Ferda Bütün İle “Nida Dergisi 25. Yıl” Özel Röportajı

Röportaj: Sercan Ünğan
Nida Dergisi 200. Sayı / Ocak-Şubat / 2021

Nida Dergisi’nin 200. sayısında 25. yılına özel olarak hem Genel Yayın Koordinatörü, hem kurucusu, hem ablası hem de annesi olan Ferda Bütün ile özel bir söyleşi yaptık. Söyleşimizde teknik detaylardan ziyade özelde Nida Dergisi genelde ise dergiciliğin özü, ruhu, meşakkatli yanları ve teşvik edici yönlerine odaklandık. Şüphesiz aldığımız cevaplar sıradan cevaplar değildi. Çünkü sorularımızı yanıtlayan kişi Nida Dergisi’nin hayat bulmasına vesile olan ve aynı zamanda hayatı boyunca fikrî mücadelenin içinde yer alan biriydi. Söyleşimizde neşeden hüzne, düşünceden kaygı ve derde kadar birçok duyguyu aynı anda yaşayacağınızdan şüphemiz yok. 25 yılı sınırlı sayfa sayılarında konuşmak kolay olmadı. Biz bu hususta Bismillah dedik, okumak ve gereğini yapmak ise size kaldı. Yolculuğumuz hakkında fikir sahibi olmanız ve bu yolculuğa eşlik etmeniz için hayırlı bir başlangıç olmasını temenni ediyor ve sizleri söyleşimizin samimi satırlarıyla baş başa bırakıyoruz.

Nida Dergisi’nin sizdeki karşılığı nedir?

Bir çocukluk hayali, bir babanın 1959 yılında tarihe not düştüğü bültenin yeniden harekete geçirilmesi, bir özlem, bir salih amel arayışı, bir okul, bir sancı, bir uyanış, bir dirilişe vesile arayışı…

Düşünce bahçesine bir tohum da bizden, tefekkür ağacına bir yağmur da bizden, tezekkür şeceresine bir nesil de bizden olsun diyerek gayret etme iştiyakı…

Nida Dergisi’nin hem öğretmeni hem öğrencisi olmanın verdiği sükûnet bizdeki karşılığı…

25 yıllık geçmişi düşündüğünüzde ana hatları ile Nida Dergisi ve dergiciliğe dair neler söylemek istersiniz?

25 yılı birkaç satıra sığdırmak elbette zor. Bir yumağı sarar gibi sabırla, sevinçle, azimle, bazen yorgunlukla ve ardından gelen heyecanla yeniden canlanma… Yol arkadaşlarınızla yaptığınız tartışmalarda geçinmeyi öğrenme, tartışmanın akabinde tarttığınız eylem ve fikirlerle düşünce dünyasına dalışlarınızda gördüğünüz inci ve mercanlar ile amacınıza kavuşmuş olmanın huzurunu elde etme…

Nida Dergisi bir bebek gibi doğdu ve büyüyor. 1. sayı ile 200. sayıyı mukayese ettiğinizde 25 yılda ne kadar mesafe alındığını gözlemleyebiliyorsunuz. Zaman zaman her canlıda olduğu gibi Nida Dergisi’nde de nekâhet dönemleri oldu pek tabi. Başlangıcından bugüne kadar devamlı olarak kadrosunda yer alanlar olduğu gibi yeni gelen dostlarla yoluna devam etti. Uzun yıllar yazılarıyla katkı sağlayan yazarlara buradan teşekkür etmek yeterli gelmez elbette. Allah hepsinden razı olsun, muhakkak hakikatin anlaşılmasındaki gayretlerinin karşılığını Rabbimiz verecektir. Bize de o yazıları okuyarak ve okunmasına vesile olarak teşekkür etmek düşer. Nida Dergisi ilk yayım hayatına başladığı günlerden bugüne dek okur olarak yol arkadaşımız olan tüm kardeşlerimize de teşekkür ederiz.

Nida Dergisi hak ve hakikati anlama yolunda bir okul olma gayretinde. Güncele, gündeme hapsolmadan dünyanın gidişatına etki etmeye çalışan akımların tanınması için konularını belirlerken uzun vadeli etki alanı oluşturmayı ilke edinerek yol almanın derdinde. Umarız bu konuda bir başarı ortaya koyabiliyoruzdur.

