İnsan, anlam arayışı içinde olan bir varlık olarak tanımlanmakta ve bu arayış insanı ister istemez farklı adreslere yönlendirmektedir. Kimi zaman felsefî bir doktrin içerisinde, kimi zaman siyasal bir oluşum içerisinde, kimi zaman ise bir “din”in vazetmiş olduğu dünya görüşü içerisinde bu anlam arayışına cevaplar bulduğunu ifade etmektedir. Anlam arayışına cevap olacak duraklardan biri olan dinin ne anlam ifade ettiği de yine insanın anlam arayışının bir parçası olmaktadır. Anlam arayışı, ‘kişiyi yalnızca birtakım zihnî merhaleler kat ettikten sonra terk eden bir süreç mi?’ yoksa ‘sorularına bulduğu cevaplara göre hayatını dizayn etmesini sağlayacak, pratik hayatını şekillendirecek olan bir dönüşümün öncülü mü?’ olacağı arayış içinde olan ya da olduğunu zanneden kişiye göre değişiklik arz edecektir. Hayatı şekillendirecek bir dönüşümün öncülü ise şayet; devamında gelen süreç eski durumuna taban tabana zıt olmasa bile ciddi değişiklikleri beraberinde getirecektir.
Anlam arayışına cevap olabilecek duraklardan birinin de “din” olduğunu ifade ettik. Bu dinin hangisi olduğunun tartışmasını yapmaktan ziyade mensubu olduğumuzu mutlulukla ifade edebileceğimiz[1] İslâm’ın insanın varlık amacına yönelik vurguları üzerinde duracağımızı yazımızın başında belirtmek isteriz.
Bu yazının devamı
202. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Âlemdeki düzenin en başında Allah vardır. Allah âlemi düzenli ve ahenkli bir şekilde var etmiş ve ona varlığını sürdürecek nitelikleri vermiştir. Bunun yanında insanlara da düzenli bir şekilde yaşamaları ve ortak bir amaca yönelmeleri için vahiy göndermiştir. Nasıl ki âlemin bir yöneticisi varsa gönderilen bu vahyi insanların uygulamasını sağlayacak bir yönetici olmalıdır. Aksi takdirde düzenli ve ortak amaca yönelmiş bir topluluk ortaya çıkamaz.
“İslâm insanlığa ne vadediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakikat sarkacında incelenmiş, ardından İslâm’ın temel kaynakları ekseninde değerlendirilmiştir. Çalışmada, kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, konunun beyanı öncesi doğru bir durum tespiti yapılması zarureti vurgulanmıştır.
Her din, dünya görüşü ve ideoloji bir ‘hakikat’ iddiası içerir. Bu hakikat insanı öyle bir kuşatır ki, insan onunla görür, onunla düşünür, onunla işitir ve onunla hisseder. Hiçbirşeyi onun dışında yorumlayamaz olur! Bunun güzel bir örneği Orphalese halkına giderayak hitâb eden Ermiş’de görülür.
Fıkhın, kendini güncelleme kabiliyeti sayesinde Müslüman toplumlarda ortaya çıkan birçok probleme asırlar boyunca etkin çözümler ürettiğini ifade etmek hakkaniyetli bir değerlendirme olur. Ancak özellikle son iki asra gelindiğinde bu durumun belirli ölçüde değişiklik arz ettiği gözlenmektedir. Tek bir nedene indirgenemeyecek kadar girift olan bu değişimin temelinde Müslüman toplumların Batı karşısında siyasi hâkimiyetlerini kaybetmesi yatmaktadır.
Pragmatizm, felsefede; uygulayıcılık, uygulamacılık, pragmacılık, fiîliyye, faydacılık, yararcılık, gerçeğe ve eyleme yönelik olan, pratik sonuçlara yönelik düşünme temelleri üzerine kurulmuş olan felsefi akım. William James (1842-1910) tarafından popüler hale getirilmiştir.
