Hocam malumunuz 7 Ekim’den bu yana Gazze’de bir insanlık suçu, katliam ve soykırım işleniyor. Uzun yıllardır süren bir dram… Özellikle ekim ayından beri çok ama çok uzun yıllardır süren bir insanlık dramı… Bu meselenin birçok açıdan değerlendirilmesi gerekir; sizden de değerlendirmelerinizi almak istiyoruz. “Vicdan” sizin sıkça üzerinde durduğunuz bir kavram. İnsanlık sizce vicdanını mı kaybetti?
Evet, evet! Yani laf uzatmaya hiç gerek yok. Bu durum insanların gözü önünde kaç aydır devam ediyor. Dünyanın mevcut olan politik veya uluslararası hukuk kurumları, Birleşmiş Milletler, Avrupa vs… İnsan hakları ile ilgili bilinen bir sürü mahkemeler… Hiçbiri bir şey yapamıyor. Yani organizasyon olarak veya vicdan olarak olayı durdurmuyor. İnsanın gözünün önünde bu devam ediyor. Hani İkinci Dünya Savaşının yıkımından sonra bu Birleşmiş Milletlerin veya Avrupa’da birçok hukuki kurumun kurulmasıyla insanlık bu büyük trajediden bir ders çıkarmıştı sanki. Dolayısıyla bundan sonra bu tip şeylere müsaade edilmeyecek yönünde bir umutvari hava yaratılmıştı. Ama bunun böyle olmadığının emarelerini biz daha önce Bosna’da gördük.
Ruanda’da, daha 1994’de Fransa’nın göz yummasıyla kaç milyon insan soykırımdan geçirildi? Yani Avrupa’da bu vicdanın oluşmadığını gösteriyor. Yani daha açık konuşmak lazım; Avrupa’da vicdan yok. Yani Avrupa’nın merkezinde durum böyle. O kurumların vicdanî bir yapı değil de menfaat üzerine kurulduğu ortaya çıktı.
Bu yazının devamı
215. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Sosyoloji disiplini için önemli başlıklardan olan köy ve şehir ayrımı konusu, özellikle bizim gibi geç ve ithal-ikameci modernleşen toplumlar için sosyal, siyasi, ekonomik ve sanatsal birçok açıdan önemli bir gerilime neden olmuştur. Gündelik hayatımızın derinliklerinde, sinemadan edebiyata, sosyal ilişkilerimizden, siyasal alana kadar her yerde
Okullar açılsın mı, açılmasın mı, uzaktan mı, yüz yüze mi, hibrit mi derken belirsizliklerle dolu yolun yarısını geçtik sanırım. Bu belirsizliklerle beraber yaşamaya çalışırken her durumda farklı zorluklarla mücadele etme ve farklı uyum becerilerine de sahip olmamız gerektiğini daha iyi anlıyoruz hep birlikte.
Nida Dergisi’nin 200. sayısında 25. yılına özel olarak hem Genel Yayın Koordinatörü, hem kurucusu, hem ablası hem de annesi olan Ferda Bütün ile özel bir söyleşi yaptık.Söyleşimizde teknik detaylardan ziyade özelde Nida Dergisi genelde ise dergiciliğin özü, ruhu, meşakkatli yanları ve teşvik edici yönlerine odaklandık.
“İnsan insanın kurdudur.” kabulünden yola çıkan Hobbes, bu insanların güvenli bir şekilde yaşayabilmeleri için Leviathan’a ihtiyaçları olduğunu belirtir. Bu ihtiyacın oluşumu olan modern devlet, insanı da oluşumunun içine dahil ederek onu vatandaş kılar.
Organik bir açıklama gibi göz önünde ve bir yönetme meselesi olarak otoritenin kullanımı cihetinden baktığımızda bunun başlangıcını aileye kadar götürebiliriz. Aile, sosyal bir dünya olduğu gibi aynı zamanda bir yönetim merkezi ve dinî/duygusal bir örgütlenme modelidir.
Gazze, Vicdan ve İnsanlık Dramı Üzerine
Röportaj: Esra Baş
Hocam malumunuz 7 Ekim’den bu yana Gazze’de bir insanlık suçu, katliam ve soykırım işleniyor. Uzun yıllardır süren bir dram… Özellikle ekim ayından beri çok ama çok uzun yıllardır süren bir insanlık dramı… Bu meselenin birçok açıdan değerlendirilmesi gerekir; sizden de değerlendirmelerinizi almak istiyoruz. “Vicdan” sizin sıkça üzerinde durduğunuz bir kavram. İnsanlık sizce vicdanını mı kaybetti?
Evet, evet! Yani laf uzatmaya hiç gerek yok. Bu durum insanların gözü önünde kaç aydır devam ediyor. Dünyanın mevcut olan politik veya uluslararası hukuk kurumları, Birleşmiş Milletler, Avrupa vs… İnsan hakları ile ilgili bilinen bir sürü mahkemeler… Hiçbiri bir şey yapamıyor. Yani organizasyon olarak veya vicdan olarak olayı durdurmuyor. İnsanın gözünün önünde bu devam ediyor. Hani İkinci Dünya Savaşının yıkımından sonra bu Birleşmiş Milletlerin veya Avrupa’da birçok hukuki kurumun kurulmasıyla insanlık bu büyük trajediden bir ders çıkarmıştı sanki. Dolayısıyla bundan sonra bu tip şeylere müsaade edilmeyecek yönünde bir umutvari hava yaratılmıştı. Ama bunun böyle olmadığının emarelerini biz daha önce Bosna’da gördük.
Ruanda’da, daha 1994’de Fransa’nın göz yummasıyla kaç milyon insan soykırımdan geçirildi? Yani Avrupa’da bu vicdanın oluşmadığını gösteriyor. Yani daha açık konuşmak lazım; Avrupa’da vicdan yok. Yani Avrupa’nın merkezinde durum böyle. O kurumların vicdanî bir yapı değil de menfaat üzerine kurulduğu ortaya çıktı.
Bu yazının devamı 215. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Şehir ve Köy Ayrımı Üzerine
Sosyoloji disiplini için önemli başlıklardan olan köy ve şehir ayrımı konusu, özellikle bizim gibi geç ve ithal-ikameci modernleşen toplumlar için sosyal, siyasi, ekonomik ve sanatsal birçok açıdan önemli bir gerilime neden olmuştur. Gündelik hayatımızın derinliklerinde, sinemadan edebiyata, sosyal ilişkilerimizden, siyasal alana kadar her yerde
“Eğitim ve Görme Biçimleri” Üzerine
Okullar açılsın mı, açılmasın mı, uzaktan mı, yüz yüze mi, hibrit mi derken belirsizliklerle dolu yolun yarısını geçtik sanırım. Bu belirsizliklerle beraber yaşamaya çalışırken her durumda farklı zorluklarla mücadele etme ve farklı uyum becerilerine de sahip olmamız gerektiğini daha iyi anlıyoruz hep birlikte.
“Nida Dergisi 25. Yıl” Özel
Nida Dergisi’nin 200. sayısında 25. yılına özel olarak hem Genel Yayın Koordinatörü, hem kurucusu, hem ablası hem de annesi olan Ferda Bütün ile özel bir söyleşi yaptık.Söyleşimizde teknik detaylardan ziyade özelde Nida Dergisi genelde ise dergiciliğin özü, ruhu, meşakkatli yanları ve teşvik edici yönlerine odaklandık.
Devletin Ne’liği Üzerine
“İnsan insanın kurdudur.” kabulünden yola çıkan Hobbes, bu insanların güvenli bir şekilde yaşayabilmeleri için Leviathan’a ihtiyaçları olduğunu belirtir. Bu ihtiyacın oluşumu olan modern devlet, insanı da oluşumunun içine dahil ederek onu vatandaş kılar.
Modern Devlet ve Açmazları Üzerine
Organik bir açıklama gibi göz önünde ve bir yönetme meselesi olarak otoritenin kullanımı cihetinden baktığımızda bunun başlangıcını aileye kadar götürebiliriz. Aile, sosyal bir dünya olduğu gibi aynı zamanda bir yönetim merkezi ve dinî/duygusal bir örgütlenme modelidir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.