Dergicilik… Dergi okumanın ihtiyaç olarak görülmediği bir toplumda büyük heyecanlar ve umutlarla yayıma başlamış dergilerin idamesini sağlamak zor. Yazar, okur, teknik destek, ulaşım… Bir dizi sorunların olduğu bir atmosferde hele de kendi ayaklarınız üzerinde durmaya çalışıyorsanız şartlara mağlup olmak değil, şartlara direnmek zorundasınız. ‘Edebiyat fikirden bağımsız’ veya ‘fikir edebiyattan bağımsız’ gibi tasniflerin olduğu bir vasatta fanzinler ve tasnif edilmiş okuyuculara bölünen bir dünyada sesler biraz daha kısık çıkıyor. Popüler kültürün akışına kendini kaptırmış bir okur dünyası günü birlik şehri süsleyen çiçekler gibi solmak zorunda kalıyor. Üniversite yıllarının heyecanı geçtikten sonra mesleki hayatın kuşatmasıyla okurlarını kaybetmek zorunda kalıyor dergiler. Velhasıl zorlukları olsa da güzellikleri ve bereketi onu unutturacak etkide.

Dergiciliğin meşakkatli bir uğraşı olması üzerinden hareket edecek olursanız… Yaşadığınız temel problemlerden ana hatlarıyla bahseder misiniz?

Nida Dergisi’nin yayım hayatına girdiği yıllarda bayan olarak bir iş yapmak zordu. Şimdilerde pozitif ayrımcılık veya girişimcilik kadınlar için daha kolay ve imkânı daha çok.

İlk etapta pek ciddiye alınmamıştı yola çıkışımız. Bir heves, bir heyecan olarak görülmüştü; süreç bunun böyle olmadığını gösterdi elhamdülillah. Tevbe Sûresi 71. âyet pratiğinde daha sonra birbirimize veli olmaya başlayınca dergi daha bir kök salmaya ve meyve vermeye başladı. Suya atılan taş gibi hâle hâle genişledi. O günlerde genç olanlar, sizin gibi, bugün derginin mutfağında daha da iyi aşçı olmaya başladı. İdealinize sadıksanız yaşarken zorluklara pek aldırmıyorsunuz hatta daha bir perçinleniyorsunuz. Toprak altındaki buğday tohumunun yeşermesi için eksi dereceleri görmesi gerekiyormuş ki yeşerebilsin. Son dönem meşhur bir tanım var ya: “Konfor insanı çürütür!”

Birçok derginin kapandığı bir vasatta ayakta kalabilme iştiyak ve gayretinin motivasyon kaynağı nedir?

İlk olarak Allah’ın yardımı. İstişare, koordineli çalışma ve sizler gibi taze heyecanlar. En önemli şey sürekli okumalar ile beslenme. Bir işin mutfağındakiler pesimist olmaya başlamışsa bu sofraya gelen yemeğin lezzetini de etkiliyor ve dahi o sofraya oturanların iştahını da kesiyor.

Bir dergi kadrosu ofis elemanları gibi masa başında oturmamalı. Hareketin bereket getireceğini bilerek masa başı çalışmaları besleyecek fikir ve aksiyon sürecini iyi değerlendirmeli. Yazı yazan da kendini yenilemeli, okuyan da okuduğunu irdeleyebilmeli ki bu dayanışmadan bir heyecan oluşsun. Namazın vaktini kolladığınız kadar îfâ ettiğiniz salih amelinizin de makbul olabilmesi için vaktin nabzını kollamak zorundasınız. Sünnetullahta herkese çalıştığının karşılığı vardır. Bir de çalışmalarda çekişme olmaması lazım. Vahyî lisanla ifade edersek: Çekişmeyin rüzgârınız kesilir ve gevşemeyin.

“Her dergi bir okuldur” veyahut “dergiler, hür tefekkürün kaleleridir” sözleri sizde nasıl bir çağrışım yapıyor?