Kulluğun Bir Cüz’ü Olarak Oruç ve Ramazan
İnsanın Anlam Arayışında “Kul Olma” Durağı
İnsan, anlam arayışı içinde olan bir varlık olarak tanımlanmakta ve bu arayış insanı ister istemez farklı adreslere yönlendirmektedir. Kimi zaman felsefî bir doktrin içerisinde, kimi zaman siyasal bir oluşum içerisinde, kimi zaman ise bir “din”in vazetmiş olduğu dünya görüşü içerisinde bu anlam arayışına cevaplar bulduğunu ifade etmektedir. Anlam arayışına cevap olacak duraklardan biri olan dinin ne anlam ifade ettiği de yine insanın anlam arayışının bir parçası olmaktadır. Anlam arayışı, ‘kişiyi yalnızca birtakım zihnî merhaleler kat ettikten sonra terk eden bir süreç mi?’ yoksa ‘sorularına bulduğu cevaplara göre hayatını dizayn etmesini sağlayacak, pratik hayatını şekillendirecek olan bir dönüşümün öncülü mü?’ olacağı arayış içinde olan ya da olduğunu zanneden kişiye göre değişiklik arz edecektir. Hayatı şekillendirecek bir dönüşümün öncülü ise şayet; devamında gelen süreç eski durumuna taban tabana zıt olmasa bile ciddi değişiklikleri beraberinde getirecektir.
Anlam arayışına cevap olabilecek duraklardan birinin de “din” olduğunu ifade ettik. Bu dinin hangisi olduğunun tartışmasını yapmaktan ziyade mensubu olduğumuzu mutlulukla ifade edebileceğimiz[1] İslâm’ın insanın varlık amacına yönelik vurguları üzerinde duracağımızı yazımızın başında belirtmek isteriz.
Bu yazının devamı 202. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kitâbü’l-Mille Çerçevesinde Fârâbî’de Şehrin Meşruiyeti
Âlemdeki düzenin en başında Allah vardır. Allah âlemi düzenli ve ahenkli bir şekilde var etmiş ve ona varlığını sürdürecek nitelikleri vermiştir. Bunun yanında insanlara da düzenli bir şekilde yaşamaları ve ortak bir amaca yönelmeleri için vahiy göndermiştir. Nasıl ki âlemin bir yöneticisi varsa gönderilen bu vahyi insanların uygulamasını sağlayacak bir yönetici olmalıdır. Aksi takdirde düzenli ve ortak amaca yönelmiş bir topluluk ortaya çıkamaz.
İslâm’ın İnsanlığa Vadettikleri -I-
“İslâm insanlığa ne vadediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakikat sarkacında incelenmiş, ardından İslâm’ın temel kaynakları ekseninde değerlendirilmiştir. Çalışmada, kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, konunun beyanı öncesi doğru bir durum tespiti yapılması zarureti vurgulanmıştır.
Gücünü ‘Hakikat’ten Almayan ‘İktidar’
Her din, dünya görüşü ve ideoloji bir ‘hakikat’ iddiası içerir. Bu hakikat insanı öyle bir kuşatır ki, insan onunla görür, onunla düşünür, onunla işitir ve onunla hisseder. Hiçbirşeyi onun dışında yorumlayamaz olur! Bunun güzel bir örneği Orphalese halkına giderayak hitâb eden Ermiş’de görülür.
Nas Bağımlılığı ve Metin Erksan’ın “Sevmek Zamanı” Filmi
Fıkhın, kendini güncelleme kabiliyeti sayesinde Müslüman toplumlarda ortaya çıkan birçok probleme asırlar boyunca etkin çözümler ürettiğini ifade etmek hakkaniyetli bir değerlendirme olur. Ancak özellikle son iki asra gelindiğinde bu durumun belirli ölçüde değişiklik arz ettiği gözlenmektedir. Tek bir nedene indirgenemeyecek kadar girift olan bu değişimin temelinde Müslüman toplumların Batı karşısında siyasi hâkimiyetlerini kaybetmesi yatmaktadır.
Pragmatik Siyasetten İlkeli Politika Çıkar mı
Pragmatizm, felsefede; uygulayıcılık, uygulamacılık, pragmacılık, fiîliyye, faydacılık, yararcılık, gerçeğe ve eyleme yönelik olan, pratik sonuçlara yönelik düşünme temelleri üzerine kurulmuş olan felsefi akım. William James (1842-1910) tarafından popüler hale getirilmiştir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.