılayabilir. Farz edelim ki bu uygulama da belli bir yaşam tarzı üzerinde baskıcı bir uygulama olsun ve o toplumun homojen bir toplum olduğunu varsayalım. Çoğunluk kendi görüşünü, kendi anlayışını, kendi yargısını doğru kabul ettiği için uygulamada beis görmez. Mesela Suriyeliler örneğini verecek olursak, şöyle bir iddia var:
Bu yazının devamı 208. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Müzik ve Müzik Sosyolojisi Üzerine
Aslında sosyoloji diğer alanlara ne kazandırıyorsa müziğe de onu kazandırmış oluyor. Bauman’ın çok güzel bir kitabı var “Sosyolojik Düşünmek” diye. Herkese de tavsiye ederim. Özellikle bu alana dışardan girenler için.
Devletin Ne’liği Üzerine
“İnsan insanın kurdudur.” kabulünden yola çıkan Hobbes, bu insanların güvenli bir şekilde yaşayabilmeleri için Leviathan’a ihtiyaçları olduğunu belirtir. Bu ihtiyacın oluşumu olan modern devlet, insanı da oluşumunun içine dahil ederek onu vatandaş kılar.
Post-Modernizm, Hakikat ve Algı Üzerine
Post-modernistler merkezi olan her şeye karşı çıkmaya başladılar ve merkezi olan her şeyin değişmesi gerektiğini söylediler. Bununla beraber bir parçalanma kavramını gündeme getirdiler. Ve bütün kavramları parçalayarak insanı özgürleştirmeye çalıştılar. Yalnız burada enteresan bir şey vardı; modernlik kilise karşısında insanı özgürleştirmek için
İktidarın Soykütükleri
Batı’da cereyan eden fikrî ve toplumsal değişimlerle beraber bilhassa Rönesans’tan itibaren Skolastik düşünce ve dönemini temsil ve inşa eden Scholar’ın yerine bu defa modern düşünce ve dönemi inşa edecek olan Entelektüel geçiyor. Yani Hristiyanlığı temsil eden din adamının entelektüel kuvveti azalınca ve hadiseleri anlama ve açıklayıcı olmakta zorlanınca,
“İktidar” Üzerine
İktidar denince günlük hayatta umarsızca tüketilen, her yerde ve her ortamda konuşulan, herkesin üzerine bir şeyler söylediğini zannettiği, dillere pelesenk olmuş bir kavram beliriyor akılda. Peki, bu kadar konuşulan ve güya bilinen iktidar hakkında gerçekten ne biliyoruz? Nedir aslında iktidar denen şey? Geçmişten günümüze nasıl var olmuştur?
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.