Bizzat yaşıyoruz biz bunu. Bir derginin çıkma aşamasında zorluklar eşiğini aşarken, aslında ilk eğitilenler bizlerdik. Biz dergiyi çıkarırken o bizi büyütüyordu aslında. Derginin ilk çıktığı yıllarda “her dergi bir okuldur” ifadesi zorlukları göğüslemek için bir zırh olmuştur bizim için. Bazen kendi kendimize ‘bunca emeği çekmek yerine var olan bir dergiye mi destek olsak acaba’ diye sorgulama sürecine girdiğimizde bu cümle engel olurdu bize. Çünkü kolay değil, ciddi bir gelir istiyor dergicilik. Okuyanların ve destek olanların sayısı az olunca ister istemez düşünüyorsunuz. ‘Nida Dergisi Okulu’ bize çok şey öğretti, çok…

Hür fikrin kalesi olabilmesi için dergilerin haktan başka bir yere bağlı olmaması gerekir. Ekonomik olarak, fiziksel olarak bir yerlere bağlıysanız bu bağ sizin ayağınıza pranga olabilir. Onun için varoluş biçiminize de dikkat etmek zorundasınız. Hürriyet bir yere kadar… Nida Dergisi olarak şimdi birisi bize hakikate aykırı bir yazı getirse yayınlar mıyız? Fikirlerin de hürriyeti ulu orta olamaz, olmamalı. İlkeler, kriterler bir dergide de olsa dikkatten kaçırılmamalı.

Dijitalleşmenin kılcal damarlara kadar nüfuz ettiği bir çağda neden matbu dergicilik?

Bu bir gereklilik… Dijital de bir tarz olarak kullanılabilir ama hâlâ kâğıdın kokusunu duymak isteyenlerin yaşadığı bir dünyadayız. Vahiy sözlü kültür olarak gelmiş olsa da matbu olarak nesillere aktarılmıştır. Dijital ortam insana simulakrlarla çevrilmiş hissini veriyor. Yani görüntü var ama his yok, koku yok. Matbu dergi somutlaştırıyor. Gün gelir devran döner maddede eriyen insanın mânâ arayışı gibi dijitalden yorulan nesil matbu arayışına girer ve o gün raflarda dokunacak bir Nida Dergisi bulur.

Nida Dergisi’nin 1. sayısı ile 200. sayısını göz önünde bulundurduğunuzda değişen ve değişmeyen kısımlara dair neler söylemek istersiniz.

Değişmeyen tek şey ideali ve hikmet arayışı. Onun dışında kendisini hep yenilemeye gayret etti. Değişmeyen isimler de var tabi… J

“İki günü birbirine eşit olan ziyandadır” ifadesini merkeze aldığımızda “derginin iki sayısının birbirine eşit olmaması” gibi bir gayret söz konusu olmakta mıdır?

Elbette olmakta. Yayın ve yapım aşamasında olan biri olarak sen de buna şahitlik etmektesin. Sık sık yapılan toplantılar ve istişarelerle tekrara düşmeme gayretimiz var. Bazen araya giren yıllardan sonra aynıymış gibi görünen konular işlense de işleyiş tarzı ve işleyen kişiler farklı. Bir deyiş var ya: “Bir nehirde iki defa yıkanamazsınız.”

Dergicilik hususunda sizi en çok teşvik eden ve en çok zorlayan hususlar nelerdir?

Okur dünyasında dergi ayrı bir ihtiyaç. Bir konuyu birkaç perspektiften okumanın imkânını buluyorsunuz. Bir kitabı tek başınıza yazarken bir dergiyi birçok kişi ile beraber yazıyorsunuz. Dergi, okur masasının bir ayağı, bu ayak eksik kalırsa masa sallanır. Dengeyi bozmadan bu ayak da var olmalı. Zorlayan hususlar yola alıştıkça zor gelmiyor. Siz işinize sahip çıkınca Âlemlerin Rabbi olan Allah da sahip çıkıyor.    

Röportajımızı okuyacak olan gerek abonelerimiz gerekse eline ulaşan kişilere Nida Dergisi’nin 25. yılı hasebiyle bir mesaj vermek ister misiniz?

Abonelerimizin biraz daha sesli düşünmelerini isterim. Sesli düşünmek derken, dergiyi ellerine aldıklarında ve okuduklarında müsbet veyahut menfî bir paylaşımda bulunmaları bizi mutlu, mesut eder. Daha nice yıllara birlikte çıkabilmek, nesillerimize düşüncelerimizi aktarabilmek için desteklerini esirgemezlerse iyi olur. Zaten bugünlere de bu dayanışmayla gelmedik mi!

Tüm emekleriniz için teşekkür ediyor, gerek sizin gerekse dergide emeği geçen tüm emektarların gayretlerinin Allah katında kabul olmasını temenni ediyorum.

Âmin. Hem ahiret kazancımız hem de dünyada insanlığa gözaydınlığı olacak vesileler kılsın bizi ve her sayımızı. Ben de teşekkür ederim. 25 yıl için söyleyecek çok şey var, çok şey yaşandı zira…

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir